Arama

ve tevfik

Kazanırken kaybetmek veya hep kazanmak

Başarı ve tevfik

ilk insan ve ilk ! En büyük zaafının '' arzusu olduğunu fark eden şeytan tarafından ayartıldı, nefsine ve arzularına yenildi, ile yasaklanmış ağaca giderek ilahi buyruğa baş kaldırdı. Ardından 'nefsimize zulmettik' diyerek mağlubiyetle işe başladıklarını itiraf ettiler. Adem'den sonra bu başarısızlık insanın yazgısı haline geldi. Oğullarından iktidar hırsıyla kardeşi 'i öldürünce, 'kan dökücü olmak ve bozgunculuk' ne demektir, anlamış olduk. Bir peygamberin oğullarını ilahi şeriata göre terbiye etmek diye bir amacı varsa, kardeşin kardeşini katletmesiyle Adem ikinci kez başarısız oldu. Arap edebiyatında . Adem'in hayatının sonlarına doğru şöyle bir mısraı terennüm ettiği aktarılır: 'Ey dünya! Toza toprağa bulandın, eski tadın kalmadı.' uzun tebliğ mücadelesinin ardından şöyle dedi: ''ım! Ben mağlubum, yardım eyle.' 'in ifadesiyle 'bin seneden elli sene eksik' davetinde kavmini gece-gündüz Allah'a davet etti, onlara nasihat etti, öğütler verdi. Kavmi ise davetine olumlu cevap vermek bir yana onu alaya aldı, 'bunak' diye hakkında ileri geri konuştular. Hz. Nuh kendisine iman etmiş az sayıdaki insanla birlikte gemiye binince, esas başarısızlığın işin sonunda gizlendiğini fark edecekti. 'Aileni gemiye bindir' emriyle kendisini gemiye çağırdığı oğlu 'beni dağ korur' diye dağa koşmaya başladı; meğer ailesi bile ona iman etmemişti. 'Ben mağlubum sözü' burada gerçek anlamını kazandı.

Benzer durum öteki peygamberler için geçerlidir: 'kendi başına bir ümmet' idi lakin babası ona inanmadığı gibi şehir halkını da ikna edememişti. Hanımı Sare cariyesinden doğan oğlunu kıskanınca oğlunu ve cariyesini evden çıkarmak zorunda kaldı. 'nın hayatı baştan sona inişler ve çıkışlarla doludur: ilahi ilham ile yönlendirilen annesi tarafından bir sala konulan Musa, 'un sarayına yerleştirildi, orada büyüdü, delikanlılık çağındayken birini öldürdü, şehirden kaçtı, kavmine peygamber olarak gönderildi, kavmini Firavun'un zulmüne karşı birleştirdi. Önce sözle sonra bilfiil savaşarak Firavun'u mucizelerle mağlup etti. İlk bakışta galip görünüyordu! Takdir tam orada tecelli etti ve mağlubiyet tekrar ortaya çıktı: Hz. Musa kendisine iman edenlerin Firavun'a öykünen pasif zalim/mazlum bir güruhtan başkası olmadığını anlayınca işin seyri değişti. Firavun'dan kurtarılanlar ilk fırsatta putlara tapmaya başlamış, sahih inancı bir kenara atarak eski inançlara dönmüşlerdi. Tevhidi ikrar ile başlayan davet putperestliğin hortlamasıyla kaybedildi. 'nın hayatı ise daha iyi örneklere şahitlik etmedi.

BAŞARMAK YALANA İHTİYAÇ DUYMAMAKTIR

Başarının mahiyetini izah eden tanımlar arasında gerçeğe en yakın olanlardan birisi insanın yaptığı işte yalana ihtiyaç duymayacak olması şeklindeki tanımdır: yalan söyleyip söylememek değil, yalana ihtiyaç duymamak ölçü sayılarak daha ince bir noktaya dikkatimiz çekilir. İnsanın içinde bir başarma arzusu vardır; hepimiz başarıya tutkuyla bağlıyız ve hedeflerimize ulaşınca kendimizi özgür kabul ederiz. Ulaşamadığımız yerde ise yalan çare haline gelir ve yetişir imdada: sözümüze, fiilimize ve görünüşümüze ona ait olmayan unsurları ekleyerek hakikati olduğundan başka türlü göstererek kapatmak isteriz hayal ettiğimiz ile ortaya çıkan arasındaki gediği. Yaptığımızın işin yalana borçlu kalmaması ise bizden talep edileni veya belirlediğimiz gayeyi gerçekleştirdiğimizi gösterir. İnsan niçin yalan söyler? Hiç kuşkusuz bir gediği kapatmak veya bir durumu olduğundan başka göstermek için yalan söyler. İnsanın hırsları ve hayalleriyle yaptıkları-yapabildikleri arasındaki nispetsizlik yalana olan ihtiyacı da belirler: oran ne kadar telafi edilmez ise yalana o kadar gerek duyulur. Bahsi geçen tanımda 'başarmak' ise yalana gerek duymamak şeklinde izah edilmişti. Çünkü insanın kendisi arzuladığı düzeyde veya yaptığı iş hedeflenen seviyeye ulaşmıştır, olduğundan başka şekilde görünmeye –kendisi veya işi için- gerek kalmamıştır. insanın en özgür olduğu andır; başarmak anı kadar kendimizi rahat hissettiğimiz ve mutmain olduğumuz ikinci bir an yoktur herhalde.

Böyle bir başarı tanımı dindar olsun veya olmasın hemen herkesin kabul edebileceği bir tariftir. Dindar olanlar ise başka bir başarı tanımını bilirler. Bir medrese hocası tevfiki şöyle anlatmıştı: 'Tevfik Allah'ın kullarının fiillerini sevdiği ve razı olduğu işlere muvafık kılmasıdır (calullahi file ibadihi muvafıkken lima-yerdahu ve yuhibbuhu.)' Hiç kuşkusuz bu da bir başarı tanımıdır ve bu tanımda belirlenen seviyeye erdikçe de yalana ve yalanın türevlerine ihtiyaç duyulmaz. Böyle bir başarı karşısında ne riyakarlık olabilir ne olduğundan başka türlü görünmenin gereği vardır. Bu tanımda başarmak için tek ölçü vardır, o da Allah'ın rızasına ermek! Başarı odur, onun dışındaki her ihtimal başarısızlık ve hüsrandır.

Başarıya 'Allah rızası' kaydını koymak, insanlık için başarı çıtasını yüksek ahlak ile sınırlamak demektir. Yüksek ahlaktan taviz vererek veya ona rağmen ulaşılabilecek başarı ise bir yalan olacaktır. O zaman ahlak ile ilahi rıza arasındaki uyumu dikkate alarak şöyle diyeceğiz: İnsanı 'hakiki insan' olmaktan çıkartabilecek her başarı hüsran iken hakikatte başarmak gerçek insan ve yüksek ahlak sahibi olmak demektir. Öyle bir durumda başarılı (muvaffak) insanın lakabı ise sadık, yani özünde, sözünde ve fiilinde yalana yer bırakmayan kimse demektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN