Arama

Dükkânı “dergâh”, duruşu bir “mücahid derviş”

Dükkânı “dergâh”, duruşu bir “mücahid derviş”

İlkokul mezunu şair, yazar, mütefekkir

Hatırlanacağı gibi, son üç yazımızda; mektep-medrese görmeden yetişip, alanında iyi yerlere gelmiş "alaylı"lardan söz ettik. Önce, genel bir çerçeve çizip; sonra, iddiamızı örneklerle ve öykülerle pekiştirme yoluna gittik.

Amacımız, mevzuatı ve müfredatı ile örgün hale gelmiş eğitimin gereksizliğini yahut yetersizliğini anlatmak değil; sistem dışı yollarla da kalite ve kariyer sahibi olunabileceğini hatırlatmaktı. Nitekim hafıza kayıtlarımızı birazcık kurcaladığımızda; geçmişten ve günümüzden, nice sıra dışı kişiler ve kurumlar ortaya çıktı.

Müsaadenizle, söz konusu alaylılar zincirine; bir halka daha ekleyeceğiz. Kendi tabiriyle, iddiasız bir "kenar mahalle esnafı"nın; küçük bir mekâna, büyük bir dünyayı nasıl sığdırabildiğini özetleyeceğiz.

ADAM GİBİ BİR ADAM

Resmi kayıtlara bakılırsa; bir ilkokul mezunu. Fiili duruma göre değerlendirme yapılırsa; Anadolu Yarımadası'ndan başlayıp Osmanlı Coğrafyasına, İslam Dünyası'na ve hatta İnsanlık Âlemi'ne kadar uzanan bir derdin, davanın, aşkın, sevdanın şairi, yazarı, mütefekkiri, mecnunu.

Hakkında tez yapılacak, kitap yazılacak düzeyde ve derecede; derinliği ve çeşitliliği var. Mütevazi bir beyaz eşya dükkanında kurduğu ve yönettiği kırk küsur yıllık "sivil mekteb"in mezunları ve mensupları; her yaş ve seviyedeki insan (özellikle gençler) için "yaşam koçu", dara düşüp bunalanlar için "doğal terapist", ayağı kayıp tökezleyenler için "tutunacak dal" olduğunu söylüyorlar.

Ayrıca, "emrolunduğun gibi dost doğru ol" mealindeki ilahi mesaja uygun olarak; hak bildiği yolda, eğilip bükülmeden yürüdüğüne şahitlik ediliyor. "Her zaman aşkı, coşkuyu, dostluğu savundu. İhanetlere aldırmadı, sadakatinden vazgeçmedi; hiç kimseyi yarı yolda bırakmadı, ezmedi, incitmedi" deniliyor.

Seksenli yılların başlarında, ihtilal sonrası dönemin yoğun baskıları altında; birlikte ev sohbetleri, cami programları, salon toplantıları yaptık. Meydanlarda mitingler, caddelerde ve sokaklarda yürüyüşler organize edip; cesurca sloganlar attık.

Eylem zamanı, en önde giden militan; söylem zamanı, hakikati haykıran bir hatipti. Kültür ve medeniyet dünyamızın, süzme sentezini yaparak; bilgece yaşama becerisini gösteren bir prototipti.

Yeni Devir, Selam gibi gazetelerde yazılar yazdı. Mavera, Kardelen, Düş Çınarı, Hece, Bir Nokta gibi dergilerde şiirleri yayınlandı.

Nidai Kuloğlu ve Olcay Güvenç müstear isimlerini de kullanan Mürsel Sönmez'in şiirleri; Cüzler, Göz Aydınlığı, Efitap, Tütün Küfesi, Güvercin Ağacı, Külçe, Mansur Ahengi, Üzüm Meseli adlı kitaplarda toplandı. Muhtelif yerlerde yayınlanan denemeleri ise; Dar Vakit Günleri, Su Terazisi, Yüz Akı, Ticaret ve Hayat adlı kitaplarla okuyucuya ulaştırıldı.

Kendi çıkardığı edebiyat dergilerinin; ilgili ve yetenekli gençler için bir mektep olduğu, çok sayıda şairi ve yazarı yetiştirip mezun ederek topluma kazandırdığı görülüyor, biliniyor. Kardelen'le başlayıp, Düş Çınarı ile ikinci evreye geçen bu kültür- bahçıvanlığı; Bir Nokta ile hizmetini devam ettiriyor.

PINAR GİBİ BİR MEKÂN

Dükkânı "dergâh", duruşu "mücahid derviş" gibidir; mekânın ve ortamın tadını alan, ömür boyu tiryakisi olur. İfratın ve tefritin sınırlarında dolaşıp, sendromlarına şahit olarak "orta yol"u yakalamıştır; kafasına esse de şeyhliğini ilan etse, çok sayıda mürit bulur.

Bir başka ifadeyle; orada bir pınar vardır, kesintisi akar. İsteyen kana kana içip yüreğini ferahlatır; isteyen elini yüzünü yıkar.

İz Yayıncılık'tan çıkan "Mekân Hikâyeleri" adlı kitapta; doğal olarak, bu buluşma noktasına da yer verilmiş. Oynadığı rolün anlamı ve açılımı; sayfalarda ve satırlarda şöyle dile getirilmiş:

"Dükkânın müdavimleri, daha çok gençlerdir. İkinci sırada şairler, yazarlar, öğretmenler, akademisyenler gelir… Dünyası'nın sıkıntıları, 'nin sosyal ve siyasal meseleleri, gençlerin aşk hikâyeleri, evlilik ve iş planları, sanatın toplumsal karşılıkları, güncel ve aktüel gündemler en belirgin konulardır. Yazıhanede bir haritası bulundurulur ve Osmanlı Coğrafyası'na atıflar yapılır… Necip Fazıl, Fethi Gemuhluoğlu, Nuri Pakdil, Sezai Karakoç gibi düşünce ve dava adamlarının açtığı kulvarın toplum için taşıdığı değer; adeta bir vird gibi tekrar edilir… Aşksız ve çilesiz bir hayatın anlamsızlığı dile getirilir."

Aile ve akraba çevremiz içinde; her birisi üniversite bitirmiş ve en az bir yabancı dili aktif kullanabilecek hale gelmiş çok sayıda genç var. Hatta bazıları, yüksek lisans ve doktora da yapmış oldular.

Ancak, biz onlara; yakından tanımaktan, dost ve kardeş olmaktan mutluluk duyduğumuz ilkokul mezunu Mürsel Amca'larını, "rol model" insan olarak gösteriyoruz. Bazen içimizden geçirerek, bazen yüksek sesle dile getirerek; "Elimizde olsa, hiç tereddütsüz, sosyal ve siyasal bilimler alanında, yıldızlı bir profesörlük unvanı veririz" diyoruz.

Özel dostları arasında; Milletvekili ve Bakan olanlar da var. Dünyanın en güçlü devletlerinin, en şedit başkanlarına elçi gönderilse; alnının akıyla temsil edebileceğini, onlar da biliyorlar.

Çelik bilekli, mangal yürekli bir dert ve dava adamı. Sizce, mektep-medrese görmemiş olmasının bir kıymeti var mı?

Hiç kimseye ve hiçbir şeye aldırmadan; birilerinin hayatına dokunmaya devam ediyor. Çayını içen, çardağından geçen herkes; yar yolunda ve yaran yanında olduğunu hissediyor.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN