Arama

“Bezmialem”den “bezmiailem”e

“Bezmialem”den “bezmiailem”e

Bu günlerde, kadın ve aile konularında at izi it izine karıştı. Eskiden, dışarıdan körükleyerek kıvılcımı yangına dönüştürmeye çalışıyorlardı; şimdilerde, ateş kendi ocağımıza düştü.

İfrat ile tefrit arasındaki git geller, aile binasının temellerine vuruyor. Cinsinin ve camiasının rehberleri, önderleri olması gereken hanımefendiler; onursuzların sözde onur yürüyüşüne sahip çıkacak hale geliyor.

Çocukluk, gençlik yıllarımızdan itibaren; ailenin ve akrabanın kadınlarını ve kızlarını, erkeklerinden daha çok sevip sayıyorduk. Yeri geldiğinde; "Efendiler, zamanla dini de toplumu da erkek merkezli hale getirip, kadınları ve kızları ihmal etmiş, geri plana itmişiz. Bu yanlışı düzeltmeli, telafi etmeliyiz" diyorduk.

Fakat son yıllarda, "hanımefendileri hayatın içine çekelim" derken; önemli bir kısmını evin, ailenin, anneliğin, eşliğin, hasılı fıtratın dışına çıkardık. Çala çala bir havayı bulduk; gide gide "kadın hakları" üzerinden "feminizm"e, "cinsel eşitlik" üzerinden "eşcinsellik" savunuculuğuna kadar vardık.

Yer yer, zaman zaman, özgürlüğün yahut özgüvenin "haddi aşma"ya dönüştüğüne şahit oluyoruz. İffetin sınırlarının zorlandığını ve hatta aşıldığını görüp; utanıyor, üzüntü duyuyoruz.

İşte böyle bir ortamda, Osmanlı döneminin "rol model" kadınlarından birini ve eserlerini hatırladık. Arkasında amel defterinin açık tutulmasına vesile olacak hizmetler bırakan bir hanımefendiyi; hayırla yad ettik, rahmetle ve minnetle andık.

Saraya "esirciler" eliyle, "cariye" olarak gelmişti. İyi bir eğitim sürecinden geçerek; önce "", sonra "" olmuştu.

İkinci Mahmud'un sevgili eşi, Abdülmecid'in saygıdeğer annesiydi. Devlet işlerinde güçlü bir yardımcı, iyi bir danışmandı ama konumunu istismar edenlerden değildi.

Hastahaneler, mektepler, camiler, köprüler, çeşmeler yaptırdı. Fakirlere, muhtaçlara karşı cömert oldu ama israfa düşmekten sakındı ve sakındırdı.

Mala, mülke, paraya, pula meyletmedi. Şefkatli ve merhametli, mütevazi ve iffetli oldu; zevk, sefa, şan, şöhret peşinden gitmedi.

Vakıf Ana anlayışıyla oluşturduğu kurumlar ve hizmetler arasında; bu günkü Bezmialem Vakıf Üniversitesi ve de var. Gençler sağlık eğitimi alıp doktor, hemşire oluyor; hastalar tedavi görüyorlar.

Altı yıl önce, "Biz senin doktor olmanı değil, hekim olmanı istiyoruz" diyerek kaydını yaptırdığımız kızımız; şimdilerde mezun oldu. Geniş kapsamlı ve katılımlı mezuniyet töreninde; öğrenciler ve öğretim üyeleri, anneler ve babalar, kardeşler ve akrabalar bir araya geldi.

Bezmialem Valide Sultan'ın vakfiyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün himayesi, sadece sağlık bilimleri alanında hizmet veren ihtisas üniversitesi bir araya gelmiş; kültürümüzün ve medeniyetimizin "vakıf ruhu" herkese ve her şeye sirayet etmişti. Mezunları ve mensupları o ruh iklimi içinde dost ve kardeş olmuş; büyük bir aile haline gelmişti.

Artık hocaları tarafından "öğrenci" değil, "meslektaş" muamelesi gören ve kendilerine öyle hitap edilen genç "hekim"lerin; hem gözlerinin içi gülüyor, hem de gönüllerinin coşkusu dışa vuruyordu. Ağızlarından ve dillerinden ise; "Burası bezmialem değil, bezmiailem" sözleri dökülüyordu.

Birlikte yaptıkları "yemin töreni", bulunduğumuz bahçede mazinin asaletini gövdesinde ve dallarında taşıyan tarih yüklü ağaçlar arasında yankılandı. Muhtemelen, o gün orada bulunan herkes; Bezmialem Valide Sultan'ı minnetle andı.

Biz de dua ettik, Fatiha okuduk. Her hal ve şart altında "hanımefendi" kalınarak "Hanım Sultan" ve "Valide Sultan" olunabileceğini bir kez daha hatırlamış olduk.

Bu duygu, düşünce ve ruh hali içinde; analarımızı, bacılarımızı, hanımlarımızı, kızlarımızı sevgiyle ve saygıyla selamlıyoruz. Onlara, bütün samimiyetimizle; "Biz sizin alanınızı daraltmayalım, anlamınızı azaltmayalım ama siz de lütfen yaratılış, var oluş gayenizin ve misyonunuzun sınırları içinde kalın. Ömrümüzün, gönlümüzün, yurdumuzun, yuvamızın hanım sultanları, valide sultanları olun" diyoruz.

Hanımefendiler de beyefendiler de hiç unutmasınlar ki; kadın ile erkek, hayat ufkunda uçan insanlık kuşunun iki kanadı gibidir. Dünyevi ve uhrevi gayelerimiz, yüksek ve yüce tepelerin başındaki yaylalara, platolara benzetilebilir.

O yüksek ve yüce tepelere sağ salim ulaşabilmek, kavuşabilmek için; iki kanadın birlikte ve uyum içinde hareket etmesine ihtiyaç var. Tek kanatla uçanlar yahut kimi o dağa kimi bu dağa çekenler; tez zamanda yorulup düşüyorlar.

İnsan olarak, kul ve halife olarak eşit; kadın ve erkek olarak farklıyız. Adem ile Havva'dan beri, bir bütünün iki parçası gibi birbirimizi tamamlamaktayız.

Allah bizi, iki ayrı cins olarak yaratmış ki; birbirimizde sükun bulalım diye. Tamamlayıcı ve destekleyici özelliklerle donatmış ki; dengeyi ve uyumu sağlayıp bütün olalım diye.

Her kim fıtratın dışına çıkar yahut çıkarırsa, helak olur. İki kanattan birini bağlayan, engelleyen, zayıflatan, kıran, göz ardı eden, yok sayan; kişi olarak da toplum olarak da kendisini uçurumun dibinde bulur.

Akıllı olup bu tezgahtan ve tuzaktan bir an önce kurtulalım. Allah'ın muradını kulun maksadı haline getirip, dünya ve ahiret saadetini bulalım.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN