Arama

Zekeriya Erdim
Kasım 22, 2018
Eğitimde yerel-evrensel dengesi ve uyumu
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu toplantısında; eğitimde "yerel" ile "evrensel" arasındaki dengeyi ve uyumu değerlendirmiş. "Milli olanın içe kapanmaya doğru dönüşmesi, evrensel olanın diğer kültürleri yutmaya doğru dönüşmesi gibi bir risk var. Belki bir millete yapılabilecek kötülüklerden biri, o milleti kendi kültüründen mahrum etmektir. Ama daha büyük bir kötülük, o milleti kendi kültürüne mahkum etmektir, yani bir içe kapanmaya yol açmaktır. Bu bağlamda, yerel olan ile evrensel olan arasındaki dengeyi yeniden kurma ihtiyacımız var" demiş.

Ayrıca, konunun UNESCO ile bağlantısını kurarak; okullarda UNESCO Kulüpleri'nin geliştirilmesi gerektiğine vurgu yapmış. Bu bağlantının; çocukların evrensel olanı algılamalarına katkıda bulunacağını hatırlatmış.

Genel olarak; doğru ve güzel tespitler olduğunu söyleyebiliriz. Normal şartlar altında; bu bakış açısını yerinde bulup destekleyebiliriz. Ancak; altı çizilmesi yahut not düşülmesi gereken noktalar var. İçeride ve dışarıda, "evrensel" edebiyatı yapanlar; yaşadığımız sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik, bilimsel, teknolojik süreçleri unutuyor ya da unutturuyorlar.

Biz burada; konunun iki yanına ve yönüne bakmaya çalışacağız. Yerel ile evrensel arasındaki denge ve uyum açısından; iki önemli gerçeği hatırlatacağız.

YERELİN SINIRLARI

Şayet yerel "bir yere, bir ülkeye, bir bölgeye ait olan" ve evrensel de "dünyaya, insanlık alemine ait olan" anlamına geliyor ise; bizim yerel değerlerimiz nerede başlayıp nerede bitiyor? Sıkıştırıldığımız yahut hapsedildiğimiz Anadolu Yarımadası ile sınırlı bir değerler sisteminden mi söz ediliyor? O zaman Osmanlı Coğrafyası'nın, Türk Dünyası'nın, İslam Dünyası'nın kadim değerleri kimin hesabına yazılacak? Tarih, kültür, medeniyet dünyasındaki birikimlerimiz; üstü örtülü hazineler yahut mazide kalmış hatıralar dosyasına mı konacak?

Bizim, asırlar boyunca; ideallerimiz kadar uzak mesafelere götürülmüş hizmetlerimiz, her türlü doğal ya da suni afete karşı dirençli hale getirilmiş eserlerimiz var. Bir yandan, bulundukları ülkelere ve böldelere değer katıyor; öte yandan, nesilden nesile miras kalarak, temsil ettikleri kültürü ve medeniyeti geleceğe taşıyorlar.

Bunları göz ardı ederek yapılacak "yerel değerler" tanımı; ufkumuzu daraltır, ideallerimizi törpüler. Gönül coğrafyamızın kapılarını ve pencerelerini kapatır; bizi kendi evimizde, küçük ve karanlık bir odaya hapseder.

Öte yandan, millet olarak ürettiğimiz, çoğalttığımız yerel değerlerin büyük bir kısmı; aslında, bütün dünyayı ve insanlık alemini kapsayacak, kuşatacak kadar evrenseldir. Çünkü, bizim inancımıza ve ahlakımıza göre; herkes için huzurlu ve güvenli olmayan bir dünya, hiç kimse için huzurlu ve güvenli değildir.

EVRENSELİN EMPERYALİZMİ

Sayın Bakan'ın atıfta bulunduğu ve irtibatı kuvvetlendirme gereği duyduğu UNESCO; Birleşmiş Milletler'in "eğitim, bilim ve kültür" kurumudur. 1945 Yılında sözleşmesi imzalanmış, 1946 yılında kurulmuş olup; Türkiye, dahil olan ve onaylayan ilk yirmi iki ülkenin onuncusudur.

Kayıtlara göre, merkezi Paris'te bulunan bu kurumun temel amacı; eğitim, bilim ve kültür alanlarında uluslar arası iş birliği imkanları sağlayarak, dünya barışına katkıda bulunmak. Temel ilkesi ise; aralarında din, dil, ırk ve cinsiyet ayırımı yapmadan insanların haklarını ve özgürlüklerini savunmak.

Uygulamalara bakıltığımızda; söylenenlerle yapılanların aynı olmadığını görüyoruz. Dünyanın zorba ve zorki hakimleri durumunda bulunan emperyal güçlerin; kendi yerel değerlerini, evrensel değer diye dayattıklarını biliyoruz.

Ayrıca, ne hikmetse; bunca uluslar arası kuruluşa ve süslü, hatta sihirli cümlelerden oluşan anlaşmalara, sözleşmelere rağmen dünyaya bir türlü barış gelmiyor. Özellikle İslam Coğrafyası'nda; milyonlarca mağdurun ve mazlumun yangını sönmüyor, yarası sarılmıyor, kanı ve göz yaşı dinmiyor.

Son birkaç asırdır; bizi yerli değerlerimizden mahrum, yabancı değerlere mahkum ettiler. Ne zaman kendimiz olma ya da kalma cüreti, cesareti göstersek; başımıza balyoz indirip, uçurumun kenarına ittiler.

Şimdilerde yaşadığımız, yeniden diriliş ve direniş süreci; onların lutfunun ve ikramının değil, onlara rağmen ortaya koyduğumuz özgüven duydusunun eseridir. Vurulan siyasal ve ekonomik, askeri ve bürokratik darbelerin doğal sonucu olarak; toplumsal yapının bağışıklık kazandığı, bünye direncinin geliştiği, algılama ve karşılama biçiminin değiştiği söylenebilir.

SANA SENDEN GELİR

Eskilerin dediği gibi; "sana senden gelir, bir dad lazımsa". Ayrıca ve ilaveten; "gayrıdan ümüdin kes, imdad lazımsa".

Eğitimde yerel ile evrensel arasındaki dengeyi ve uyumu, UNESCO ve benzeri uluslararası kuruluşlar üzerinden değil; kendi kültür ve medeniyet değerlerimiz üzerinden kurmalıyız. Doğal olarak ve doğası gereği evrensel olan yerel değerlerimizi; gün yüzüne çıkarıp güncelleyerek, asrın idrakine sunmalıyız.

Elbette, uluslararası ilişkiler; olabildiğince iyi noktalara getirilmelidir. Ancak; söz konusu anlaşmaların ve sözleşmelerin, hiç adil olmadığı ve güçlü olan tarafın lehine çalıştığı da bilinmelidir.

Bizim için, bir adım daha ileri gitmenin ve bir basamak daha yukarı çıkmanın yolu; kendi ipimize ve sapımıza tutunmaktır. Evrensel kılıfı geçirilmiş emperyal güçlere öykünmekten ve özenmekten vaz geçip; unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz, aldırdığımız, çaldırdığımız hazinelerimizi geri bulmaktır.

Geçmişte yapıp ettiklerimiz; gelecekte yapabileceklerimizin teminatı olur. İdrakimize giydirilmiş deli gömleklerini çıkarıp, kendi tarihi ve kültürel kimliğimizin kisvesine büründüğümüzde; dünyaya ve insanlık alemine gerçekten barış, huzur, güven, refah gelir.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN