Arama

“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz”

“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz”

Hz. Ömer (ra) tarafından söylendiği bilinen bu söz, genellikle camilerin iç duvarlarında göze çarpar. Bir mabedde müminler için en anlamlı tavsiyelerden biridir belki de…

Şirketlerin yıllık envanterlerini çıkarıp da alacak/borç bilançolarını ve kâr-zarar durumlarını; iktisat ve işletmecilik diliyle "Mizan" olarak ortaya koymaya çalıştıkları günlerdeyiz. Kim bilir belki de bu kelime, ayet ve hadislerde zikredilen ve Mahşer gününde, kulun sevap ve günahlarının tartılacağı, adına da "Mîzân" denilen teraziden alınmıştır…

Resmi takvimimiz olan milâdi 2018 yılının son gününde, bir mümin olarak geride bıraktığımız zaman diliminin, yani bize bahşedilen ömür sermayesinin muhasebesini yapmak; geçen bir yılın ve bu günün; bu gecenin ve yarınla birlikte yeni bir ayın ve yeni bir yılın üzerinde düşünmek, bir mümin için önemli olsa gerek. Çünkü Sevgili Peygamberimiz (sav) böylesi bir muhasebe işlemini hayatının her döneminde gerçekleştirebilen kimseyi, "akıllı/zeki/ileri görüşlü" anlamına gelen "el-keyyis" kelimesiyle tanımladığı bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

"Akıllı/zeki kişi, nefsine hâkim olan (onu kontrol altında tutan/kendini hesaba çeken) ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz (başarısız ve aklını kullanamayan) kişi ise nefsinin hevâ ve hevesine tâbi olan ve buna rağmen Allah'tan, iyilikler temenni eden (olmayacak şeylerin beklentisi içine giren) kimsedir." (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme, 25)

O halde, nefse hakimiyet ve kendini kontrol, bir murakabe ve muhasebe işidir. Bu anlayışa sahip olmak ise en çok mümine yakışan ve onu aynı zamanda aklını, zekâsını kullanan, neticede başarılı biri haline getiren bir özelliktir diyebiliriz.

BUGÜN, GEÇMİŞİN MUHASEBESİNİ YAPACAĞIMIZ GÜNDÜR

Evet , geride bıraktığımız hayatın, ya da -geçen yıl bugün gerçekleştirebildiysek eğer- son bir yılın muhasebesini, kendimizle başbaşa kalıp değerlendirme ve özeleştiriye tabi tuttuğumuz bir gün olmalıdır.

Neleri umduğum ve neleri bulduğum bir yıl yaşadım? Nelere muvaffak olup neleri başaramadığım bir yılı geride bıraktım? Hedeflerim neydi; ulaştıklarım neler?.. gibi soruları kendimize sorduğumuz bir gün olmalı bugün… Cevaplarımızı yazarak kağıda döktüğümüz bir muhasebe metni, bize gelecek yıl bir kontrol imkanı verecek doküman da olabilir pekâlâ… Unutmayalım ki, başarılı olmanın temel şartı sürekli bir "kontrol mekanizması"nın işliyor olmasıdır; her alanda ve her konuda…

Bugün, geçen bir yılın maddi ve dünyevi anlamda kazanç ve kayıplarını muhasebe etmek yanında, Allah'a kulluk adına geçmişimizin muhasebesini yapacağımız, ibadetlerimizdeki muvaffakiyetlerimizi veya başarısızlığımızı da gözden geçireceğimiz gün olmalıdır aynı zamanda... Kur'an-ı Kerim'deki şu ayetler, insanın ne boş yere yaratıldığını ne de başıboş bırakıldığını anlatır bizlere…

"İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder." (Kıyâme, 36)

"Sizi boş yere yarattığımızı mı zannediyorsunuz? Ve döndürülüp de huzurumuza geri gelmeyeceğinizi?.." (Mü'minûn, 115)

Değerli okuyucum.

Yine bugün, neredeyse bir asra yakın zamandır "Batılılaşma" sevdasının bizi nasıl "bâtıl"a sürüklediğini ve "Hakk"ın zıddı olan bu bâtıl anlayışın, hayatımızın her alanına nasıl sirayet ettiğini de sorgulamamız gereken gündür!..

Kapitalizmin, süfli emellerine âlet ettiği dinî görünümlü birtakım âdet ve geleneklerin; anlayış ve uygulamaların İslam dünyasını nasıl sardığının da muhasebesini yapacağımız gündür!..

Kısacası, 24-25 Aralık olarak lanse edilen Hz. İsâ'nın (as) gerçek doğum gününün bu olmadığı; 'nın, bir Hristiyan Azizi olan Saint Nicolas ile bir alakasının bulunmadığı; 'nın putperest toplumlarının bir adeti olarak Hristiyanlığa sokulduğu gibi nice "gerçekler" dururken, hangi dezenformasyon kanallarıyla kandırıldığımızı ve bu yalanların nasıl da İslam dünyasına yutturulduğunu sorgulayıp muhasebesini yapacağımız gündür, bugün…

Sorgular ve düşünürsek belki karşımıza çıkan şu ayet bize bir şeyler anlatır:

"Sakın zalimlere meyletmeyin/onların yanında olmayın. Yoksa ateş sizi de yakar. Allah'tan başka dostunuz olmadığına göre bir yerden yardım da göremezsiniz." (Hûd, 113)

Kur'an-ı Kerim, "en büyük zulmün şirk olduğunu" bildirir bizlere (Bkz. Lokman, 13)… Hz. İsa'yı "Allah'ın oğlu" kabul eden ve onun da Tanrı olduğuna inanan Hristiyanların işledikleri bu zulme karşılık bir Müslümanın, onların adetlerini ve uygulamalarını taklit ve tatbik etmesinin ne anlama geleceği, belki bu sorgulama sürecinde acı bir hakikat olarak karşımıza çıkar…

Belki de, Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin "Kim bir topluma benzerse/benzemeye çalışırsa o kişi onlardan sayılır" hadis-i şerifini hatırlarız, bu muhasebe sürecinde… Hadisi bize es-Sünen adlı eserinde, giyim-kuşam bölümü diyebileceğimiz "Libâs" kısmında aktaran Ebu Davud (rh.a) isimli bu değerli hadis âlimi, aslında bir şeyler söylemeye çalışmış olmalıdır. Çünkü insan ancak sevdiği ve benimsediği kimseye benzemeye çalışır. Onun giydiklerini giymek, onun yediği-içtiği gibi davranmak ister. Zira Hadiste geçen "teşebbüh" ifadesi tam da bu "benzeme arzusu ve ilgi duymayı/özentiyi" anlatmaktadır bizlere…

İşte bu muhasebe ve sorgulama süreci, bize geçmişte kalan yanlışlarımızı hatırlatırken belki de bugün muhatap olup da düşebileceğimiz hatalar konusunda belki bizim için bir "uyarıcı" olur…

Galiba, nefsimizi inceden inceye hesaba çekmeye çalıştığımızda bize bir gün yetmeyecek ve sanki bu muhasebe işi için geceyi de eklemek gerekecektir. Ne dersiniz?..

Durum böyle olunca, diyebiliriz ki, gayr-i Müslimlere ait bir "inanç" gibi gösterilip aslında kapitalizmin tüketim çılgınlığına kurban edilen ve fakat her türlü ahlaksızlığa bulaştırılan; adına da "yılbaşı eğlencesi" denilen işlerle bir Müslümanın alâkası olamaz!

Çünkü o, hâlâ geçmişin muhasebesini yapmak ve geleceğe dair planlarını oluşturmakla meşguldür. Bir tarafta da Hz. Peygamber'in (sav) hadis-i şerifi sık sık zihnini yoklamaktadır:

"And olsun ki, sizden öncekilerin adetlerini uygulama hususunda öyle bir tavır sergileyeceksiniz ki, adeta onları karış karış, kulaç kulaç takip edeceksiniz. Öyle ki, şayet onlar bir kertenkele deliğine girseler siz de onlara tabi olup peşlerinden girmeye çalışacaksınız. (Ashab-ı Kiram sordular:) "Bunlar Yahudi ve Hristiyanlar mıdır?" Peygamberimiz: "Başka kim olacak ki?" diye cevapladı…" (Buhâri, İ'tisâm, 14)

Geri kalan ömrümüzün bundan öncekinden daha hayırlı olması dileğiyle sağlıcakla kalınız…

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN