Arama

“Adını zikredemediklerimizin ruhlarına da…”

“Adını zikredemediklerimizin ruhlarına da…”


Adnan Menderes'in idâm olunması toplumu derinden sarsmış ve korkutmuş, sindirmişti… O idâmlardan dolayı genelde suçlanan ise, herkesten çok idi… Onun o zamanki darbeciler subaylar üzerindeki etkisi biliniyordu. O, kesin olarak karşı çıksaydı, o idâmlar yapılamazdı. Esasen, 'nın gerek 27 Mayıs öncesinde ve sonrasında, gerekse 1971 Askerî Darbesi karşısında Ana Muhalefet lideri olarak sessiz kalması, zımnen desteklediği gibi iddiaların daha da güçlenmesi ve onun daha bir sevimsiz hale gelmesinde etkili olmuştur denebilir.

Bu durum, için ise, acı bir lütuf olmuştur. Çünkü o haksız ve zâlimâne idâmlar hasebiyle, Adnan Menderes, aradan geçen 60 seneye yakın bir zaman dilimine rağmen, hâlâ halk kitleleri arasında, iktidarda olduğu zamanlarda olduğundan çok daha fazla bir muhabbetle ve de rahmet niyazlarıyla anılır. Diğer bir deyimle, 'tazyik olunan şey genişler' şeklindeki fizik kanununun sosyal hayat için de geçerli olduğu bir daha ortaya çıkmıştır.

*

Adnan Menderes'in idâmından birkaç hafta sonraydı, seçimler arefesindeydi galiba… merkezinde, Kapı Camii'nde akşam namazından sonra Adnan Menderes için bir mevlid okunacağı halk arasında yayılmıştı. 0 dönemde Konya'daki bu tip faaliyetlerin mihverini Dr. Belviranlı oluşturuyordu.

O kadar büyük bir cemaat vardı ki, camiin etrafındaki cadde ve ara sokaklar bile tıklım tıklımdı. Okunan Kur'an'lar ve sonra mevlid… Ve nihayet dua faslına gelindi. Duayı Dr. Ali Kemal Bey yaptırıyordu… Acaba, Adnan Menderes'in adını da zikredebilecek miydi?

Âdet olduğu üzere, okunan Kur'an'ların Hz. Peygamber (Sav)'in muazzez ruhuna, sonra da ashabının ve şehidlerin aziz ruhlarına hediye edildiği şeklindeki kalıplaşmış cümleler tekrarlandıktan sonra, Ali Kemal Bey, 'Yâ Rabb, okunan bu Kur'anları ve hatm-i şerifleri adını zikredemediklerimizin ruhlarına da hediye eyledik, vâsıl eyle...' şeklinde bir cümleyi telaffuz ettiğinde hıçkırıklar bir gizli feryad ve uğultu şeklinde yükseldi.

*

İdâmların yapılmasından henüz 3 hafta bile geçmemişken, dârağaçlarının gölgesinde yapılmıştı... Yani, ihtilalcilerin güç gösterisi karşısında idâmlarla sindirilen efkâr-ı umumiyye'nin teslim olacağı tahmin edilmişti sanki... Ama öyle olmadı. O boğucu atmosfere rağmen, İsmet İnönü liderliğindeki C. Halk Partisi en fazla sandalyeye sahip olsa bile, tek başına iktidar olamamıştı. Em. Org. Râgıb Gümüşpala'ın lideri olduğu Adâlet Partisi ikinci, Ekrem Alican liderliğindeki 'Yeni Türkiye Partisi' üçüncü ve Osman Bölükbaşı'nın 'Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi' de dördüncü sıradaydı. Bir karma hükûmet için en azından , AP ve YTP'nin yani üç partinin bir araya gelmesi gerekiyordu.

Ancak, yeni hükûmet için önce Meclis'in toplanması ve bir Cumhurbaşkanı seçmesi gerekiyordu.

Yeni cumhurbaşkanı için CHP dışındaki partilerin ve bunun da ötesinde kamuoyunun üzerinde ittifak ettiği bir tek isim vardı: Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil.

Hukuk Fakültesi'nin dünya çapında ünlü hukukçularından birisi olan , 'dan Adalet Partisi listesinden senatör seçilmişti.

Başgil Hoca, İstanbul'dan 'ya trenle yola çıktığında, hemen her istasyonda binlerce insan onu tekbîr sadâları arasında kurbanlar keserek karşılıyor ve tren gecikmelerle yol alabiliyordu. Aynı heyecanın Ankara'da da yaşanacağı beklenirken, Hoca'yı askerler, Etimesgut İstasyonu'nda trenden indirip bir askeri araçla başka yere götürmüşlerdi.

Sonra anlaşıldı ki, hoca, darbeci subaylardan oluşan ve ülkeyi bir buçuk senedir yönetimine el koyan Millî Birlik Komitesi'nin önde gelen isimlerinden Tuğg. Sıtkı Ulay ve emrindeki subaylarca şimdi dev apartmanların yükseldiği ve amma o zaman üzüm bağlarının bulunduğu Etlik sırtlarında bir yere götürülmüştü…

Yine sonradan yayınlanan hatıralardan anlaşıldığına göre, Hoca, orada ülkenin geleceği hakkındaki ümid ve hayallerini anlatır, ama bahçede hazırlanmış bir mezar çukuru da gözünün önündedir. Askerler ona, 'Cumhurbaşkanlığına aday olmayacaksın ve başkaları gösterse de kabul etmeyeceksin!' derler. O ise, 'Kendi rey ve irademle istemem, ama Meclisin iradesine karışamam' kabilinden bir şeyler söyleyince, kendisine, 'Hiçbir baskı altında olmaksızın, hür iradesiyle senatörlükten istifa ettiği'ne dair bir belge imzalatırlar ve trene bindirip, doğru İstanbul'a gönderirler. Ve onunla da yetinmeyip, 'gözlerinin iyi görmediği' iddiasıyla tedavi olması için İsviçre'ye gönderirler.

O şartlarda Meclis toplandı ve C. Başkanlığı için İhtilalin lideri General Cemal Gürsel tek aday olarak, Meclis'te yapılan oylama sonunda, yani 'Meclis'in hürr (!) iradesiyle' 4. Cumhurbaşkanlığı'na seçilmiş oldu ve bu sonuç ülke çapında, bütün şehirlerde top atışlarıyla 'kutlandı', halk kitlelerinin bu seçimi büyük heyecan ve sevinçle karşıladığı radyoyla bütün ülkeye duyuruldu.

O sözde seçimin yapılması öncesindeki saatlerden itibaren, devlet radyosu -ki, zâten başka radyo yoktu- o büyük günü halka öylesine anlatıyorlardı ki, Konya Devlet Hastanesi'nde, Dr. R. K. en emin yer olarak benim laboratuvardaki odamı bulduğu için oraya sığınmış, 'Alçaklar, milleti sürü yerine koyuyorlar, hayvanlar! vs.' diye hiddet içinde ağzına geleni söylüyor ve sonra da, 'Kusura bakma, böyle deşarj oluyor, rahatlıyorum; yoksa patlıyacağım...' diye özür diliyordu, kullandığı galiz sözlerden dolayı…

Gürsel'in o şartlarda 'Meclis'in hürr iradesi'(!?) ile 4. Cumhûrbaşkanı seçilmesinden sonra... Başbakan kim olacaktı?

'İsmet Paşa olamaz, olmamalı' deniliyordu. Çünkü 1923-38 arasında 'İkinci Adam', 1938-50 arası 'Reisicumhur' ve 'Millî Şef' olan bir kimse, şimdi tekrardan 'İkinci Adam' mı olacaktı…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN