Arama

Felsefenin ana yöntemi: Dialektik

Felsefenin ana yöntemi: Dialektik

"Zıt, zıttı; Frenk (ak tenli) de Zenciyi gösterir"

("Zidd ziddrâ minumâyâd çun Rûm ve Zenc") —Mevlânâ Celâleddîn Rumî

  1. Her idea, üstlendiği belli bir varlık hakikatının bütün mümkün belirlenimlerini[1] bilkuvve içerir. Onun içeriğinde varlık ile bilgi çakışırlar; birlik bütünlük hâlindedirler. Bu durum, o belli ideanın insan dimâğındaki nisbeten eksik 'izdüşüm'ü konumundaki 'kavram' için de geçerlidir. İdea, dolayısıyla da kavram, kendi birlik ile bütünlüğüne mâliktir. Kendi kendisidir. Kendisi olmayanla sınırlanmıştır. İdeanın, dolayısıyla kavramın 'kendisi var'; 'kendisi olmayan'sa, 'yok'tur. Ancak, bütün hakîkî-varlık-tümlüklerinin hepsi, kısacası ideaların tamamı Varlıktır. O, kendinde-tümlüktür. Tüm olmuşların, olanlar ile olacaklar yahut olabileceklerin mutlak kuvvesidir. Onun dışında bir şey düşünmek imkânsızdır. Şu durumda, idealardan farklı olarak, Varlığa sınır, had hudud düşünülemez. Giderek, Varlığa karşıt olarak tasavvur edemeğimiz mutlak manâdaki Yokluğa Türkçede Hiçlik denir.

"Varlık tektir" (Y "hen to on") diyor Elea'lı Parmenides. Varlık, Varlıkdışına yer tanımaz. İşte 'Vahdetivucut'la İbn Arabî'nin kastettiği de budur. Gottfried Wilhelm Leibniz' e kalırsa, "Varlık birdir" (L "omne ens est unum").

Peki, Varlık 'tek'se, 'bir'se; zıttı yoksa, 'Hiçlik'ten[2] meydana gelmesi nasıl olur? Bu, bir muammâdır. Mutlak gaiptendir. Sınırlı aklımızla çözemeyeceğimiz transsendent bir sorudur. Allah, ezelî ve ebedî olduğuna ve her ân faaliyette bulunduğuna[3] göre, Onun yaratma ediminin başlangıcı ile sonu yok. Her yarattığı,kendi olmayan durumdan varedilen varolandır.[4]

İmdi, 'kendi olmayan durumdan varedilen varolan'a 'yaratık' denir. Bu bildirilen, özellikle insançin söz konusudur. İnsanın, o hâlde 'varolma durumu', 'kendi olmayan durum'a karşıtlığında belirlenir. Öyleyse, karşıtlığın bir tarafında varolma varken, öbür yakasında da yokluktan söz edilebilinir. Yokluk karşısında varoluşunun, varoluşunun karşısında da yokluğunun bilincini taşıyan, 'teemmüllü düşünen varolan'dır.

Görüldüğü gibi, varolanları varedenler, idealar değildir. Her ne kadar bir varolan, mensûbu bulunduğu aşkın tümel ilkaslî temel biçimleyici öbeğin, demekki ideanın genel biçiminden şekil itibâriyle pay alıyorsa da, önünde sonunda, tek tek varolanların her biri, yaratma ediminin verisidir. İdeaya gelince; o, Allah'ın alîm vasfının içeriğinden olup 'temel biçim örneği'dir. Her 'varolan'ın 'varlıkca yaratıcı-yapıcısı-biçimleyicisi' doğrudan doğruya Tanrı ediminin kendisidir.

Kendi olmayan durumdan varedilen varolan, bireydir. Kendi olmayan durumdan varedilen varolan birey olup da yokluk karşısında varoluş bilincini taşıyansa, kimlik sâhibi, kişidir.

  1. Tıpkı yükümlülük - sorumluluk ile ödev - hak karşıtlığına esâslanmış 'salt iyilik öğretisi' demek olan ahlâkta olduğu üzre, varlık - yokluk karşıtlığına dayalı dialektik noktainazarından hareket eden Batı[5] düşünce çizgisinin ilhâm kaynağı ile belirleyicisi, Tektanrılı-Vahiy dinidir. Öteki bütün önemli ve klasikleşmiş düşünce geleneklerinde bahsi geçen temel zihin sorunları ya belirmemişler ya da pek müphem kalmışlardır. Tektanrılı-vahiy dinin, bu cümleden olmak üzre, Yahudîliğin, özellikle de İslâmın tesviye edip hazırlamış oldukları arâzîde ahlâk, metafizik ile bilim fidanları boy verir olmuşlardır. Haddizâtında sayılan üç alan teke indirilebilir: Metafizik. Beşer - insan varlık-bütünlüğü, kendi 'manâ zâtı'nı metafizik makamda tümüyle gerçekleştirir. Ahlâk, mantık ile bilim, metafizik tarzda düşünen dimâğın ürünüdürler. Metafizik tarz teemmüllü (Fr reflexif) ile tefekkürlü (meditatif) düşünüştür.

Prof. Dr. Ş. Teoman Duralı

(Ş. 'nın, Dergah Yayınları'nca yayınlanan 'Sorun Nedir' isimli kitabından alıntılanmıştır.)


[1] Fr determinations possibles entieres.

[2] Batı —demekki Eskiçağ Ege, , ile Yeniçağ Batı Avrupa— felsefelerinin menbâını teşkîl eden Aristo felsefesinde 'varlığ'ın olmaması anlamında 'hiçlik'ten bahsedilemez. Hiçlik, anlamsızlıktır. Anlamsız, konuşulamaz olandır. Öyleyse 'hiçlik'ten söz etmek saçmalamaktır. Buna karşılık 'hiçlik', İlkçağ Hint düşüncesinde bir kategori mesâbesindedir. EK 8e bkz.

[3] Bkz: Rahmân/55(29).

[4] Bkz: Bakara/2 (117): "O, gökler ile yerin Yaradanıdır. Olmasını istediğine 'ol!' diye buyurur, o da oluverir" ("Bedî'u-s-semavat-il-arzi ve izâ kazâe emren feinnemâ yekûlu lehu kun feyekûnu"). Bede'e: Öncesi, zemini, kuvvesi bulunmaksızın bir şeyi ortaya koymak, çıkarmak; yoktan varet- mek —bkz: Abdullah Yusuf Ali, tefsîr sayısı: 120. Kamer/54(50): "('Ol!') buyruğumuz(un fiile dönüşmesi) göz açıp kapamacasına tek bir edimdir".

[5] Klasik ile Geç devir Ege, Ortaçağ Hırıstıyan, İslâm ileYeniçağ Batı Avrupa

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN