Arama

Fatma Bayram ile Elmalılı Hamdi Yazır’dan Fatiha tefsiri okumaları - 7

Yayınlanma Tarihi: 05.06.2021 18:12 Güncelleme Tarihi: 05.06.2021 18:30
Fatma Bayram ile Elmalılı Hamdi Yazır’dan Fatiha tefsiri okumaları - 7

Fikriyat’ın kıymetli yazarı Fatma Bayram, Elmalılı Hamdi Yazır'dan Fatiha Tefsiri Okumalarına devam ediyor. Her cuma saat 18.00'de Fikriyat Instagram hesabında sizlerle buluşacak olan Bayram, besmele ile Fatiha suresi arasındaki ilişkiye değindiği son dersinin ardından bu bölümde “Elhamdülillah” terkibinin tefsirine giriş yaptı. Canlı yayında gerçekleşen bu dersin önemli noktalarını sizler için bir araya getirdik.

Besmele tefsiri ve besmele ile Fatiha arasındaki ilişkiyi açıkladığımız derslerin ardından bu derste Fatiha suresinin tefsirine devam edeceğiz.

💠

Hûlasa; sanki besmele bir taç, Kur'an bir vücudi ekmel, Fatiha onun başı, "Elhamdü" bu baştaki sima, rahmet ve hidayet bu simanın göz bebekleri, Dünya ve Ahıret menazırı, ubudiyet ve istiane lisanı, tevhidi ilâhî ruhudur. O suretle ki, bütün ledünniyatı vücut onun lebi beyanından sünuh ederken o taçdan, o simadan o gamzelerden de onun ruhu okunur. O sima simai Muhammedî, o vücut tecelli ilâhîdir. Kelâm kelâmullah, mübelliğ Resulullah: Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resuluhu.

Vücudi ekmel: Mükemmel bir vücut

Menazır: Manzara

Ubudiyet ve istiane: Kulluk ve yardım isteme

Elmalılı Hamdi Yazır, Fatiha'nın bütün unsurlarını böylece insanın uzuvlarına benzeterek bir ilişki kurmuştur.

📕 Kur'an'ın mukaddimesi: Fatiha Suresi

📌 "ELHAMDÜLİLLAH"IN TEFSİRİ

Hamd, ihtiyarî bir ihsana veya onun mebdei olan bir hüsne karşı inşirah ile sahibine tazim ifade eden bir zikri cemildir.

◾ Bu, çok güzel ve kuşatıcı bir tanımdır. Hamdda size ulaşan bir ihsan var. Bu ihsanı, bu iyiliği, bu güzelliği size ulaştıran makam, bunu bilerek yapıyor. İsteyerek, seçerek, farkında olarak yapıyor, zorunlu bir ihsan ya da gayri iradi bir ihsan veya planlanmamış bir ihsan değil. Tam tersine sizi bilerek ve tamamen hür bir şekilde size ulaşıyor.

◾ Yahut da size bir ihsan ulaşmamış ama bir ihsan kaynağı var. Çevresine ihsan eden bir kaynak var. O kaynakta bir hüsn, bir güzellik var. İşte o güzelliğe karşı inşirah ile gönlünüz ferahlıyor, size ulaşmamış bile olsa içiniz açılıyor.

◾ Ulaştığı zaman ihsan, ulaşmadığı zaman hüsn olarak zikrediyoruz. Bize ulaşmamış dahi olsa mesela Cenab-ı Hakk yeryüzünde ilmi yarattığı için âlimleri yarattığı için; çok faziletli, üstün ahlaklı insanları yarattığı için; dağları, denizleri, okyanusları yarattığı için; başkalarına ihsan etse bile "bu aslında dolaylı olarak bana da bir ihsandır" şeklinde bunu idrak ederek o güzelliklerin, o nimetlerin, o lütufların sahibine tazim ifade eden bir zikr-i cemildir hamd.

◾ Burası anlaşıldığında zaten elhamdülillah da anlaşılmış olur. Onun için bunu sadece zihnen değil kalben de anlamak gerekir.

🔊 Mealli Hatim dinlemek için tıklayın

💠

Kısmen medih ve kısmen şükr ile birleşen bir övgüdür.

◾ Medihte nimetin sana ulaşmış olması gerekmez. Ama şükür bir teşekkürdür, zaten aynı kökten gelir, dolayısıyla şükürde nimetin sana ulaşmış olma şartı var. Nimet bana ulaşmışsa şükrederim ama bir nimet var ortada ama bana ulaşmış olmayabilir, ben ondan istifade edememiş olabilirim, fakat yine de o nimet olduğu için hamd ederim Allah Teâlâ'ya. O nimeti yarattığı, o nimeti insanlığa lütfettiği için kendimize olmasa bile. İşte bu, övgüdür.

💠

Bir nevi öğmek veya öğülmek, iyi bir öğüş veya öğülüş, güzel bir öğücü veya öğülücü olmak, ciddî bir öğücülük veya öğülücülük, nihayet bu manâları cami güzel ve ciddî bir sözdür.

◾ Hamd eden de olabilirsiniz hamd edilen de olabilirsiniz. Hamdda her iki anlam da var.

◾ Hamd bunların hepsini içine alır. Hem bütün övgüler Allah'a mahsustur, Allah Teâlâ hem övülendir hem övendir. Çünkü o da bazı kişileri, durumları, ahlakı, bazı mekânları, mesela cenneti, övmüştür.

💠

Arapçada hamd kelimesi bunların hepsinde kullanılır, Fakat lisanımızda ekseriya ismi masdar olarak müstameldir.

◾ Yani övmek anlamında kullanılır.

💠

Diğerlerinde hamdetmek veya edilmek, hamdediş veya ediliş, hâmıd veya mahmud olmak, hâmidiyet, mahmudiyet denilir ve bugünkü lisanımızda bunun sırf Türkçe bir müradıfı yoktur.

Hâmid: Öven

Mahmud: Övülen

◾ Türkçede hamdı karşılayacak, ona denk olabilecek tek bir kelime yoktur.

🔍 Hamd nedir ve neden önemlidir?

💠

Şükür de böyle. Elde bir öğmek varki oda medih ve senâ müradıfidir.

◾ Örneğin birisini methetmek.

💠

Hamd ise medhile şükür beyninde bir nevi sena ve bir medhi mahsustur.

Hamd medhile şükür beyninde: Şükür ve hamd arasında

◾ Hem övgü vardır hamdda hem de hususi bir vasıflarıyla methetmek durumu var.

💠

Çünkü medih, hayatı ve ihtiyari olana da olmıyana da yapılır. Meselâ güzel bir inci ve güzel bir at memduh olabilir. Fakat mahmud olamazlar.

◾ En başta ihtiyari bir ihsan deniliyor ya tarif yapılırken, burada o ihtiyari kelimesinin ne gibi sonuçları olduğu gösteriliyor. Güzel olan her şeyi insan övebilir. Güzel bir çiçek, bir mücevher veya canlı olur ama ihtiyar, yani seçme hakkı, iradesi olmaz mesela çok güzel bir at, bir kedi, bir köpek yani hayvanları övebilirsiniz. Bunlar memduh olabilir yani övülmüş denilebilir fakat mahmud hamd edilmiş, bunlara hamd ediliyor denilmez.

🔍 Sınırlı dünyada sonsuzluğu idrak: Hamd, şükür ve dindarlık

💠

Hamd bunları ihsan eden faili muhtara yapılır.

◾ İhtiyar sahibi dilediğini yapmakta hürriyet sahibi olan ve bunları ihsan etmeyi de ihtiyar etmiş olana yapılır.

💠

Ve hattâ onun keremine, ilmine yapılır da hüsni endamına yapılır.

◾ Hamd, vücudu, boyu, posu, cemali, gücü kuvveti değil de keremi, ilmi yani onun kesbî olan ve başkalarını da faydalandıran birtakım özelliklerine yapılır.

📌 HAMD İLE ŞÜKÜR ARASINDAKİ FARK

💠

Bundan başka medih ihsandan evvel de yapılır sonra da. Hamd ise mutlaka bir ihsandan sonra yapılır. Şu kadar ki, onun hamdedene vasıl olmuş bir in'am olması şart değildir.

◾ Hamdda mutlaka bir ihsan var. Bir ihsan sahibini biz hamd ederiz. Ama o ihsanın bana ulaşmış olması şart değil.

💠

Şükürde ise bu da şarttır. Zira şükür gelmiş olan bir nimete kavlen veya filen veya kalben mün'imini tazim ile mukabele etmektir.

◾ Size o nimeti verene, çok büyük bir saygı, hürmet, çok büyük bir minnetle ona karşılık vermek. Bu şükür kavlen olabilir, kalbî olabilir, fiili olarak olabilir. Şükürde nimetin size ulaşmış olması şartı var.

🔍 Peygamberler Tarihi kategorisi için tıklayın

💠

Sade filen veya kalben yapılan şükür, ne medihtir, ne hamd, lâkin lisan ile kavlen yapıldığı vakit hem hamd, hem de medholur ve bu hamd şükrün başıdır.

◾ İlerleyen kısımlarda Elmalılı Hamdi Yazır da temas edecek ama şimdiden hatırlatmakta fayda var. Tasavvufi metinlerde "hamd mı şükür mü daha evladır" diye bir tartışma var. Kimi sufiler hamd daha evladır çünkü orada nimetin sana ulaşması şart değildir derler. Kimileri şükür daha evladır çünkü "kulların içinde şükredenler çok azdır" diye bir ayet var ve şükür geçmiş olan nimete yapıldığı için insanın da gözü hep gelecekte olduğu hep daha ulaşamadıklarında olduğu için kendisine verilmiş olan nimetleri unutur insan, unutmaya meyyaldir; dolayısıyla da şükredenler çok azdır, bu yüzden şükür, hamddan daha yüksektir diyenler var.

◾ Bu tartışılan, ayet ve hadislerden çeşitli deliller gösterilen, bitmeyen bir tartışmadır.

💠

Binaenaleyh hamd, medihden alelıtlâk ahas, şükürden de minvechin eam ve minvechin ahastır.

Alelıtlâk ahas: Daha özel bir şey

◾ Medih çok genel; canlı, cansız, ihtiyari olsun, olmasın, her türlü güzelliği övebilirsiniz ama hamd daha özel bir övgüdür. Şükürden de bir açıdan daha genel, bir başka açıdan da daha hususidir.

🔍 Kulluğun vazgeçilmez şartı: Şükür

💠

Her hamd medihtir, lâkin her medih hamd değildir.

◾ Biz pratik olsun ve akılda kalsın diye şöyle deriz: Olumsuz durumlarda mutlaka hamd edilir. Şükürler olsun denmez. Çünkü şükür nimet karşılığında yapılır. Hastalıkta, üzüntüde, kayıplarda, mahrumiyette, imtihanda, belalar geldiğinde şükredilmez hamd edilir.

◾ Bir musibetle karşılaştınız, bir kaybınız, bir derdiniz var "elhamdülillah" bir de atalarımızın çok güzel veciz bir sözü var "elhamdülillah ala külli hâl" denir. Yani her durumda hamd olsun Rabbimize, "Rabbim Sen ne verirsen ver ben razıyım çünkü biliyorum ki Sen bütün güzellikleri yaratansın, bütün iyilikleri yaratansın, her şey senin elinde ve illa bana onu vermiş olman gerekmez, kaldı ki bu verdiğinde de kim bilir benim göremediğim ne hikmetler vardır, onun için ben senden razıyım" demektir.

◾ Peki, nimet karşısında hamd yapılır mı? Evet yapılır. Size bir nimet ulaştı, bir başarı, bir imkân, maddi ya da manevi herhangi bir şey veya mutlusunuz, sağlıklısınız, elhamdülillah dersiniz. Elhamdülillah, nimet karşısında da nimetin yokluğunda da denilir. Ama "şükürler olsun" sadece nimet karşısında denir.

🔊 İslam'a dair podcast dinlemek için tıklayın

💠

Sonra bâzı hamd, şükür ve bâzı şükür, hamdolmakla beraber şükür olmıyan hamd, hamdolmıyan şükürler de vardır.

◾ Bazı şükürler hamd sayılır, çünkü hamd şükrü de ele alan bir şey. Şükür olmayan hamd nedir? Olumsuz durumlar karşısında "elhamdülillah" diyoruz. Hastaya soruyoruz "nasılsın" diye "elhamdülillah" diyor. Yani "şikâyet yok" demektir. Hamd olmayan şükürler de vardır çünkü nimet karşısında çok sevinçlisiniz "şükürler olsun Rabbime, Allah isteyen herkese nasip etsin" diyoruz mesela bir mutlulukla karşılaştığımızda.

📕 Fikriyat'ın Kur'an-ı Kerim uygulaması için tıklayın

💠

Dimek medih vakıa nazaran boş bir ümidin sevkile kuru bir yalandan, mücerret bir müdaheneden ibaret kalabilirken hamd ve şükür daima vakıa mutabık bir hakikat ifade ederler.

◾ Övgü, boş bir övgü, yalan bile olabilirken hamd ve şükür daima olan olaya uygundur ve bir hakikati ifade ederler.

◾ Biz "elhamdülillah" dediğimizde "Evet bir imtihan yaşıyorum, mahrumiyet yaşıyorum ama Rabbimden razıyım, insanı hayırla da şerle de imtihan eder, bu sıkıntıdan da beni çıkaracak olan Rabbimdir, benim O'na bir şikâyetim yok, O'nun bu verdiklerini sorgulamıyorum, razıyım O'ndan" demektir ve bu bizim kalbimizdeki imanı ve hakikatte de gerçekten Allah Teâlâ'nın bazen nimetle bazen vererek bazen alarak imtihan etmesine uygun olduğu için vakıa mutabıktır.

◾ Ama medihte bazen yanılmış olabiliriz. Kasdi bir yalan olmasa da karşımızdakini methederken belki de bilmiyor, gerçekte onun öyle olduğunu zannediyoruz. Örneğin kimi zaman insanları tanıyamıyoruz ve tanıyamayınca da methediyoruz, diyoruz ki "çok hürmetli, çok saygılı, çok nazik, çok ölçülü bir insan" diyoruz ama bir başkası ile ilişkisi böyle olmayabiliyor, yanılabiliyoruz.

💠

Hamd delile müstenit haklı bir ümidin neşvesile veyahut şükür gibi tahakkuk etmiş bir tenaümün zevki saadetile yapılır.

◾ Yani şu an durum karanlık görünebilir ama Rabbimden ümidi kesmediğimi gösterir hamd.

Tenaüm: Bir nimet ulaşması

💠

Hamd verdi, verecektir gibi mazi ile istikbal beyninde deveran eden bir hali şevkten…

◾ Geçmişte birçok nimet verdi Rabbim, şu anda bir imtihan yaşıyorum ama hamdolsun Allah'a ki bana daha da nimetler verecektir gibi bir şevki ifade eder.

…şükür ise işte verdi gibi bir mazii mütehakkıkın zevki vuslatından münbais bir bahtiyarlık ilânıdır.

◾ Yani şu anda eline bir nimet ulaştı ve buna şükrediyorsun.

🔍 İslami kavramlara ilişkin içerikler için tıklayın

💠

Bunun için hamd-ü şükür tamamen meşru ve ahlâkî oldukları halde medih umumiyetle ahlâkî değildir. Menhi ve mezmum da olabilir.

Menhi: Yasaklanmış

◾ Yasaklanmış medihler de var yağcılık gibi mesela. Bile bile yalan söylemektir.

💠

Nitekim aleyhisassâlatü vesselâm Efendimiz "meddahların yüzlerine toprak saçınız" buyurmuş, hâlbuki "nase hamd etmiyen Allah'a da hamdedemez" hadîs-i şerifile alelıtlâk hamdin memurünbih olduğunu göstermiştir.

◾ İnsanlara hamd etmeyen Allah'a da hamdedemez diyerek, hamdin genel olarak emredilmiş bir davranış olduğunu göstermiş ama meddahların yüzüne toprak saçın demiş. Bize insanların faydalı oldukları cihetlerle övmenin de yasaklanması, birbirinizi övmeyin şeklinde genel bir tatminsizliğe de sebep olabilir denilebiliyor. Burayı iyi anlamak önemli. Efendimizin (sav) yasakladığı, aşırı ve herkese gösterilen o yağcı tavır.

💠

Mîraç hadîslerinde de ümmeti Muhammed "hammâdun" yani çok hamdedenler unvanile telkip edilmiştir.

Hammâdun: Çok hamdeden

Telkip edilmek: İsimlendirilmek

Hamd ile şükürde asıl matlûp mün'imdir. Medihte ise hayali nimettir.

◾ Asıl anahtar cümle budur. Hamd ile şükürde, yani biz birine hamd ederken, şükrederken, teşekkür ederken bu hamdın bu şükrün asıl hedefi o nimeti verendir. Nimet bize gelsin, gelmesin. Gelecek olsun ya da olmasın. Birini överken ise ondan elde edeceğimiz şeyi düşünerek överiz. Yani kaz gelen yerden tavuk esirgenmez gibi ondan bir şey elde etme halidir. Yasaklanan medih budur.

💠

Hamd ve şükür ikisi de bir hakk-u hakikat aşkı inşirahı ve binaenaleyh ahlâkî olmakla beraber hamdda manayı şevk, şükürde manayı sadakat daha barizdir.

◾ Hamd geleceğe dair bir ümit taşır. "Şu anda bir imtihandan geçiyorum ama Rabbim her şeye kâdir, ben O'na yine hamd ederim, O beni bu sınavdan hayırlısıyla çıkarır" gibi geleceğe dair bir beklenti vardır. Şükürde ise sadakat var. Çünkü şükür, geçmişte kalan bir nimet içindir ve çok önemlidir.

📚 İslam hakkında e-kitap okumak için tıklayın

💠

Ve bu suretle şükür bir mazii mütehakkıkın hatırai tebcili olduğundan daha zor, yapanları daha azdır.

◾ Yani yaşanmış bir geçmişin hatırlanması gerekiyor şükredebilmek için. Bu yüzden yapanları daha azdır.

💠

Çünkü cereyanı vücut hep maziden istikbale müteveccih olduğu için insanlar tab'an istikbale mütemayildirler.

Cereyanı vücut: Varlığın akışı

İstikbale mütemayil: Geleceğe eğilimli

💠

Şüphesiz bu temayülün içinde hevlâlûd bir cezbei ahiret mündemictir.

◾ Çünkü içine biraz korku karışmış ahiret fikri vardır.

💠

Filvaki insanlar daha ziyade ileriyi görsün diye gözleri önlere nazır olarak yaradılmışlardır. Lâkin böyle olması yolda giderken geldikleri mebdei geçip arkada bıraktıkları kıt'ayı unutmak için değil, onun hatırasına ve hafızanın sadakatine itimat içindir. Bundan dolayıdır ki, boyunlar ledeb'icap o hatırayı tecdid için öndeki gözleri arkaya çevirip baktırabilecek müteharrik bir mihver halinde halkedilmişlerdir.

Müteharrik: Hareketli

◾ Yani boynumuzu ara sıra geriye çevirip neler olduğuna bakmamız gerektiği vurgulanır.

💠

Bir istikbal yolcusu için bu hilkatin büyük bir ehemmiyeti ikaziyesi vardır.

◾ Bizi uyaran mühim bir ikaz içeriyor.

💠

Demek ki, hafızası çürük boyunları gayrimüteharrik olan yolcuların sade ileriye dikilmiş olan gözleri, şeytanın baskınından korunmak için birer zamanı selâmet değildirler.

◾ Hafızası olmayan, kendine verilen nimetleri düşünmeyen, hatırlamayan, boynu da sabit, hareket etmeyen yolcuların sade ileriye dikilmiş olan gözleri, şeytanın baskınından korunmak için birer kurtuluş vasıtası değildirler. Hep gözleri ileride, hep daha çoğundadır. Hep verilmeyene odaklanmışlardır.

💠

Halbuki beşeriyeti gafilede bu hal galiptir.

◾ Gafil beşeriyede bu hal üzeredirler.

📓 İlahiyat hakkında e-dergi okumak için tıklayın

💠

Fikri müdahene ile bir ümidi mevhum üzerine meddahlıklar yapan nice mahlûklar görülegelmiştir ki, maksatlarına nail oldukları ilk andan itibaren bir nankör kesilmişlerdir. Bunu mülâhaza eden bazı mütefekkirin -ezcümle zamanımızda Fransız Güstav Löbon insanlar üzerinde hayalin hakikatten ziyade bir hâkimiyeti olduğu neticesini almışlardır. Fakat bu doğru değildir. Çünkü hayalde görülen o hâkimiyet hakikati temsil edebilmesi haysiyetindendir.

◾ Yani biz geleceğe niye bu kadar ağırlık veriyor, bu kadar hayal kuruyoruz; hakikat olabileceği için. Hayal olduğu için değil. Eğer geleceğe dair bütün hayallerimizin hayalden ibaret olacağından emin olsaydık hayal de kurmazdık.

💠

Yoksa hayale hayal diye sarılan kimse görülmemiştir. Binaenaleyh asıl hâkimiyet hayalin değil yine hakikatindir. Hakikat öyle müessirdir ki, sade yakından değil, uzaktan hayali vasıtasile bile tesirini icra ediyor.

Lâkin vuslatın öyle şaşırtıcı bir hali istiğrakı vardır ki, bunda hakikat kendisinden başka her şeyi siliverir ve ayni hakikat olamıyanlar ona tahammül edemezler ve bunun için beşer onu kendisinden ziyade karşısında gördüğü zaman takdir eder.

Güneş doğunca göz kamaşır ve intıba süzülüp kalpteki şuur cepheye dikilmeyince insan onu göremez. Bunu binaen şuurlu bir hakikat adamı olmak gayet müşkil ve bir müslimi kâmil olmak çok zordur.

Nitekim fâni filhak olan Hazret-i Ömerülfaruk radıyallahü anh efendimiz hak, Ömere sadîk bırakmadı dediği zaman bu zorluğu ifham etmiştir.

◾ Hakikati Hz. Ömer hakikati, hakkı o kadar ölçü olarak kabul ediyor ki kendisine, hiç kimse ile arkadaş olamıyor. Çünkü birileri illa ki o hakka ters düşüyor. Ters düşünce de Hz. Ömer'in ilişkisi olmuyor, bozuluyor.

🔍 Allah'ın mümin kuluna verdiği ilham: Muvafakat-ı Ömer

💠

Şükür ise böyle erbabı hakikatin şıarı "benim kullarımdan hakkıyla şükredenler çok azdır" buyurulmuştur.

◾ Bu duruma neden katlanıyorsun denilen durumlar var ama onun içerisindeki bir hak, bir vefa ya da geçmişte oradan elde ettiğiniz bir nimetin hatırı zihninizden gitmiyor. Eğer tek bir andan değil de genel itibariyle nimetleri hatırlayabiliyorsanız güzellikleri düşünüyorsunuz.

💠💠💠

Önceki derslere aşağıdaki linklerden ve Instagram hesabımızda yer alan IGTV bölümünden ulaşabilirsiniz.

2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN