Arama

Zekeriya Erdim
Ekim 3, 2018
Çiçekler naylon oldu

Önce sözlü anlatımla aktarılan, sonra yazılı kaynaklara da geçen rivayetlere göre; efsanevi halk kahramanlarımızdan biri olan Köroğlu, "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" demiş. Çünkü, üretilen ateşli silahlar; doğalı ve doğayı alaşağı edip, yiğitçe-mertçe savaşmanın önüne geçmiş.

Yıllar önce, biz de bir şiirimizde; "Çiçekler naylon oldu, şimdi yapma bebekler / Arılar göçüp gitti, uçmuyor kelebekler" demiştik. Böylece; giderek kaybolan doğaya ve doğallığa dikkati çekmek istemiştik.

Biz, biliyor ve inanıyoruz ki; âlemler ve içindekiler, bir denge ve uyum içinde yaratılmıştır. Yerler ve gökler; insanın hizmetine sunulmuş nice unsurlarla donatılmıştır.

Mevcudu keşfetmek, yeni bir şeye dönüştürerek icat etmek; hem hakkımız, hem de görevimizdir. Ancak; bunu yaparken, eşyanın fıtratının korunması gerekir.

DOĞAYI VE DOĞALI KAYBEDİYORUZ

Dünya ve insanlık âlemi; giderek "doğal" olandan uzaklaşıp, her şeyin "suni" ve hatta "yapay" olanını üretiyor. Mevcudu keşfedip, mümküne dönüştürerek "icat" etmenin ötesine geçiyor; "yaratma" niyeti ve gayreti içine giriyor.

Başta gıda, ilaç, temizlik, kozmetik alanları olmak üzere; temel ihtiyaçlarımızı karşılama konusunda, adım adım doğadan ve doğaldan uzaklaşıyoruz. Kelimenin tam anlamıyla; kendi ürettiklerimizin bağlısı, bağımlısı, hatta kölesi olduğumuz bir hayatı yaşıyoruz.

Bu bizi; hızla insan olmaktan ve kalmaktan uzaklaştırıyor. Yaratılmışların en üstünü; göz göre göre robotlaşıyor.

Doğanın ve içindekilerin; kimyası bozuluyor. Bilim ve teknoloji geliştikçe; insanlar ve toplumlar, daha fazla kendi mezarını kazıyor.

Bir yandan kan kusturup; öte yandan çanak tutanlar var. Aynı toplumsal yapının bazı birimleri bir şeyleri yaparlarken; bazı birimleri de patır kütür yıkıyorlar.

Zehri de, panzehri de üretenler; aynı gizli ve kirli eller. Ölenin arkasından sahte ağıtlar yakıyorlar; kalana cömertçe methiyeler.

İnsanın emrine verilenler; insanı esir alma noktasına geldi. Hayatın dengesi bozuldu; ayaklar baş, başlar ayak oldu.

YAPAY ZEKÂ GELİŞİYOR

Son yılların en popüler konularından biri; "yapay zekâ" çalışmaları. Yazılım teknolojisinin ileri adımlarının; hayatın değişik alanlarındaki uygulamaları.

Bu gidişe; Türkiye de ayak uydurmaya çalışıyor. İç dinamikleri azami derecede katma değere dönüştürerek, yerli ve milli teknoloji üretme çabaları; yapay zekâ alanına kadar ulaşıyor.

Ülkemizi, yapay zekâ endüstrisinde üst seviyelere çıkarabilmek için; Microsoft firması, üniversitelerimizle ortak müfredatlar hazırlayacakmış. Bu işbirliği sayesinde; sektörlerin ihtiyaçlarına uygun ürünler tasarlanması ve yeni mesleklere uyumlu hale getirilmesi sağlanacakmış.

Uzmanlar ve yöneticiler; yapay zekâ uygulamalarının yakında Türk mühendisler tarafından gerçekleştirileceğini ve Türkiye'nin yapay zekâ üreten bir ülke haline geleceğini söylüyorlar. Bu bağlamda; mesela turizm-tarım-ticaret şehri olan Antalya'nın üç T'sine dördüncüsü de eklenerek, aynı zamanda teknoloji şehri olma özelliği kazanacağını ifade ediyorlar.

Memnuniyetle görüyor ve karşılıyoruz ki; kamu ve özel sektör aracılığıyla, artık bilime ve teknolojiye daha fazla yatırım yapılıyor. Ancak, buna paralel olarak; yapılan üretimlerin sağladıkları faydalarla birlikte, getirdikleri riskler ve oluşturdukları zararlar da hatırlatılıyor.

Sonuç olarak; fıtrata müdahale ettiğimiz oranda, doğal denge ve düzen bozuluyor. Elde ettiğimiz faydalar, bilançonun gelir hanesine; karşılaştığımız zararlar da gider hanesine yazılıyor.

Ana ilkemiz; zararı asgariye indirmek, faydayı azamiye çıkarmak olmalı. Yapay zekâ alanındaki araştırma, geliştirme çalışmaları da bu sınırlar içinde kalmalı.

DOĞAL ZEKÂ İHMAL EDİLİYOR

Hani, gözler belirli büyüklükte olan ve belirli mesafeler içinde bulunan şeyleri görüyorlar ya? Kulaklar da belirli frekanslar arasındaki sesleri duyuyorlar ya?

Bu fonksiyonlarında eksilme olduğunda; uzmanına başvurup, tedavi etme yoluna gidiyoruz. Gözümüzün eksiğini tamamlamak için gözlük, kulağımızın eksiğini tamamlamak için kulaklık takıyoruz.

Bazı gözler, daha küçük cisimleri ve daha uzak mesafeleri de görselerdi; bazı kulaklar, daha küçük ve daha büyük frekanslardaki sesleri de duysalardı ne yapardık? Herhalde, bu "üstün" özellikleri nimete dönüştürüp; daha aktif ve verimli kullanmanın yollarını arardık.

Mevcut eğitim sisteminde; "üstün zekâ" tanımına giren çocuklar ve gençler, mağdur oluyorlar. Olayları, durumları, mesajları, konuları daha erken anlayıp kavradıkları için; çoğunluğa ayak uyduramıyorlar.

Cins atlar, özel yetiştirilip; yarışlarda, sahiplerine ödül getiriyor. Özel yetenekli çocuklar ve gençler ise; onlara hitap edecek, fıtri kabiliyet ve kapasitelerini ortaya çıkarıp geliştirerek katma değere dönüştürecek eğitim ortamları olmadığı için, anneleri ve babaları açısından, stres ve sıkıntı kaynağı haline geliyor.

Bir başka ifadeyle; "yapay zekâ" için yaptığımız yatırımı, "doğal zekâ" için yapmıyoruz. Elimizden tutsunlar diye ürettiğimiz robotlarla iftihar ediyor; onların da mucidi olan insanların, ellerinden tutmuyoruz.

Umarız; Milli Eğitim Bakanı'nın gündeminde, bu konu da vardır. 15 Ekim'de açıklanacağı bildirilen yeni strateji planında; inşallah, "doğal zekâ" nimetinin doğru değerlendirilmesi de yer alır.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN