Arama

ahlâkı

Sosyal medya ahlâkı

Alemde yahut onun küçük bir parçası olan dünyada yaratılan, var olan her şey; bizim kullanma amacımıza ve usulümüze göre, iyiliğe de kötülüğe de hizmet edebilir. Aynı bitkisel, hayvansal, kimyasal hammaddeden; şifa vesilesi olabilecek "ilaç" da, ölüme sebep olabilecek "zehir" de üretilebilir.

Doğru ya da yanlış "tercih"lerin arkasındaki ana unsur; insanları diğer canlılardan ayıran "irade"dir. Kabulleri ve retleri belirleyen iradeye ise; ortak ölçüler haline getirilmiş "ahlaki değerler" istikamet verir.

Dünyada yaşayan insanlar arasında; çok farklı, çeşitli dinlere ve düşünce sistemlerine mensup olanlar var. Ancak, bazı temel ya da "evrensel değerler" konusunda; hemen hemen aynı "ortak tepkiler"i gösteriyor, aynı "ortak tavırlar"ı sergiliyorlar.

Şayet, bu temel hassasiyetler zayıflamış yahut yok olmuşsa; o zaman insanlık altyapısında "zemin kayması" olmuş demektir. Böyle bir sosyo kültürel arıza; aynı gök kubbenin altında yaşayan herkese, çok yönlü zararlar verir.

İşte bu bağlamda, " ahlakı" ya da ahlaksızlığı; tüm sınırları aşarak, çığ gibi büyüyen bir "ortak tehlike" haline geldi. Kişisel ve kurumsal "" adına; bütün insani değerler ayak altına serildi.

Dijital dünyanın "hizmet hamleleri" arttıkça; bu sorun, daha kaygan ve karmaşık bir zemin oluşturuyor. İçinde gerçekten çok yalan, doğrudan fazla yanlış bulunduran yazılı, sesli, görüntülü paylaşımlar; dünyanın her yerinde, baş döndürücü bir hızla, kontrolsüz bir şekilde, insanlığı ifsad eden "kötülük mikropları" bulaştırıyor.

İLETİŞİM KOLAYLIKLARI

Eskiden, sadece "basılı " vardı. İnsanların bir kısmı; bilgileri kitaplardan, haberleri gazete ve dergiden okurlardı.

Radyonun ve televizyonun icad edilmesi, "sesli ve görüntülü medya"nın hizmete girmesi; iletişim konusunda, ilave imkanlar kazandırdı. Bilgilinin ya da haberin yayılma alanını genişletti, hızını ve oranını artırdı.

Yakın geçmişte, ""in oluşturduğu ve geliştirdiği "sosyal medya" ağları; insanları tek taraflı "okuyucu" ya da "dinleyici" olmaktan çıkarıp, çok taraflı "iletişim aktörleri" haline getirdi. Akıllı telefonlarla avuç içine kadar indirgenen, düşük maliyetlerle yüksek paylaşım fırsatı tanıyan erişim imkanları; emniyeti ve ehliyeti sıfırladı, kontrolü ve denetimi bitirdi.

Artık herkesin, her zaman, her yerde; bilgiye, belgeye, habere ulaşma ve hatta uydurarak paylaşma imkanı var. Bizim ülkemizde, insanlar; muhtelif amaçlarla, her gün ortalama üç saat, sosyal medya kullanıyorlar.

SALGIN HASTALIKLARI

Bu kadar yoğun ve yaygın kullanılan bir mecra; beraberinde "fırsatlar" ile birlikte "tehditler" de getiriyor. Adına "sosyal medya hastalıkları" denilen arızalar; kişisel, kurumsal toplumsal hayatımızdan bir şeyleri alıp götürüyor.

Ekran, telefon, dijital oyun bağımlılığı gibi psikolojik arızaların yanı sıra; hayattan kopma, dış dünyaya karşı ilgisiz ve duyarsız hale gelme gibi sosyal hastalıklar da var. Ayrıca, insanlar sosyal medyayı; birileriyle dalga geçmek, çılgınca düşüncelerini test etmek, müstehcen neşriyat yapmak, muhaliflerine saldırmak, ağlarına düşürdükleri kimselerle flört etmek, eşlerini aldatmak, yalan yanlış paylaşımlarla kişileri ve kurumları yıpratmak gibi kötü amaçlar için de kullanıyorlar.

Mahremiyet kalkıyor, nezaket sıfırlanıyor. Uydurma, kaydırma belge ve bilgilerle; zihinler bulanıyor, zeminler sallanıyor.

İnsanlar; aşağı mahallede bir yalan söyleyip, yukarı mahallede kendileri de inanacak hale geliyorlar. Serbest ve serseri içerikler, itham ve iftira dolu paylaşımlar; takip ve tıklama rekorları kırıyorlar.

olayları sırasında, "eylemciler köprüyü geçti" ifadesiyle servis edilen fotoğrafın; aslında, Avrasya Maratonu'ndan bir kare olduğu anlaşıldı. Küba'da, bir okulun duvarında bulunan Che Guevera'nın fotoğrafının yerine, "photoshop" tekniği ile Berkin Elvan'ın fotoğrafı yerleştirilip; sosyal medyada paylaşıldı.

Hugo Chavez'in cenazesine katılan dönemin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad; erkek fotoğrafı yerine kadın fotoğrafı yerleştirilerek, Elena Frias ile kucaklaşmış gibi gösterildi. "Ahmedinejad günah işledi" başlıklı haberler yapılarak; muhaliflerin yıpratma kampanyası haline getirildi.

3 Mayıs 2016 tarihli ve "Esad rejiminin saldırılarında yüzlerce sivil hayatını kaybetti" içerikli gazete haberinden alınan bir fotoğraf; / mensupları tarafından, "'de soykırımı durdurun" etiketiyle paylaşıldı. Ayrıca, TSK'nin Zeytin dalı Harekatı'nı karalamak için; Esad rejiminin yakıp yıkarak yağmaladığı ""in, "Afrin" gibi gösterildiği anlaşıldı.

Buna benzer yüzlerce, hatta binlerce örnek var. Kimileri gaflet, kimileri ihanet içinde; sosyal medyayı etkili bir "silah" olarak kullanıyorlar.

YOK MU BUNUN AHLÂKI ?

Hayatın bütün alanlarında ve konularında gündeme gelen "etik" ya da "ahlak"; sosyal medya için geçerli değil mi? Bu mecralar, imkanlar; isteyenin istediği gibi kullanabileceği sersebil mi?

Bu nasıl bir haktır, hukuktur, özgürlüktür ki; gafletin de, ihanetin de karşılığı olmuyor? Sövüp sayan da, iftira atıp yıpratan da, insanları kandırıp yalana inandıran da; soruşturma geçirmiyor, suçlu sayılmıyor, ceza almıyor.

Ayağımızla toz kaldırıp; ayağımızla yutuyoruz. Ahtapotun kolları gibi herkesi ve her şeyi sarıp sarmalayan sosyal medya ağlarının arasında; hep birlikte batıyoruz.

Ailede başlayıp okulda devam eden; toplumsal duyarlılık haline gelip, devlet eliyle organize edilen bir "sosyal medya ahlakı"na ihtiyaç var. Aksi taktirde; "değer"lerimiz de, "değerli"lerimiz de göz göre göre, elimizin altından kayıp gidiyorlar.

Büyüyen ve gelişen Türkiye'nin; bu cephede de zorlu bir mücadele vermesi gerekiyor. Anneler ve babalar, öğretmenler ve idareciler; çocuklarımızı ve gençlerimizi, dijital dünyanın salgın hastalıklarından koruma sorumluluğu, herkesten önce bizi bekliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN