Arama

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Aralık 14, 2017

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSÂ ÜZERİNE-2

Değerli okuyucum.

Dün İstanbul, tarihi bir gün yaşadı. Dönem Başkanı sıfatıyla İslam İşbirliği Teşkilatı'nı (İİT) olağanüstü toplantıya çağırdı Türkiye… Bu çağrıyı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantı öncesi süreçte birçok ülke lideri yanında Papa gibi dini otoritelerle de telefon görüşmesi yaptı; Kudüs ile ilgili alınan haksız kararı muhataplarına anlatarak kamuoyu oluşturmaya çalıştı. Denilebilir ki, uluslararası ilişkiler bağlamında elinden gelen her şeyi yaptığı gibi hemen her gün konuşmalarında bu konuya değindi ve yapılan haksızlığa dikkat çekti.

Nihayet beklenen gün geldi ve dün, teşkilata üye olan ülkelerin en üst makamlarındaki devlet adamlarından, görevlendirilmiş özel temsilcilerine kadar 48 İslam ülkesinin temsilcileri "nadir bir uzlaşı" örneği sergileyerek önemli bir karara imza attılar: "Doğu Kudüs Bağımsız Filistin Devleti'nin başkentidir ve öyle kalacaktır."

Bu toplantıya, üyeliği askıya alınan ve davet edilmeyen Suriye yanında Benin, Gine Bissau, Guyana, Kamerun, Mozambik, Surinam ve Türkmenistan'ın temsilci göndermediği görüldü. Ancak, asıl dikkat çeken husus, üye ülkelerden ikisi; bir diğer ifadeyle "ABD Başkanı ile birlikte poz veren" S. Arabistan ve Mısır liderlerinin iştirak etmeyişleri, "anlamlı" bulundu…

TÜRKİYE'NİN ÜSTLENDİĞİ ROL VE ALDIĞI İNİSİYATİF

ABD Başkanı'nın aldığı haksız ve hadsiz karar üzerine ilk tepkiyi veren ülkelerden biri olan Türkiye, ilk günde Müslüman bir ülkenin lideri olarak Cumhurbaşkanının ağzından gerekli açıklamayı yapmıştı. Gönül coğrafyamız olarak niteleyebileceğimiz her bir Müslüman yüreğin attığı topraklarda insanların ümit ışığı olan ülkemizin, bu süreçte İİT "Dönem Başkanı" sıfatını taşıyor olması aynı zamanda bir sorumluluğu da beraberinde getiriyordu. İşte bu bağlamda, dost-düşman herkes Türkiye Cumhuriyeti Liderinin, üzerine düşen sorumluluğun gereğini tam manasıyla yerine getirdiğini gözledi, izledi ve hakkını teslim etti. Cumhurbaşkanımızın, bir devlet başkanından önce, bir insan olarak, yapılan zulümleri, işlenen katliamları dile getirirken yaşadığı hâlet-i ruhiye ve bu havanın katılımcılar üzerinde oluşturduğu etki, onun "ümmetin derdiyle dertlenen" bir kişilik sahibi oluşunun yeterli bir deliliydi… Denilebilir ki, bu müessif kararın İslam ülkelerinde oluşturduğu hüzün ve olumsuzluğa karşılık, Türkiye'nin dönem başkanlığı ve liderinin meseleye sahip çıkması önemli bir teselli unsuru olmuştur.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN SÖZLERİ

Dün, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın sözleri Batı basınında da önemli bir yer tuttu. Olağanüstü zamanlarda liderlerin ne söyledikleri diğer zamanlardan daha önemlidir zira… Doğu Kudüs'ün, Filistin'in başkenti olduğunu karara bağlayan bu toplantının en önemli söylemleri Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şu cümlelerindeydi kanaatindeyiz:

"Uluslararası hukuka, hakkaniyete sahip çıkan ülkeleri, Kudüs'ü, Filistin devletinin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyorum. Buradan bir kez daha ifade ediyorum ki, Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir.

İnşaallah ortak mücadelemizle hem mevcut adaletsizliği düzeltecek hem de Kudüs'ün özgürlüğe kavuşmasını sağlayacağız. Şu gerçeği daima aklımızda tutmamız gerektiğine inanıyorum. Umutsuz olmayın, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Müslümanlar asla çaresiz değildir. Güçsüz değildir, iman varsa her zaman imkan da vardır. İnanç, sabır, azim ve mücadele olduğu sürece aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Onlarca İsrail askerinin arasında o başı dik yürüyen Filistinli çocuklar bizim ilham kaynağımızdır onlara selam olsun."

Kıymetli okuyucum.

Yukarıdaki satırlar, üzerine epeyce sözler söylenebilecek tespitler ihtiva etmekte… Şu birkaç gündür basında yazılan Kudüs, Filistin ve Mescid-i Aksâ konulu yazıları tahlil ettiğinizde ortaya çıkan görüşlerin önemli bir kısmında Amerika ve İsrail'in gücünden ve İslam ülkelerinin buna karşı yetersizliğinden söz edildiğini görmeniz mümkündür. Yazılanlar ve yapılan tespitler gerçek dışı değil. Ancak –geçen yazımızda da ifade ettiğimiz üzere- İsrail'in bugün geldiği nokta, yüzyıllık bir süreçte inceden inceye yapılan planların ve hayata geçirilen projelerin bir ürünüdür. Onların çok güçlü oluşundan değil, muhatabı olan İslam ülkelerinin plan-programsızlığından ve güçsüzlüğündendir. Dolayısıyla bu gücün kendisinde var olduğuna inanan, Allah'a güvenip dayanan, O'ndan ümidini kesmeyen; üzerine düşen görevin sorumluluğunu taşıyan ve bu şuurla davranan bir mümin için "imkansızlık" söz konusu değildir. İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam ülkelerinin liderlerine ve halklarına –belki de bugün en çok ihtiyacımız olan- bu inanç ve ümidi hatırlattı…

İMAN VARSA İMKÂN DA VARDIR

Son zamanlarda internette, anlamlı resimler eşliğinde yazılan bu cümle, "Allah'ın rahmetinden ümidi kesmemek, her şeye kadir olan Allah'ın kudretine sınır olmadığına yürekten inanmak" gibi hususlarda Kur'an-ı Kerim'deki pek çok ayetin ortak ifadesidir âdetâ… Doğrusu, Asr-ı Saadet'ten günümüze kadar yaşanan pek çok hadisede Allah'ın yardımının müminlerin imdadına yetiştiği, kulun imkanlarının bittiği yerde Allah'ın kuluna "yettiği" görülmüştür. Pekiyi, yüz yıllık süreçte ne oldu da Filistin ve Kudüs meselesinde yaşanan her gelişme Müslümanların aleyhine tecelli etti? Ne oldu ki, hep mağdur olan, zarar gören, hayatını kaybeden, sürgün edilen, evleri başlarına yıkılan, Müslümanlar oldu?..

Bu yakıcı sorulara, herkes farklı cevaplar verebilir. Zira bakış açısına göre değişebilen tespit ve kanaatler, cevapların farklılaşmasına da etki edecektir. Ancak meseleye İlahiyat penceresinden baktığımızda mukaddes kitabımızın, çağlar öncesinden bugüne ışık tutan özelliğiyle bizi uyardığını görebiliriz. Enfâl Suresinin 46.ayeti ne kadar manidardır!... "Allah'a ve Resûlüne duyarlılık ve bağlılık gösterin. Sakın birbirinizle çekişmeyin. Sonra gücünüzü kaybeder, korkuya kapılırsınız ve rüzgarınız (kuvvetiniz-devletiniz) elden gider. Bir de sabırlı olunuz. Şüpheniz olmasın, Allah sabredenleri sever."

Sadece bu ayet bile bizlere öylesine farklı, öylesine derin kapılar açıyor ki; üzerine pek çok şey yazılıp söylenecek kapılar… Bu kapılardan bakınca, özgür ve bağımsız bir Filistin davasının safiyetine kir bulaştıran M. Dahlan misali figüranlar, ikiye bölünüp Hamas ve el-Fetih adı altında kamplaşan ve birbiriyle çatışan! Müslümanlar… Ve nihayet güçsüz, başıboş, plansız-programsız bir İslam dünyasını çeşitli oyunlarla mahkum ve mağdur eden, alanı boş buldukça etkisini arttıran bir İsrail gerçeği karşınıza dikilip duruyor.

İşte, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın bu Olağanüstü Toplantısı'nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın nitelikli sunumunun ve alınan kararların, İslam dünyasının artık kendisiyle değil, düşmanlığı açık ve net olan gerçek "düşman"ı düşman bellemesinin vaktinin geldiğini deklare etmesi bakımından önemli olduğu kanaatindeyiz. Ümidimiz, artık Ümmet-i Muhammed'in ve İslam ülkeleri liderlerinin, Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksâ meselesinde kalıcı ve pratik değeri olan kararları alıp bunları sahiplenmesidir. Endişemiz ise geçtiğimiz süreçte olduğu gibi kısa bir süre sonra İsrail'in yeni oyunlarına muhatap olarak yaşananları unutup gitmemizdir. Bizi böylesi bir nisyandan muhafaza etmesi için Yüce Mevlâ'ya niyazda bulunurken, Müslüman bir kul olarak neler yapmamız gerektiği hususunu önümüzdeki yazımızda yazmaya devam edeceğimizi ifade etmek istiyoruz.

Son bir not: "İman varsa imkân da vardır" cümlesi, "Hasbunallah" demenin tâ kendisidir; ve Allah mümin kuluna her zaman yetendir!..

Kudüs ve İslam beldelerinin cümlesine selamet ve esenlik dilekleriyle…

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN