Arama

Evliliği kurtarmak için üç inanç

Evliliği kurtarmak için üç inanç

Evlenmeye karar veren genç bir çift adayı ziyaretime gelmişlerdi. Genç kızın daha önce annesini muayene, tedavi ve takip etmiştim. Annesi rahatsızlıktan epey çekmişti ama tamamen düzelmişti.

Kız güzel, terbiyeli ve saygılıydı. Delikanlının ise efendi ve kendine güvenen biri olduğu anlaşılıyordu. Birbirlerini çok sevdiklerini görülüyordu. "Ne güzel bir uyum var aralarında. Yaşları, boyları hepsi birbirine yakışmış" diye içimden geçmişti. Mutlu olmuştum.

Ama problemleri, hasta aileler konusunda özel olarak meşgul olduğum için hemen aklıma "Acaba bu mutlulukları geçici mi? Bunlar da kavgaya başlar mı?" gibi sualler aklımı kurcalamaya başlamıştı.

Bu düşüncelere dalmışken genç kızın sesi ile uyarıldım. "Doktor Bey, size davetiye getirdik. Haftaya nikâhımız var. Buraya in geldiğini hep gördüm. Biz ömür boyu mutlu olmak istiyoruz. Belki erken olacak ama tavsiyeleriniz ne olur? Bir gün tıkandığımızı görürsek ne yapmalıyız?"

Onlara, bugün için akıllarına bile gelmeyen bir şeyi, günün birinde birbirlerine duydukları nin tükenebileceğini söyleyerek sevgilerini böylesine kötü bir dönemden kurtarmak için aşmaları gereken bazı kuruntulara kapılmamalarını belirttim. Bu kuruntulara karşı şunlara inanmalarını tavsiye ettim:

BİRİNCİ İNANÇ: Evlilik her an değişir ve daha iyiye doğru gidebilir. Artık hiç bir şeyin evliliği düzeltmeyeceğini, bittiğini söylemek sadece bir kuruntudur.

Öyle çiftler tanıdım ki, mutluluk için mücadeleye devam ettiler ve oldukça da başarılı oldular. Tabi, başarılı olamayıp ayrılan da çok oldu. Ama bugün geçmişe bakıp da aldıkları mesafeden gözleri parlayanlar da az değildir.

Bunlardan bazıları, eşlerden birinin diğerini değiştirmek için yıllarca çaba harcadığı evliliklerdendir. Günün birinde, kendilerini bir şekilde değiştirmeye karar verdiler. Karşısındakini çok kolay suçlamaya kayan bir dile sahipken, övgüye yer vermeye başladılar. Hissi olarak paylaşmaya önem verdiler. Her an her şeyi kontrol altında tutmak isterken, zayıflık göstermeye ve karşısındaki kişiye muhtaç olduklarını hissettirmeye başladılar. Derken gördüler ki: Kendileri değiştikçe karşısındaki kişinin davranışları etkilenmektedir. Yani eşine yaklaştıkça, eşi de ona daha sevecen hale gelmektedir.

Aslı Hanım şunları anlatmıştı: "Kocamın tikinden çok rahatsız oluyor, adeta eve gelmesini istemiyordum. Bu yüzden çok tartışmalar oluyordu aramızda. Sonunda onu tikli olarak da sevebileceğime kendimi inandırdım. Eve geldiğinde güler yüzle karşılıyor, tikinden söz etmiyordum. Derken onun da rahatladığını, üstelik bu gevşemeyle tiklerinin de azaldığını fark ettim. İkimizdeki karşılıklı artan sevgi cereyanı çocuklara da ulaştı. Babalarına duydukları bağlılığın arttığını görüyorum. Kaç yıldır böyle bir evliliğin hayalini kuruyordum."

İKİNCİ İNANÇ: Benim kısmetim bana en uygun kişidir. Başkasıyla evlenseydim, değişik problemler çıkardı.

Evlilik dışı ilişkiye girenlerin durumu bu inancın doğruluğunun bir örneğidir. İlk önce bu kadınlar için, "işte evlenmem gereken kişi" denildiği görülür. Ama pembe hayat bir süre sonra sona erer. Kaçınılmaz olarak sıradanlık yaşantılarını kuşatacaktır.

Bir defasında, eşini terk etmek üzere olan bir erkek bana, "Karımla bir arada durmak bile zevk vermezdi, oysa bu yeni kadınla harika" demişti. Ben ise ona "Yasak olan her zaman cazip ve heyecanlı gelir. Ama sonu hüsrandır. Sonra sizin iki küçük çocuğunuz var. Üstelik dünyaya gelmek için size yalvarmamışlardı. Kendi haklarınızdan söz ediyorsunuz, peki ya onların hakları ne olacak? Onlar sizden hatıra dinleme, tavsiyelerinizden yararlanma ve tarafınızdan korunma haklarına sahip; siz onların babasısınız" demiştim.

Ancak, hayallerin öne çıktığı dönemlerde böyle düşüncelere yer olmaması ne acıdır.

ÜÇÜNÇÜ İNANÇ: Sevginin sadece duygularla ayakta kalması imkânsızdır. Her evlilik eşlerden birinin kendisini sevgisiz hissettiği bir dönemden geçer. Böyle bir dönemde her şey bize "bırak artık, bu ilişki tükendi" diye bağırır. Ancak, daha ilk seferinden bırakacak olursak, kalıcı sevgiyi asla bulamayız.

Biz, her şeyin en iyisine layık olduğumuza bizi inandırmaya çalışan bir toplumda yaşamaktayız. Bu evlilik için de geçerli midir? Devamlı arayışta mı olacağız? Hayır. Gerçek sevgiyi arayacaksak, her şeye rağmen eşimizi sevmeyi öğrenmemiz gerekecektir.

Trafik kazası geçirmiş ve bir kolu sakat kalmış hanımını özenle hastaneye getiren erkek şöyle diyordu: "Biz karı-koca değil miyiz? Böyle günlerde birbirimize daha bir bağlanmamız, destek olmamız gerekir."

İşte evlilik buydu! Sevgi azalmıyor, belki de artıyordu.

Bir başka danışanım ise içinde bulundukları zorluklardan çıkışlarını şöyle anlatmıştı: "Kendimi boşlukta hissettim. Artık karım bana çekici gelmiyordu. Ayrılmak aklımdan geçmedi değil. Ama aramızda önemli bir problem yoktu. Doğrusu birbirimizi sevdiğimizi de düşünüyordum. Çektim kenara ve konuşmamız gerektiğini söyledim. Evliliği canlandırmamız için bir şeyler yapmamız gerekiyordu ve yaptık. Şimdi eskisinden daha mutluyuz."

Aile kurmaya aday genç çifte özet olarak bunları anlattım. Evlilikleri zor bir dönemden geçse, aralarındaki sevgi ve bağlılık azalıyor gibi görünse bile tekrar düzelmesi, bağlılıklarının artması söz konusuydu. Yeter ki birbirlerine olan sevgi ve saygıyı kaybetmesinler, buna yol açacak hareket ve sözlerden kaçınsınlar.

Bütün çiftlere evliliklerini canlandırmak için karşılıklı gayret etmelerini öneriyor, mutluluklar diliyorum.

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN