Arama

Maddiyatcı – İktisadiyatcı Adam

ÇAĞDAŞ KÜRESELLEŞTİRİLEN İNGİLİZ-YAHUDÎ MEDENİYETİNİN ANA İDEOLOJİSİ

8- Maddeci - Mekanisist - Dindışı Dünya görüşünün Beşer Tipi: Maddiyâtcı[1]İktisâdiyâtcı Adam (Homo Economicus)

  • Siyâsî ile İktisâdî Amaçlar Uğruna Kötüye Kullanılan Din

Millî toplumcu ideolojinin sıklet merkezini teşkîl eden kandaş bireylerden oluşmuş topluluk saplantısından (Fr idee fixe) doğmuş Irkcılık ile Kavimcilik, nüve hâlinde Germenliğin zihniyetinde yaşayagelmiştir. İşte bu hususla, esâsta Germen boylarından biri olan Anglo-Saksonlarda —İngilizlerde— dahî, zaman zaman besbelirgince karşılaştığımızdan birçok vesileyle bahsedilmiştir. Almanların, Avrupadaki medeniyet kervânına geç denilebilecek devirlerde katılmış olmanın yarattığı aşağılık duygusunun[2] tersine, İngiliz Kavimciliği kibirle yoğrulmuştur. Gidip fethettikleri ülkeler ile yörelere geleneklerini, alışkanlıklarını, âdetlerini, tavırları ile tarzlarını tavîzsizce ekmiş, dünya çapında, kavmî olanın yanında, özellikle de kültür soykırımını uygulamaya sokmuşlardır. Hattâ, medeniyet ortakları Israil kavmiyle birlikte, aslında tekmil insanlığa seslenen tektanrılı vahiy dininin tebliğini kendilerine mâletmişlerdir. Nasıl Israilliler, Hz Mûsâ aracılığıyla insanlığa gelmiş tebliği, dolayısıyla da insanlıkşumûl bir din olan Yahudîliği yörüngesinden saptırarak kavmîleştirmişlerse, aynı şekilde İngilizler de, Onyedinci yüzyılda Hırıstıyanlığı Anglosaksonlaştırararak Anglikan kilisesisini vucuda getirmişlerdir. Böylelikle kadîm kültürlerde gördüğümüz bir olay, üstelik Yeniçağda tektanrılı vahiy dininin suiistimâli sûretiyle, gerçekleştirilmiştir. Adı anılan iki millet, ilahî kudreti arkalarına almış oldukları zehâbını vererek her çeşit tasarruflarını haklı gösterip meşrulaştırmağa kalkmıştır: Din devleti (Fr theocratie).

  • Üstün olanlar ile Olmayanlar

Söz konusu üstünlük duygusu, gizlice ve sinsice dahî olsa, hâlâ yürürlüktedir. Buna göre insanlık başlıca üç daire hâlinde mütâlea olunur: İngiliz-Yahudî dairesinin ayrı ayrı basamaklarında duranlar, ona değişik dereceler ile kademelerde tarafdar olanlar ve nihâyet bu iki dairede yer almayanlar. Üçüncü daireden ikinciye farklı biçim ve raddelerde geçiş mümkünken, birinciye yükselmek imkânsız denilebilecek kadar müşkildir.

Bir yandan Sanayi devrimiyle, öbür taraftan da İnsancı-Aydınlanmacı akımın etkisiyle hız kazanıp pekişen Hür sermâyeciliğin elde etmiş olduğu karşı koyulmaz güçle, dini dünyevî çıkarlara âlet etme gereği de iyice ortadan kalkınca, 'istediğimi yapar ederim', 'yeryüzü nimetlerini tepe tepe kullanabilirim' kafa yapısına uygun İngiliz-Yahudî 'ben beşer tipi', kendine benzemeyen, uymayan ne kadar insan tipi varsa, onun üstünden ilkin maddeten, arkasından daha da öldürücü, kahredici olan manen silindir gibi geçip onu ezmiştir. 'Bana benzemeyen insan tipi' tüm ortamıyla ortadan kaldırılmağa çalışılmaktadır. İşte, doğanın onulmazcasına katline de bu bağlamda tanık oluyoruz. Yeryüzünün sunduğu tekmil maddî, toplumların da sergiledikleri cümle manevî imkânlar, habire yükselen kazanç hırsıyla yanıp tutuşan 'maddiyâtcı-iktisâdiyâtcı ben-beşer tipi' tarafından insafsızca seferber edilmişlerdir. Sonuçta tarihte eşi menendi görülmemiş katliamlar zinciri boşanmıştır.

Refâh uçurumu: "Ortalama Hintlinin yıllık tâkat (Fr energie) tüketimi, 250 kg petrole eşdeğerken, bir İngilizin harcadığıysa 3,756 kg kadardır. Hindistan'ın nüfusu 900 milyon cıvârındadır —1991'e göre; oysa 2000'de 1 milyardır. Her Hintli, İngiliz kadar ticârî tâkat sarfetmeğe koyulursa, o takdîrde, yılda 3,190.000 ton ek petrol kaynağına ihtiyâç duyulacaktır."[3]

'Soğuk savaş': Kuzey, dirlik ile bolluk içerisinde yaşasın diye 'Üçüncü dünya'da aşağı yukarı 1950 - 1990 arasında yirmi milyon kişi öldürülmüş veya ölmüştür.[4]

'Soykırım': 1519'da yirmi sekiz milyon Kızılderili yaşıyorken, 1605'de, günümüz A.B.D. topraklarında, bunlardan bir milyonu hayatta kalmağı becerebilmiştir;

'Kölelik': 1526 ile 1870 arasında on milyon Zencî, Afrikadan, hayvana revâ görülmeyecek fecîi şartlarda, gemilerle Amerikaya naklonulmuşlardır.

'Sömürgecilik': En şaşalı devrinde, yânî 1850lerde İngiltere, Hindistandan yılda üç yüz milyon dolar haraç kesmiştir;

'Yeni Sömürgecilik': 1988'de Güneyden otuz beş milyar dolar gayrısafî (net) mâlî yekûn Kuzeye aktarılmıştır;

'Sömürgecilik-Sömürücülük-Irkcılık-Kavimcilik İç içeliği': Burada saydığımız dörd unsur, bizi kaçınılmazcasına İmperyalism ile onun sırtlamış olduğu Sermâyeciliğe götürür. Sermâyeciliğin çizdiği yoldan giderek başta İngiliz olmak üzre, Batı Avrupalı, yeryüzünün doğa, kavim, toplum, iktisât ve nihâyet tüm nüfus dokusunu altüst etmiştir: 1492'de Kuzey ile Güney Amerika kıtalarında 100 milyon Kızılderilinin yaşamış olduğu tahmin ediliyor. 1992'deki toplam nüfuslarıysa, 42 milyonu bulmaktadır. Kızılderili nüfusunun bunca kırılmasında, Beyâzların taşıyıp getirmiş oldukları salgın bulaşıcı hastalıklar ile kültür şoklarının yanında, fennin zanaate karşı muazzam üstünlüğünün etkisini saymak gerekir. İlkin, Avrupadan yanlarında getirdikleri atların sırtında, 1840'ların başından beri de demiryoluyla Beyâzlar, Kızılderililerin hayâl bile edemeyecekleri hızlara erişerek sayıca kalabalık olmasa da, ateş gücü müdhiş olan birliklerini çok uzak mesâfelere sürâtle nakledebilmişlerdir. İngilizler, sözgelişi, Arjantinin 1857'de 11 km olan demiryolu şebekesini 1885'de 4800 km uzunluğa eriştirmişlerdir.

Yine 1880lerde, Amerikan imâli Remington marka tüfenğiyle silâhlanmış bir er, beş Kızılderiliye bedeldi.[5]

Yeryüzünün her tarafında değişik raddelerde yaşama seviyesi bozulup nüfus azalırken, hattâ kimi yerlerde toptan yokolurken, ikisi de, 1500den itibâren Batı Avrupada süreklice yükselişe geçmiştir. Sözgelişi Avrupanın nüfusu, 1500de 80 milyonken, bu, 1800de iki yüz milyonu bulmuştur. Yaşama seviyesi yükseldikce ömür de uzamıştır. 1700lerde Fransız köylüsünün ortalama ömrü yirmi iki yılla sınırlıydı. Doğan dört çocuktan da ancak biri hayatta kalabiliyordu. 1750lerin ilk yarısında Fransız köylüsünün içinde bulunduğu bu durumun, İmparatorluk devri Romalısı ile 1950lerin Hint köylüsü için de söz konusu olduğunu burada belirtelim. Yine, bahsini ettiğimiz dönemde yirmisini aşmış bir Fransız köylüsü bayağı yaşlı dururmuş. Çok genç yaşta evlenilir; kadınların ömrü de erkeklerinkinden daha kısaydı. Zenginlerin tersine, yoksul köylüler, çekirdek aileye yakın boyutlarda az sayıda bireyi kapsayan aileler oluştururlardı. Sanayinin ortaya çıkmasıyla birlikte geçimlerini iyileştirmek beklentisi içinde şehirlere göçen köylüler, aile yapılarını değiştirmemişlerdir. Sonuçta şehirlerde bile çekirdek aile tipi, varlığını, yaygınlaştırarak sürdürmüştür. Kadın, çoğunlukla daha doğururken öldüğünden, erkeklerin, bir kereden fazla evlenmeleri de az rastlanır olaylardan değildi.[6]

Derebeğliğin, millî ve birlikli devlete dönüştüğü çağlara değin gerisin geriye izini sürebileceğimiz sınıf ile kavim ayırımcılığına dayalı tavır ile siyâset, Sermayeciliğin vucut bulması ve sanayinin belirmesiyle hız kazanıp kesîfleşmiştir. Daha önce de temâs ettiğimiz üzre, Sermâyeciliğe ve onun temsîl ettiği cümle değerlere red manâsında şekillenmekle birlikte, Millî toplumculuk, ilk anılanın ayırımcı, üstelik kavmî olanının tavrı ile siyâsetini üstlenip bunu en aşırı uca taşımakta tereddüt göstermemiştir. Söz konusu ideoloji, temel tutamaklarında ne denli aklaaykırı bir keyfiyet göstermişse de, kavmî ayırımcılık siyâsetini bir o kadar aklî nizâm çerçevesinde yürütmüştür. Peki, bu ne menem bir akıldır? Galileo - Newton - Darwin Mekanikciliğinin ve Hobbes'un, Hume'un, Smith ile Marx'ın maneviyâtı kurutulmuş Akılcılıklarının aklıdır.

İddia ediledurulanın tam tersine, ne Adolf Hitler ne de onun kurup önderlik ettiği Irkcı, Yayılmacı ve Yahudî-çılgını Millî toplumcu ideolojisi, Yeniçağ dindışı Batı Avrupa ile Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetleri ortamında, beklenmedik 'mucizevî' bir olaydır. Düpedüz neden - etki bağıntısına ve laik-seküler felsefe-bilimin dehâsına uygun biçimde arzıendâm etmiştir. Kısacası, beklenebilecek tabîî bir sonuçtur. Elbette, vahşetin derecesini felsefe-bilim tayîn etmemiştir. Tetiği çekmemiş, fakat çektirmiştir. Sistematiğinin dehşet verici kuruluşu ve kör ile sağır, yânî vicdândan yoksun işleyişi ile kahredici istihzâsı (Fr sarcasme), her yanı ve yönüyle, Yeniçağ Batı Avrupasının tanrısız İnsancı - Aydınlanmacı kötürümleştirilip köreltilmiş aklını çağrıştırmaktadır:

  1. "1933 ocağında Adolf Hitler'in, Almanyada başbakanlığa seçilmesinden itibâren altmış altı milyonluk nüfusta beş yüz bini bulan Alman Yahudîlerine karşı ayırım siyâsetinin sistemlice uygulandığına tanık oluyoruz. Peki ya, sebep? İktisâdî... Yahudî'nin, Hz İsâ'nın katlinden sorumlu tutulması... Ortaçağdan sarkmış hurâfe, bâtıl itikât... falan, filân... Bunların hiçbiri ilginç ve özgün gerekce olamaz. Özgün ve ilginc olan, Arînin üstün, Yahudîninse, aşağılık ırkları temsîl etmeleridir. Toplumsal Darvinciliğin ayıkla/n/ma ilkesi uyarınca aşağılığın aleyhine üstünün varolma hakkı mahfuzdur... İşte bu hak, üstün olana aşağılığı idâm etme yetkisini tanır.

İdâmın infâzı değişik biçimlerde yürürlüğe koyulmuştur: Bu, kurşuna dizmeden tutunuz da getholar ile çalışma merkezlerinde açlık ile hastalıklardan ölümlere terketmeğe dek uzanır. Ancak bunlar, nisbeten ilkel yöntemlerdir. 1941den itibâren iyice hızlandırılan kütlevî yoketme programında yer alan temerküz merkezlerinin teşkilâtlandırılışı, tek kelimeyle, mükemmeldir. Bunlardan kimisi Belzen, Sobibor, Lublin, Treblinka, Chelmno ile Auschwitz gibi, sâbit, fen hârikası, imhâ fabrikalarıyken bir kısmı da gaz hücreleriyle mücehhez katar (Fr train) yahut arka tarafı üstü kapalı kamyon şeklindeydi. Sâbit tesîslerdeki gazlama koğuşları başlangıçta, bir defâda dört yüz elli kişi alabilirken, daha sonraları bu rakam, dört bine ulaştırılmıştır. İnşâat mühendisliğinde görülen baş döndürücü gelişmeye kimya mühendisliğinde de tanık olunur. Nitekim, yine başlarda karbon monoksit kullanılırken, zamanla çok daha gelişkin malzemelerden olan hidrojen siyanürü ile siklon B gazına geçilmiştir. Bu son zikrolunmuş iki malzeme, hem daha sürâtle ve ucuza mâledilebilinmiş hem de rahatca naklonulabilinmiştir. Böylelikle savaş olanca şiddetiyle sürüp giderken üç yahut dört yıl gibi pek kısa sürede, büyük sayıda —iddiaya göre beş yahut altı milyon[7]— çoluk çocuk, genç yaşlı ve erkek ile kadın ortadan kaldırılabilinmiştir...

Bu inceden inceye tasarlanıp hesabı kitabı çıkarılmış ideolojik, demek ki felsefî esâslı bir soykırım olup söz konusu infâzın, askerî yahut siyâsî lüzûmu da yoktu..."[8]

'nın, Dergah Yayınları'nca yayınlanan 'Çağdaş Küresel Medeniyet – Çağdaş Küreselleştirilen İngiliz Yahudi Medeniyeti – Anlamı, Gelişimi ve Konumu' isimli kitabından alıntılanmıştır.

Ş.


[1] Maddîyât/cılık: "'Maneviyât'ın ihmâline varan maddî ihtiyâçların yahut arzulara düşkünlük; tamamıyla çıkarları gözeten bir görüş, yöneliş yahut yaşama tarzı..

[2] Fr complex d'inferiorite.

[3] Mark Tully : "No Full Stops in India", 24. s.

[4] Bkz: "The New Straits Times", 30. s.

[5] Bkz: Frank Nowikoski: "Argentina's Victims of Spanish Conquest', 35. s.

[6] Bkz: J.M. Roberts: "The Penguin History of the World", 332.-335. syflr.

[7] Bu rakamı kim tesbît etmiş? Kim bunca cesedi saymış? Nasıl olmuş da, beş milyon bilmem şu kadar yüz bine yahut yedi, sekiz milyona değil de, altı milyona takılıp kalınılmış? Ama asıl felâket şu rakamperestlik değil de nedir? Rakam düşük çıksa, fâcianın boyutlarımı küçülecekti? Beş, altı yaşındaki masûm Moiz'i yahut bütün kabâhati ailesine çorba pişirmiş, evlâdını bağrına basmış olmaktan ibâret Raşel'i sırf Israil soyundan geliyor diye ölüm hücresine kapatan bir sapık öğretiyi ve onu uygulayanları lanetlemekçin düşsel rakamlar uydurmanın manâsı mantığı ne ola ki? Sermâyecilik için her şey, bilâkayduşart her şey, hayat dahî metâadır. Bahsolunan, Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetinin cânî bezirgânlığının zemîn hazırladığı bu, ne ilk ne de son sapıklıktır. Katlonunanlar, kaç kişi olurlarsa olsunlar, candılar, insandılar; önünde sonunda Allahın 'Soluğ'undandılar: "Bir insanı haksızca öldüren, bütün insanları katletmiş; bir insanı kurtaran, tekmil insanları (insanlığı) kurtarmış gibi olur" —Mâide/5(32). ÖLÇÜ budur!?! =

Hafifletici hiçbir gerekcenin gösterilemeyeceği iki çeşit suç vardır: Bunlardan biri iğfâl, ötekisiyse, soykırımdır. Nitekim, Mâidenin 32. Âyeti, özge unsurların yanısıra soykırıma dahî işâret etmektedir.

[8] Enrique Moradiellos: A.g.y.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN