Arama

Fatma Bayram ile Elmalılı Hamdi Yazır’dan Fatiha tefsiri okumaları - 8

Yayınlanma Tarihi: 19.06.2021 20:20 Güncelleme Tarihi: 19.06.2021 20:53
Fatma Bayram ile Elmalılı Hamdi Yazır’dan Fatiha tefsiri okumaları - 8

Fikriyat’ın kıymetli yazarı Fatma Bayram, Elmalılı Hamdi Yazır'dan Fatiha Tefsiri Okumalarına devam ediyor. Her cuma saat 18.00'de Fikriyat Instagram hesabında sizlerle buluşan Bayram, “Elhamdülillah” terkibinin tefsirine giriş yaptığı son dersin ardından bu dersinde kaldığı yerden devam ederek; hamd, tekamül, nimet, şükür gibi kavramları da açıklayarak "Elhamdülillah" cümlesindeki lafzatullahın sıfatı Rabbil'alemin'e giriş yaptı. Canlı yayında gerçekleşen bu dersin önemli noktalarını sizler için bir araya getirdik.

"Maamafih diğer cihetten hamdte manayı tazim ve takdir daha yüksektir."

🔸 Bağlantıyı kurmak için söylüyorum. Yine hatırlayacaksınız; "hamd mı daha faziletlidir şükür mü" diye bir mukayese var, özellikle sufiler arasında... Biliyorsunuz şükür bir nimet karşısında teşekkür mahiyetinde yapılan tazim. Hamd ise nimet sahibine sırf nimeti yaratan olduğu için veyahutta o nimete sahip olduğu için o ikramlara gücü yettiği için hamd edersiniz. O ikram size ulaşsın ulaşamasın… Çünkü hamd bu anlamda insanlara da yapılır. Şükür de öyle… İnsanlara yaptığımız teşekkür bize ulaştırdıkları bir nimet sebebiyledir.

🔸 Hamdda ise övgü daha ağırlıklıdır. Ama medihten farklıdır. Medih sırf kendi güzelliğinden, fiziki özelliklerinden dolayı övmek - mesela bir atı översiniz bir çiçeği översiniz - hamdda ise insanlara, çevresine hayrı dokunan birini o hayırdan dolayı -o hayır size ulaşmamış bile olsa- övmek, methetmek demektir.

"Maamafih diğer cihetten hamdte manayı tazim ve takdir daha yüksektir."

🔸 Yüceltme ve kıymetini takdir etme manaları daha yüksektir.

"Çünkü bundaki ihsanı vaki hâmide vasıl olmadığı cihetle…"

🔸 Hamd – mesela bir imtihandan geçiyoruz bir bela yaşıyoruz bir mahrumiyet bir yokluk yaşıyoruz; hastalık olabilir başka bir kayıp olabilir- Elhamdülillah dediğimizde – hatırımız sorulduğunda veya kendi iç dünyamızda- hamd olsun sana Allah'ım yine de ben Sen'den razıyım, bana ne verirsen ver, Sen bütün nimetlerin halıkısın; bu verdiğinde de benim için muhakkak bir hayır vardır, diyebilmektir.

"Dolayısıyla hamddaki ihsan hamd edene vasıl olmadığı cihetle bir taraftan daha ziyade hakka nazır, garazsız bir şîmei tazim vardır."

🔸 Kendisine ulaşmadığı halde, bir nimetten dolayı, o nimet sahibini övüyorsa birisi, burada garazsız yani hiçbir menfaat gütmeden, kendisiyle ilgisini kurmadan, ihsan sahibi olan birini övme huyu, saygı gösterme huyu, ihsanın kıymetini takdir etme huyu, ahlakI var demektir; onda.

"Diğer cihetten o ihsana nail olanların neşatına iştirak ifade eden bir hissi uhuvvet ve kendi hakkında gayri vasılı vasıl addettiren bir hissei takdir mevcuttur."

🔸 Henüz eline ulaşmamış olan bir nimeti, sanki kendisine ulaşmış gibi - asla o nimetin kendisine ulaşamamış olmasından şikâyetçi olmadan, ondan yakınmadan, tam tersine - o nimeti dostlarına, çevresindekilere, arkadaşlarına, akrabalarına ulaştırdığı içi nimet sahibine teşekkür etmek; o nimetin ulaştığı kişilerle bu kişinin arasındaki kardeşlik hissini kuvvetlendirir.

🔸 Bir nimet bana ulaşmasa da etrafımdaki insanlara ulaştığı için o nimet sahibini övmek… Hamd öyle bir mertebedir ki; içinizde haset bırakmaz. Çekememezlik, rekabet bırakmaz. İnsan ilişkilerini bozan ne kadar kötü huy varsa hepsinin temelinde hamd eksikliği vardır. Buna modern psikolojide kendinle barışık olma deniliyor. Tasavvuf buna rıza mertebesi diyor. Üstelik de tasavvuf bunu çok yüce bir mertebeye bağladığı için - sırf kendimi seviyorum ben böyleyim demek başka bir şey- bana bunu Allah takdir etti. Bana bunu takdir edenle benim aramda bir problem yok; ben Rabbim'den razıyım. Rabbimin uygun gördüğünde elbette bir hikmet vardır. Ben asla ondan şikâyetçi olmam, diyebildiğimiz zaman, olayın hem bizim iç dünyamızdaki şifa kısmı gerçekleşmiş oluyor hem inancımız pekişmiş oluyor hem de kim bilir bir imtihanı geçtiğimiz için bize ne kapılar açılacaktır. Birçok kapıların açılmasına da vesile olmuş oluyor.

"gayri vasılı vasıl addettiren bir hissei takdir…"

🔸 Sanki kendisine verilmiş, kendi eline ulaşmış, kendisi o nimete vasıl olmuş gibi şükran duyabilmek; o şükrü, övgüyü Cenab-ı Hakk'a ifade etmek demektir.

"Bir bu, bir de aksamı şükürde fili kalbin bir emrihafi ve ef'alı cevarihin ihtimalli olması, envaı şükrün ekmeli yine lisan ile yapılan hamdolmasını ıktiza eder."

🔸 Şükrün çeşitleri var. Kalbi şükür; iç dünyandan Cenab-ı Hakk'a şükretmek gizli iş, emrihafi yani seninle Allah arasında…

ve ef'alı cevarihin ihtimalli olması

🔸 Azalarımızla o şükrün gereğini yerine getirmenin de şükrün kapsamında olma ihtimalinin olması…

envaı şükrün ekmeli yine lisan ile yapılan hamdolmasını ıktiza eder

🔸 Lisanın iştirak etmediği bir şükür eksik kalır, kısacası.

🔸 Her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Size ilim verilmişse ilmin şükrü öğretmektir. Size maddi güç verilmişse bunun şükrü paylaşmaktır. Size beden gücü verilmişse, yüksek bir hayat enerjisi verilmişse bunu şükrü o bedenle insanlara hizmet etmek, Allah'a ibadet etmektir. Size geniş güzel bir ev verilmişse o evin şükrü misafir ağırlamaktır.

🔸 Dil ile şükretmek o şükrün tamamının bir parçasıdır. Şükür kısım kısımdır, aksamı vardır; bir parçası da dille şükretmektir. Dille şükrettiğinizde de Cenab-ı Hakk'a hamdetmiş olursunuz.

"Filvaki Resuli ekrem sallâllahü aleyhi ve sellem Efendimiz «hamd, şükrün başıdır. Allah'a hamdetmiyen şükretmemiş olur» buyurmuştur."

"tahdisi nimet bir gururi temddüh değil, nankörlüğü silen büyük bir fazilettir."

🔸 Rabbimiz; "Rabbinin nimetine gelince sürekli onu anlat, sürekli onu an..." der. Kendi iç dünyamızda anmak da buna girer, etrafımızdaki insanlara anlatmak da… Bu gurur ve kibirden farklı; başkaları üzerinde bir üstünlük kurmak için değil; Cenab-ı Hakk'a şükür olsun diye size verilen nimetleri zikretmenizdir. Bunu tabi çok dikkatli yapmanız gerekir. Çünkü öyle yerler var ki bazı nimetlerin söylenmesi, karşınızdaki insanı üzebilir, haset ettirebilir, nazar değdirebilir ve gösterilmemesi gerekir.

Benim rahmetli babam çok uzun yıllar astım hastasıydı. Şöyle derdi; "sabah kalktığı zaman insan; eli-kolu oynuyorsa, nefes alıp-verebiliyorsa hiçbir şey yapmadan önce bir şükür secdesi yapması gerekir."

"Daha doğrusu hamd herkesin ermek istediği ve fakat pek az kimselerin erebildiği en yüksek bir gayei kemaldir. Çünkü beşerî noktai nazarından bütün saadetler iki kelime ile hulâsa edilebilir: Tena'üm, in'am."

🔸 Tena'üm demek size nimet verilmesi, in'am da o nimeti sizin vermeniz demek.

"Mevkii tena'ümde bulunanlar ancak tena'ümlerini his ve takdir ettikleri zaman hamdederler. Çünkü saadet tena'ümün kendisinde ve kemmiyetinde değil keyfiyetinde yani zevki takdir edilip hissedilmesindedir."

🔸 Sana verilen nimetin farkında olmayı gerektiriyor hamd. Farkında değilsen hamd da edemezsin.

"Ve zaten tena'ümün kendisinde ve kemmiyetinde değil keyfiyetinde yani zevki takdir edilip hissedilmesindedir."

🔸 Ne kadar nimete mazhar olursan ol, kaç evin kaç araban var, ne kadar zenginsin, bunlarda değil keyfiyetindedir. Yani zevki, takdir edilip hissedilmesindedir. Mükellef sofraların başında tatmin bulamayanlar var; evini toplamış, oturmuş mis gibi çayını demlemiş fevkalade bir mutluluk hissedebilen insanlar da var.

"Ve zaten tena'ümün manası budur. Ve ne zaman zevki saadet hissolunur ve coşarsa lisandan hamd sâdır olur ki, bu makam, hâmidiyet makamıdır. Mevkii in'amda bulunanların saadeti de mücerret in'amda değil, verilen nimetin kadrini bilecek ve zevkiyle saadet duyacak mahalli lâyıkine isalinde ve vusulünü delili vazıhile müşahede etmesindedir. Bu delil ise hâmidin hamdidir."

"Bundan o isal ve vusulü temaşa etmekteki zevk te mahmudun saadetini teşkil eder. Ve biz biliriz ki, makamı in'am, makamı tena'ümün fevkindedir."

🔸 Bir insanın layık olan yere bir nimeti ulaştırması ve o nimetten dolayı onların mutluluğunu görmesi, kendisine içtenlikle teşekkür edildiğini görmesi; makamı in'am, makamı tena'ümün kendisine bolca nimetin verilmesinin fevkinde bir makamdır.

"Binaenaleyh makamı mahmudiyet ekmeli meratip ve aksayı metaliptir."

🔸 Kendisine yaptığı yardımlar, iyilikler verdiği nimetler sebebiyle teşekkür edilen bir kimsenin makamı, bütün mertebelerin en üstü ve herkesin arzu ettiği hedeflerin en uç noktasıdır.

"O halde bu makamın saadeti de en büyük saadettir. Bu saadetin zevkindeki cuşiş dahi bil'evleviye bir hamd ile neticelenmeyi iktiza eder."

🔸 Bu sefer veren hamd etmeye başlıyor. Ya Rabbi bu vermenin zevkini bana tattırdığın için hamd olsun, demeye başlıyor. Sonsuz bir hamd döngüsü içine girmiş oluyoruz.

"Mahmudun hâmidiyeti demek olan bu hamd ise tezyidi in'ama ve dolayısile tezyidi hamidiyet ve mahmudiyete sebep olur."

🔸 Kendisine teşekkür edilenin, bu mevkiyi Allah ona nasip ettiği için hamd etmesi, mahmudun hamidiyeti olmak demek olan bu hamd, tezyidi in'ama yani kendisine verilen nimetin artmasına vesile olur. Dolayısıyla tezyidi hamidiyet ve mahmudiyete, yine nimet arttıkça hamd edecek, hamd ettikçe, şükrünü eda etmek için paylaştıkça kendisi hamd edilecek… Bu böyle artarak çığ gibi büyüyen bir hamd olacak.

🔸 Bu suretle makamı hâmidiyette bulunan mütena'imin hâmidiyette devamı makamı mahmudiyete itilâsına ve makamı mahmudiyette bulunan mün'imin hâmidiyette devamı da mahmudiyetin namütenahi tezaüfüne vesile olur ki, işte "eğer şükrederseniz ben size verdiğim nimetleri artırırırım" buyrulması bundandır.

🔸 Şu halde silsilei müterakkiyesile meratipi âliyei hamd şunlardır:

1. hâmidiyet,

- Sana bir nimet verilmiştir, hamd edersin.

2. mahmudiyet,

- Övülmeye layık olursun.

3. Hâmidiyet ve mahmudiyet,

- Mahmudiyet makamında olduğun için hamd edersin.

4. Mahmudiyet ve hâmidiyet.

- Bundan dolayı sana in'am edilir, bu yüzden mahmudiyet ve hâmidiyet makamına ermiş olursun.

"Böyle hamidiyet ve mahmudiyeti cami olan habibi hudanın ahmediyeti, muhammediyeti, işte hamdin bu mertebei cem'iyetini natıktır."

🔸 Efendimizin (sav) hamd konusundaki makamı bu mertebeyi bize anlatır, gösterir.

habibi huda: Efendimiz (sav).

"Ve Filvaki lâfzan ve manen mahiyeti hamd, bir hakikati muhammediyedir."

🔸 Hamdın mahiyetini mi görmek istiyorsun, Hz. Muhammed'in (sav) şahsını, ahlâkını, hayatını tanıman lazım. Onu tanıdıkça hamdı öğrenirsin. Hamd; şikâyet etmemek her durumda Allahtan razı olmak demektir.

"Ve bu hakikatin evvel ve ahır Allah tealâya ıhtisası da hakikatlerin hakikatidir."

🔸 Efendimizin (sav) temsil ettiği, şahsında bütün insanlığa gösterilen hamd mertebesinin zirve örneği Allah Teala'nın ona onu nasip etmesiyle olduğu da hakikatlerin hakikatidir.

"İşte Fatiha elhamdu iptidasile bize bu saadetleri, bu gayei kemali ve bu hakikati telkin ederek başlamıştır. Ve elhamdülillâh denildiği zaman…"

🔸 Elhamdülillâh neydi? Gönül rahatlığı, her ne olursa olsun makamdan razı olmak, onunla barışık olmak ve verileni görmek, anlatmak… Hiç kimse hamdın şemsiyesinin dışında değildir.

"Ve elhamdülillâh denildiği zaman duyulan inşirahı amîk bu aşk-u şevkin ifadesidir ve hakikati hamde meftun olmıyan yoktur."

🔸 Bütün mutluluk bütün saadet hamd mertebesini başarabilmektedir.

2- RABBİL'ALEMİN

🔸 Rabbil'alemin, Elhamdülillah cümlesindeki lafzatullahın sıfatıdır. Yani âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd ederiz. Hamd, alemlerin rabbi olan allaha mahsustur. Elhamdülillah bir cümledir. Elhamdu isim; lillah haber.

"Terkibinin lisanımızda her kese marufiyeti tercemeden mustağnidir."

🔸 Rabbil'alemindediğimizde bunu herkes bilir diyor, Hamdi Yazır. Tabii bilhassa kendi devri için söylüyor bunu. Dolayısıyla tercüme etmeye ihtiyaç duymuyoruz, diyor. Tercüme etsek; nasıl tercüme edebilriz, o tercümeler tam karşılar mı diye uzun bir paragrafta tahliller yapıyor.

"«rab» aslında terbiye manasına bir masdar olduğu halde mubalâga kasdile mürebbîye ıtlâk edilmiştir ve masdarında rububiyet denilmiştir ki, çok âdil yerinde (adaletin kendisi) denilmesi gibidir."

🔸 Mürebbîye, terbiye eden kişinin bütün meşgalesi terbiye etmek olduğu için terbiye etmek masdarı ona isim olmuştur. Ve masdarında rububiyet denilmiştir yani Rab artık isim yerine kullanılmış; masdar olarak da rububiyet kullanılmıştır. Çok adil yerine adaletin kendisi denilmesi gibi… El-adl adil olmak demektir. Adil olmak diye isim olur mu? İşte Cenab-ı Hakk adaletlin, adil olmanın bizzat kendisidir. Onun işlerinden hiçbir tanesi adalete aykırı değildir, demek anlamında el-adl; adaletli olmak var ya işte o bizzat Allah'ın kendisidir anlamında masdar ona isim olmuştur; Rab kelimesi de böyle.

"İşte bu mübalâga manasından rab sade mürebbi müradifi değil ayni terbiye gibi olan ve binaenaleyh istilâ, isti'lâ, inayet, tedbir, zabt ve tasarruf telkin ve irşat teklif, emr-ünehiy, tergip, terhip, taltif, tekdir gibi terbiyenin bütün levazımına malik kuvvetli ve ekmel bir mürebbi demek olur."

🔸 Yani Rab dediğimizde mürebbi, terbiye eden demek ama herhangi bir mürebbi gibi değil; terbiye etmenin kapsamına, muhtevasına ne giriyorsa hepsini zatında mükemmel bir şekilde barındıran terbiyeci demek...

İstila: Sözünü geçirme kuvveti lazım.
İsti'la: Üstün olması lazım terbiye edeceği varlıktan.
İnayet: Yardımsever
Tedbir: Bir işin sonu nereye gidiyor, onu nasıl önler, biliyor olması lazım.
Zabt: Hükümler koyan olması lazım.
Telkin ve irşat: Doğruya yönlendirme ve doğruyu telkin etme yöntemlerini kullanması lazım.
Teklif: Mükellefiyetler oluşturma, görevler verme gücü olması lazım.
Emr-ünehiy: İlkeleri, kuralları, doğruları olması lazım.
Tergip – terhip: Teşvik eden - sakındıran yöntemleri kullanması lazım.
Taltif – tekdir: Terbiyenin bütün levazımına malik, kuvvetli bir ekmel, mürebbi demek olur ve bu münasebetle sahip, malik manasına dahi gelir. Bu bakımdan evin sahibine Rabbül-Beyt deniyor Arapça'da. O evin bütün disiplinini, organizasyonunu ihtiyaçlarını karşılayan; evin geleceği ile ilgili tedbirleri alan kişi olduğu içi evin sahibi Rabbül-Beyt; evin hanımına da Rabbetül- beyt denir.

"Binaenaleyh alelıtlak rab denildiği zaman sade malik veya sade terbiye mefhumları değil ikisine de bütün levazımile sahip olan bir kadiri kayyum anlaşılır ve bunun için Allah tealâdan başkasına hususiyeti anlatır bir izafet yapılmadan müfret olarak (rab) ıtlâk olunamaz ve kemali marufiyeti ifade eden (errab) ve umum ifade eden (rabbilâlemîn) gibi izafetle hiç yapılamaz. Şu halde «rab» rububiyet denince anlıyacağımız mana kudreti baliga ile zabt ve tedbir ve terbiye mefhumlarıdır, yan'i bunları yapabilecek bir kudreti baligaya malikiyettir."

🔸 Terbiye edecek kişinin az önce saydığımız vasıflara haiz olması gerekir.

"Terbiye, bir şeyi kademe kademe, tedriç ile kemaline eriştirmektir ki, bunun eseri istıfa ve tekâmül olur."

Istıfa: Arındırılmış, seçilmiş

🔸 Her kademede birtakım kusurlar gidiyor birtakım güzellikler ekleniyor; böyle böyle seçkin bir mertebeye geliyor, seçiliyor ve tekâmül oluyor neticesi… Terbiyede ıstıfa ve tekâmül var.

🔸 Rabbilâlemîn alemlerin Rabbi ne demek; alemleri, derece derece mükemmelleştirerek, arındırarak seçerek her merhalde bir üst konuma yükselterek tekamül ettiren demektir.

"Âlemînin her kısmında ise terbiye ve tekâmül kanunlarının cereyanı her an ve her lâhza meşhuttur."

🔸 Bütün âlemlere bakın; her kısımda terbiye ve tekamül kanunlarının cereyanının her an gözlemleyebilrisiniz.

"ve binaenaleyh böyle bir kudreti baliganın rububiyeti süûni âlemde şek ve şüpheden âzade olarak okunmaktadır."

🔸 Âlemde sürekli bir tekâmül görüyoruz. Sürekli halden hale geçme ve giderek iyileşme – canlılar âleminde mahlukat âleminde- görüyoruz… Bunu görebilmek için müspet bilimlerle uğraşmak gerekiyor.

"Ve işte rabbilâlemîn bize bunu ihtar ediyor. Rabbilâlemîn denince her insan kendi görebildiği kadar olsun bütün âlemîne zihninden bir geçit resmi yaptırır ve yaptırınca behemehal kanuni terbiyeyi görür. Demek biz rabbımızı âlemîne nazarla bileceğiz."

🔸 Sen Rabbini mi bilmek istiyorsun; o zaman âlemleri incelemen gerekiyor. Çünkü o âlemlerin Rabbi…

"Ve fakat âlimîni de ancak ona izafetle tanıyabileceğiz."

🔸 Onun izini, eserini görerek âlemleri de tanıyabileceğiz, diyor.

Buradan itibaren tekâmül konusunu anlatacak.

Önceki derslere aşağıdaki linklerden ve Instagram hesabımızda yer alan IGTV bölümünden ulaşabilirsiniz.

2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN