Arama

ve yazıları (I): Mezhep ne işe yarar?

Fıkıh ve mezhep yazıları (I): Mezhep ne işe yarar?

Günümüz tartışmalarında mezhepleri Kur'ân ve sünnete alternatif olarak ortaya konulmuş bir yapı gibi algılayan bir düşünce ortaya çıktı. Mezheplerin dini meşruiyetini tartışmaya açan bu yaklaşım sahipleri ehlikitap din adamlarını yeren "(Yahudiler) Allah'ı bırakıp, hahamlarını; (Hristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rab edindiler." [Tevbe (9), 31] ayetini delil olarak kullanmak istemişlerdir. Hâlbuki bu ayette Allah'ın emirlerine aykırı olarak ve nefsî arzularına göre görüş beyan eden din adamları kınanmıştır. Müslüman din adamları ise Kitap ve sünneti merkeze alarak bir fıkıh faaliyeti yürütmüşlerdir. Temel metinlerde açık beyanın bulunduğu yerlerde ictihadı yasaklayarak tedbir almışlar, açık beyanın bulunmadığı yerlerde ise bu temel metinler üzerine akıl yürütme faaliyeti olan ictihad yoluyla hükmü belirlemişlerdir. Gerçekte İslam açısından mezhebin meşruiyetine delil addedilmesi uygun olan "Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun" [Nahl (16), 43] ayetidir.

Burada meseleyi bilimsel açıdan birkaç soru etrafında tartışabiliriz. Birincisi pratik açıdan mezhep ne anlama gelir? , bir Müslümanın bireysel planda inanç esaslarını ve İslam'ı pratikte yaşama ölçülerini aldığı kurumsal temeldir. Doğrudan tahsili yapmayanların mezhebi, ilim ve adaletine itimat ettikleri müftilerinin fetvasıdır. Öyleyse mezhep ulema için daha çok gereklidir. Mezhep evvelemirde ulemanın, tutarlı, sistemli ve daimi bir fıkıh üretimi yapabilmek için kendilerini bağlı hissettikleri ilkeler, meseleler topluluğu, düşünce kümesidir. Nitekim âlimler bu yolla dil, akli metotlar, tercih yöntemleri vb. vasıtaları kullanarak kendilerine bir düşünce zemini var etmişlerdir. Ayrıca toplumsal planda mezhep, sosyal düzene ait kurumlar ve yönetimsel sistemlerle bağlantılıdır.

İkinci soru, sadece dört mezhep mi vardır? Teorik olarak düşünüldüğünde fıkhî mezheplerin dörtle sınırlandırılması akli ve kati bir inhisar olmayıp, pratikte vuku bulmuş, istikraî ve zannî bir sınırlamadır. Dolayısıyla bunda vuku bulan şeyi kabullenme (takrir) ve selefe muhalefetten sakınma gayesi vardır. Fıkhî mezhepler arası ilişki bağlamında müntesiplerin tavrı ve düşüncesinin nasıl olacağı klasik literatürde şu şekilde formüle edilmiştir. Bir mezhebe bağlı olan kişinin kendi mezhebinin hataya ihtimali olmakla birlikte doğru olduğuna; diğer mezhebin ise doğruya ihtimali olmakla birlikte hatalı olduğuna inanması gerekir. [, Neşâtü's-sudûr, s. 58, 70].

Bir diğer soru, bilim dalı olarak fıkıh ile kurumsal bir yapı olarak mezhep arasındaki ilişki nedir? Kanaatimizce mezhep, fıkıh biliminin teori, ilke ve uygulama sahasındaki mekanizması veya müesses yapısıdır. Fıkıh, metodolojik üretim işlevini mezhep denen mekanizmalar içerisinde gerçekleştirir. Teorik bakımdan doğrudan fıkıh, mezheptir denemez. Çünkü fıkıh, delillerden hareketle şer'î amelî ahkâmı bilmek anlamında bir disiplin iken, mezhep bu yolla elde edilmiş malumat kabilindendir. Müsellemdir ki ilim ile malum zarurî olarak farklıdır. Fıkıh tek bir mezhebe ait olmayıp, mefhum olarak bir bilimdir. Ancak örfi kullanımda fıkıh ile mezhebin eş anlamlı kullanımı da mümkündür. Mesela "Fıkhu Ebî Hanîfe" denilebildiği gibi "Mezhebü Ebî Hanîfe" de denebilir. Dolayısıyla mezhep kavramının da bazen ahkâmı bilmek ya da fıkıh melekesi anlamında kullanıldığı da görülmektedir. Ayrıca re'y ve kavil kelimeleri de mezhep anlamında kullanılmıştır. [Kâfiyeci, Neşâtü's-sudûr, s. 150-152].

Mezhep gerekli midir? Her ne kadar mezhep özü itibariyle maksut olmasa da sonucu itibariyle maksuttur. Bu durum meyvenin ağaca nispeti gibidir. Genel olarak bakıldığında sahih şer'î amel özel bir delilin sonucu elde edilmiştir. Ancak bu amelin ortaya çıkışına derinlemesine vakıf olmanın yolu mezhep ilmini bilmekten geçer. Bir anlamda bu delil ile mezhep arasındaki ilişki fıkıh usulü ilminin füru fıkha nispetine benzemektedir. Dolayısıyla mezhep bilgisi müntesibi için bir ölçü (mi'yâr) ve kanun olur. Ona müracaat ettiğinde şüpheyle ortadan kalkmayacak bir inanca sahip olur. [Kâfiyeci, Neşâtü's-sudûr, s. 50-51].

Mezhep teorik (nazarî) değil, pratik (amelî) bir yapı olarak görülmelidir. Bu durumda mezhep doğrudan fıkıh üretiminin yapıldığı bir mekanizma kabul edilir. Kıyas, istihsan ve tercih yöntemleri onun içinde yer alan birer parçadır. Tabiri caizse mezhep bir değirmen, kıyas ise onun taşıdır. Bu taşın dişlileri değişik yöntemlerden oluşur. Müessir maslahat, istihsan, istidlal, vb. bütün kavramlar kıyas kümesi içinde kendine yer bulabilir.

Mezhep bölücü müdür? Mezhep bölücü değil, birleştiricidir. Şayet insanlar belirli metot ve tercihlerden hareketle ortak bir takım kabullere varmamış olsalardı o takdirdi dini düşünce tutarlı bir zemin bulamaz hatta kişi sayısınca mezhep ortaya çıkardı. Dört fıkıh mezhebi dünyadaki Müslümanların neredeyse tamamını temsil edecek nüfusa sahiptir. İtikadi ayrılıklar dikkate alınmazsa bu dört sünni fıkıh mezhebi ayırıcı değil, birleştirici bir rol oynamaktadır. Ayrıca mezhep sistematiği içerisinde kalma günümüzde yaşadığımız dağınık din anlayışından bizi kurtaracaktır. Mesela doğrudan Kur'ân mealinden hüküm çıkarma, tikel hadis rivayetleriyle dağınık ve parçacı bir din anlayışına yol açma gibi sorunların çözümünde de mezhep çözüm olacaktır.

Bu anlatılanlarda kökü klasiğe dayalı, hesabı verilmiş, sistemleşmesini tamamlamış köklü fıkıh ekolleri kastedilmektedir. Değilse İslam dünyasında son iki asır boyunca kimisi dış etken ve tertiplere dayalı olarak, kimisi de bilgi seviyesinin düşüklüğü ve çaresizliklere bağlı olarak ortaya çıkmış dini akımlar kastedilmemektedir. Ayrıca tarihi kökleri bulunmakla birlikte itikadi ayrılıklar da dikkate alınmamıştır. Bunlar ayrı alanlara ait olup derinlemesine ve detaylı araştırmalara ihtiyaç duyan konulardır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN