Arama

Anlam yapıcı değil anlam taşıyıcısı olan

Anlam yapıcı değil anlam taşıyıcısı olan kadın

ın toplumdaki içerisindeki yeri zamanla gelişme gösterdikçe, da kadın i de bununla beraber gelişti. Cinsel bir nesne olarak teşhir edilen kadın, erotik temaşanın ana motifi olarak filmlerin senaryolarını işgal etti.

"da iyeti" denilince öncelikle "temsiliyet" kavramı etimolojik olarak "belirgin özellikleri ile yansıtma, sembolü olma, simgeleme" olarak açıklanır. ler yolu ile gerçekte var olduğu halini yansıtmaktan çok onu yeniden tanımlama anlamına gelir.

Kadının toplumdaki yeri zamanla gelişme gösterdikçe, sinemada kadın temsili de bununla beraber gelişti. On dokuzuncu yüzyılın son zamanlarının ve yirminci yüzyılın başlarının erkek egemen toplumu, sinemaya ve filme yansıdı. Yeteneklerinden çok görünüşlerinin tercih edilmesine rağmen filmde kadın görünümü, film endüstrisi için gerekliydi. Kadınların oynadığı roller, genelde zamanının klişe cinsiyet rolleri olmuş, kadın aktrisler izleyicilerle son derece popüler olduklarını kanıtlamış ve bu nedenle film endüstrisinin popülerliğinin yükselişi için gerekli olmuşlardır.

20'NCİ YÜZYILIN İLK YARISININ SONUNDA YAKILAN ATEŞ

Dünya sinemasında 20'nci yüzyılın ilk yarısının sonuna doğru yakılan bu ateş, ikinci yarısının hemen başında büyüdü. Sinemada kadının metalaştırılmasına, düşünsel ve duygusal yanının yok sayılıp bedensel imge olarak kullanılmasına rasyonel eleştiriler getirildi ve buna karşı somut sonuçlar alınmaya başlandı.

Çalışmaları ve fikirleri, film teorisinin psikanalitik yapı doğrusunda ilerlemesine yardımcı olan film kuramcısı Mulvey (1941), ve 'dan oldukça etkilenmiştir. Mulvey'in amacı, film teorisini, psikanalizi ve i birleştirmek olmuş ve bir "canon" niteliğinde olan "Görsel Haz ve Anlatı Sineması" (Visual Pleasure and Narrative Cinema) çalışmasını yazarak sinema özelinde önemli bir referans kaynağına dönüşen bu eseri meydana getirmiştir. Bu çalışmada sinema ve diğer disiplinler açısından hem geçmişte üretilmiş hem de gelecekte üretilecek eserler için önemli gördüğümüz noktalara yer veriyoruz…

Psikanalitik kuram, ataerkil toplumun bilinçdışının film biçimini nasıl yapılaştırdığını göstermek üzere politik bir silah olarak benimsendi.


The Fugitive-Dolores Del Rio (1947-John Ford)

ANLAM YAPICI DEĞİL ANLAM TAŞIYICISI 'KADIN'

Sinema, yıldız sistemi aracılığıyla, ulaşılamayanı üretme konusunda da kendine ayrı bir yer edinmiştir. Yıldızlar benzerlik ve farklılığın karmaşık sürecini ortaya koydukları (göz alıcı olmanın sıradanı canlandırması), hem perdedeki öyküye hem de perdedeki evrene bir odak noktası oluşturur.

Ataerkil kültürde kadın, hala anlam yapıcı değil anlam taşıyıcısı konumuna bağımlı olan sessiz imgesi üzerine erkeğin, dilsel komuta aracılığıyla zorla yüklediği fantezi ve takıntılarını sonuna kadar yaşayabileceği bir düzenle kuşatılmış olarak erkek öteki için bir gösteren yerine geçer. Merak ve bakma isteği, benzerlik ve tanımanın çekiciliğiyle iç içe girer: insan yüzü, insan gövdesi, insan bedeniyle çevre arasındaki ilişki, kişinin dünyadaki görünür varlığıdır.

Biçimsel olarak haz verici olan bakma, içerik açısından tehdit edici olabilir ve bu paradoksu temsil/imge halinde billurlaştıran kadındır.


Lupe Velez (1929-George Hurrell)

GELENEKSEL TEŞHİRCİ ROLLERİ İÇİNDE KADINLAR

Cinsel dengesizliğin yönettiği bir dünyada, bakmadaki haz, etkin/erkek ve edilgin/dişi arasında bölünmüştür. Belirleyici erkek bakışı kendi fantezisini, uygun biçimde şekillenmiş kadın figürüne aktarır. Geleneksel teşhirci rolleri içinde kadınlar, bakıla-sılık mesajını veren, güçlü görsel ve erotik etki amacıyla kodlanmış dış görünüşleriyle aynı anda hem bakılan hem teşhir edilendir.


Arka Pencere-James Stewart (1954-Alfred Hitchcock)

Rear Window'da (Arka Pencere) da bakış, öykü örgüsünün merkezidir, röntgencilik ile fetişistik büyülenme arasında gider gelir. Bir bükülme, bir anlamda bu bükülmeyi sezdiren normal seyretme sürecinin daha öteye yönlendirilmesi olarak özdeşleşme sürecine Hitchcock resmi ahlakın ideolojik doğruluğunu ve onaylayışıyla bağlantılı olarak kullanır ve onun sapkın yönünü sergiler. Hitchcock hiç bir zaman sinemasal ya da sinemasal olmayan röntgenciliğe yönelik ilgisini gizlememektedir. Kahramanları sembolik düzenin ve yasanın örnekleyicileridir.Hitchcock'un özdeşleşme sürecini maharetle ve öznel kamerayı erkek kahramanın görüş noktasından özgürce kullanması, izleyicileri güçlü bir biçimde erkeğin konumuna sokar, tedirgin bakışını paylaşmalarını sağlar. İzleyici, sinemadaki kendi durumunun parodisi olan, perdedeki sahnede ve diegesisde yer alan röntgencilik bir durumun içine çekilir.

Cinsel nesne olarak teşhir edilen kadın, erotik temaşanın ana motifidir: Pinup'lardan, striptize, Ziegfeld'den Busby Berkeley'e, erkek bakışını ele geçirir, erkek arzusu için oynar ve onu anlamlandırır. 'Önemli olan, kadın kahramanın neyi tahrik ettiği ya da, daha doğrusu neyi temsil ettiğidir. O, erkek kahramanda uyandırdığı aşk ya da korkuyla, ya da erkek kahramanın onun için hissettiği ilgiyle, erkeğin, davrandığı gibi davranmasına neden olandır. Kendi başına kadının en ufak bir önemi yoktur.'

(Budd Boetticher)


Üç Maymun-Hatice Aslan,Ercan Kesal (2008-Nuri Bilge Ceylan)

İKİ DÜZEYDE İŞLEV GÖREN KADIN

Geleneksel anlamda kadın iki düzeyde işlev göreceğini söyleyen Mulvey perdenin her iki yanındaki bakışlar arasında yer değiştiren bir gerilimle, hem perdedeki öykü içindeki karakterler ve hem de izleyiciler için erotik nesne olarak sergilendiğini iddia etmektedir.

İzleyici esas erkek kahramanla özdeşleştiğinde, kendi bakışını benzerine, perdedeki vekiline aktarır ve böylelikle erkek kahramanın olayları denetlemekteki gücüyle, erotik bakışın aktif gücü buluşarak iktidar sahibi olmanın tatmin edici duygusunu verir. Kadın, yalıtılmıştır, gösterişlidir, teşhir edilmektedir, cinselleştirilmiştir. Ama anlatı ilerledikçe esas erkek kahramana aşık olur, onun mülkü haline gelir dışsal parlak niteliklerini, genelleştirilmiş cinselliğini, gösteri-kızı çağrışımlarını yitirir; erotikliği yalnızca erkek yıldızın tasarrufuna girer. Erkekle özdeşleşme aracılığıyla, onun gücüne katılma yoluyla izleyici de dolaylı olarak kadına sahip olabilir.


The Watermelon Woman(1996-Cherly Dunye)

"GÖZLEDİKÇE, BAKIŞINA EROTİK BİR BOYUT, DRAMAYA İSE MERKEZİ BİR İMGE KATILIR"

Nesne olarak kadının güzelliği ve perde uzamı yekvücut olur; artık o suçun taşıyıcısı değil, yakın çekimlerle parçalara ayrılmış ve stilize edilmiş gövdesi filmin içeriği haline gelen ve izleyicinin bakışının doğrudan alıcısı olan mükemmel bir üründür."

-Mulvey, Laura.(2009). Visual and Other Pleasures,
Palgrave Macmillan; 2nd edition (Görsel Haz ve Anlatı Sineması)
Çeviren: Nilgün Abisel
-Cansu Balku (Kadının Sinemadaki Temsilini Anlamada Psikanaliz Ne Kadar Kullanışlıdır?)


The Prince and the Showgirl-Marilyn Monroe (1957-Laurence Olivier)

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN