Arama

İstanbul’un sosyal yaşantısını renklendiren 12 âdet

Toplum hayatında oldukça önemli bir yere sahip olan adetler, sosyal hayatı düzenleyen kurallar toplamıdır. Eski İstanbul sakinlerinin adetleri, şehrin gizem dolu bir yanını daha ele verir. Yedikleri duttan şifa bekleyen Osmanlı halkından, savaş uzar korkusuyla evde oya işlemeyen kadınlara kadar İstanbul'un yaklaşık 3 bin yıllık tarihinde bunlara benzer sayısız ilginç âdet var... Kenti tanımak ve geçmişiyle yüzleşmek isteyenler için İstanbul'un sosyal yaşantısını renklendiren 12 âdeti derledik.

  • 1
  • 12
Tadı gitti adı kaldı: Helva sohbetler
Tadı gitti adı kaldı: Helva sohbetler

İstanbulluların helva yapma geleneğini Anadolu'dan göç ettirilen halk sayesinde edindiği tahmin edilmektedir. Önceleri daha çok bir esnaf âdeti olan helva sohbetleri, Lale Devri'nden sonra en önemli kış toplantısı ve eğlencesi haline geldi. Bu sohbetlerde türlü oyunlar oynanır, saz takımları, mülatefeciler, şairler, nüktedanlar davet edilir; helva sohbeti hazırlıkları ve bu konuda gösterilen ihtimam düğünlerle yarışırdı.

Helva sohbetlerine adını veren keten helvasının yapımı, bu eğlencenin merkezini oluştururdu. Odanın ortasına, çevresine on kişinin oturabileceği kadar büyük bir bakırsini yerleştirilir, siniye yaklaşık yirmi santim kalınlığında ağdalanmış halka şeker ve
ortasına elenmiş un konulur, bu iş için çağırılmış ustalar Pir Selman-ı Pâk'e gülbanklar okuyarak helvanın yapımına başlarlardı.

Ağdalanmış şeker elden ele geçirilerek inceltilirken misafirler türküler, şarkılar söyler, birbirlerine bilmeceler sorarak helvanın yapımını izlerlerdi. Helva kıvama gelip tel tel olunca misafirlere dağıtılır ve eğlencelere devam edilirdi. Helva sohbetleri, günümüzdeki altın gününe benzer şekilde kadınlar arasında da düzenlenirdi.

*Gülbank: Gülbank, bir toplulukça, hep bir ağızdan ezgili biçimde söylenen kalıplaşmış tekbirlere, dualara verilen ad.

Osmanlı'da sohbetlerin vazgeçilmez geleneği: Helva

  • 2
  • 12
İstanbul'un şifası: Beyazıt dutluğu
İstanbul'un şifası: Beyazıt dutluğu

İstanbul halkı, Bayezid Camii'nden ötürü meydandaki ağaçların ve meyvelerinin şifalı olduğuna inanırdı. Eski İstanbullular konuşmayan, kekeme olan veya dili tutulan çocuklarını bu dutluğa getirir, dilleri düzelsin diye şifa niyetine dut yedirirlerdi.

18'inci yüzyılın sonlarına kadar Beyazıt Meydanı'nda 40 kadar dut ağacı vardı. Haziran ve temmuz aylarındaki "dut zamanı" boyunca, İstanbul halkı şifalı dutlardan yemek için meydana gider, Beyazıt bu dönemde en hareketli zamanlarını yaşardı. İstanbul halkı, buradaki ağaç ve meyvelerinin şifalı olduğuna inanırdı. Eski İstanbullular konuşma bozukluğu yaşayan çocuklarını buraya getirir, şifa niyetine dut yedirirlerdi.

Bunun yanında kulunç rahatsızlığı çeken İstanbullular da cuma sabahları Bayezid Hamamı'na gelir, ayaklarını dut dallarına basmış çocuk hafızlar bu hastaların sırtlarını çiğnerlerdi. Beyazıt'taki ağaçların gövdesine de saygı gösterilirdi. Herkes bu ağaçlara çıkıp dut toplayamazdı. Bu işi yapmak için 40 kişi seçilirdi. Bu gençler dut zamanı boyunca abdest aldıktan sonra namaz kılar, ilahiler eşliğinde meydanı dolaştıktan sonra dutları silkelerdi. Sonra da gümüş kepçelerle "Sultan Bayezid-i Veli ruhuna" diye bağırarak dağıtırlardı.

İstanbul'u anlamak için görülmesi gereken 10 mekan

  • 3
  • 12
“Yağ parası mum parası”
“Yağ parası mum parası”

Eski ramazanlardaki eğlenceli çocuk âdetlerindendi. Çocuklar ramazan gecelerinde toplanıp, bir çanağa mum ya da kandil koyarak kapı kapıdolaşır ve komşulardan "donanma" parası dedikleri bir bahşiş toplarlardı.

Yağ parası mum parası toplamaya çıkan çocuklar kapıların önünde durup hep bir ağızdan tekerlemelerini söyler, para vermeyen evlerin kandillerini taşlarlardı. Eski İstanbul çocuklarının en eğlenceli âdetlerinden biri olan yağ parası mum parası tekerlemesinin sözleri şu şekildeydi:

"Yağ parası, mum parası / Akşam oldu kandil parası / Kömürlükte kömür / Hanımlara ömür / Merdivenden iniyor / Bize para veriyor / Yağlı kapı, ballı kapı / Halkası büyük, renkli kapı"

İstanbul'un anlam kattığı deyimler ve sıra dışı öyküleri

  • 4
  • 12
Padişah için iki tepsi
Padişah için iki tepsi

Sayıları on binlere varan yeniçerilere baklava dağıtmak için saray mutfağına, İstanbul esnafından tepsiler kiralanırdı. Ramazan ayının on beşinci gününde, saray kapılarında biriken yeniçeriler, sarayın orta kapısı olan Babüsselam'dan içeri alınır, saray mutfağının önüne bağlanmış olan baklava tepsilerinin önüne dizilirlerdi.

Önce padişah için iki tepsi baklava çekilir, ardından yeniçeriler her on nefere bir baklava olmak üzere tepsilerini alır, yeşil sırıkların üzerine yerleştirir ve geldikleri gibi sarayın ikinci kapısından çıkarlardı. Baklava Alayı, İstanbul halkının her yıl seyrettiği eğlencelerden olmuştur. İstanbul halkı, baklava tepsilerinin geçeceği yollara doluşur ve bu şenlikli alayı seyretmek için birbirleriyle yarışırdı.

Yeniçeriler de saraydan aldıkları tepsi tepsi baklavaları, yeşil sırıklar üzerinde İstanbul sokaklarında dolaştırır ve kışlalarına ulaşırdı. Kışlalarda bu baklavalar yendikten sonra tepsiler, ertesi sabah saray mutfağına iade edilirdi.

Osmanlı sultanları nasıl yemek yerdi?

  • 5
  • 12
Çat kapı sabah kahvesi
Çat kapı sabah kahvesi

Eski İstanbul'da kadınların en önemli sosyalleşmelerinden biri de sabah kahvesine gitme âdetiydi. O zamanki evler genelde ahşap ve avlulu, bahçeliydi ve sabah kahvesi için komşusuna giden kadın evin kapısını çalmadan "Hu hu, evde misin" diye
seslenerek kapıyı açar, feracesi ve başörtüsünü kol demirine astıktan sonra otururdu.

Komşular kahvelerini içerken hal hatır sorar, o günlerde önemli bir olay olduysa yorumlar yaparak bir süre sohbet ettikten sonra ayrılırlardı. Mahalle yaşantısının değişmesiyle beraber teklifsiz sabah kahvesi âdeti de yavaş yavaş yok oldu.

Osmanlı'nın sosyal yaşamına ışık tutan ilk fotoğraflar

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN