;

Arama

İşkenceci ile İslâm düşmanı

İşkenceci ile İslâm düşmanı

'ın atadığı iki isimden birisi olan yeni (henüz onaylanmadığı için aday) istihbarat çevrelerinde işkenceci olarak tanınıyor. Bu yönde kötü şöhret sahibi. Ebu Gureyb skandalına benzer bir skandala imza atmış, bu çerçevede 2002 yılında Tayland'da bir işkence üssünü yönetmiş ve Suud vatandaşı Ebu Zubeyde gibi kimselere işkence uygulamış. Elbette CIA başkanlarının tamamı için baş casus veya baş işkenceci deyimi kullanmak mümkünse de Gina Haspel'in ki, ispatlı şahitli.

İkinci isim ise 'ın yerine atanan . Bu adam da Amerikan basını tarafından İslam karşıtı savaşçı olarak nitelendirilen bir adam ve bütün Müslümanları terörist olarak yaftalıyor. Belli ki bir tahtası veya birçok tahtası eksik. Suçun şahsiliği esasına göre fail bir millet fail bir kitle veya fail bir din veya ümmet olamaz. Ama bu kaçık herif bütün Müslümanları terör veya terörist kisvesine sokabiliyor, destekçisi olarak görebiliyor. Tillerson, Trump ile hangi hususta ters düştüyse Pompeo o hususlarda Trump ile mutabık bulunuyor. Aralarından su sızmıyor. İran ile 2015 tarihinde imzalanan nükleer anlaşma, Kuzey Kore, Doğu Kudüs meselelerinde tamamen Trump gibi düşünüyor. Belki ayrıldıkları tek nokta Rusya olabilir. Yeni Bakan Pompeo Rusya konusunda şahinlerden. Bununla birlikte Trump da Rusya konusunda aşına aşına 'Putinci' olmaktan çıktı sayılır. Atanması sonrasında Trump bu kimya uyumunu teyit etti. İlaveten Tillerson'ın hizmetinden memnun kalmakla birlikte dosyaları ele alma noktasında farklı anlayışları temsil ettiklerini söyledi. Tillerson ile Trump farklı kimyaları temsil ediyorlardı. Pompeo ile kimyaları barışık.

İran'a yönelik olarak duygu ve yaklaşımlarından dolayı yeni Hariciye Bakanı Pompeo Amerikan basını tarafından savaş reçetesi veya tarifesi olarak ( Recipe for War) tanımlanmıştır. Bölge yeni atamalar sayesinde savaşa bir adım daha yaklaşmış bulunuyor. Mike Pompeo İran'ın terörü destekleyerek Ortadoğu üzerinde egemen olmaya çalıştığını vurguluyor. Tespit doğru ama yaklaşım yanlış! Elbette İran'ı aklayacak halde değiliz bununla birlikte ABD meselelere seçmece yani işine geldiği gibi yaklaşıyor. İlkeli değil pragmatik. Tillerson ile Trump arasındaki pürüzlerden birisi de Kuzey Kore meselesiydi. Trump, ' önce savaştır, sonra barıştır' formülünü izliyor. Kısaca hal ve hareketinde hiçbir tutarlılık bulunmuyor. Daha doğrusu ABD Ortadoğu'da zaman zaman İran'ı Avrupa'da Rusya'yı ve Uzak Doğu'da ise Kuzey Kore'yi haydut ülkeler kategorisine sokuyor ya da korkuluk olarak kullanıyor. Bazen de bunlar arasında münavebe/dönüşüm gözetiyor. Bu ülkeler problemli ise de ABD çözümün adresini temsil etmiyor. Bu ülkelere kıyasla ABD'nin daha büyük problem olduğu söylenebilir.

*

Tillerson çılgınlar mangası içinde tek tük sağduyuyu temsil eden isimlerden birisiydi. Yokluğunda sağduyudan eser kalmayacak. Kendini aratacak. Özellikle de Doğu Kudüs konusunda da Trump ve idaresine ters düşüyordu. Tillerson yalnız adamdı ve Trump idaresi içinde çok yönlü olarak bir mücadele veriyordu. Başta Trump olmak üzere paralel hariciye yani altını oyanlarla ayrı Pentagon ile ayrı çekişme halindeydi. Amerikan Büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınmasına itiraz ediyordu. Yetkileri ve temsil ettiği alan Trump ve paralel hariciye tarafından aşındırılıyordu. Paralel hariciyeden kasıt damadı Jared Kushner ve çevresidir. Bunlar özellikle İsrail-Arap meselesinde Hariciyeyi bypass ediyorlardı. Hariciyenin bütün görevi Kushner ve kafadarlarını dizginlemek veya olmazsa arkasını toplamaktı.

TİLLERSON'DAN SONRA TRUMP VE KUSHNER'İN ARKASINI KİM TOPLAYACAK?

Geleneksel olarak CIA ile Pentagon ve Hariciye ile Pentagon arasında rekabet vardır. Hariciye düzeni Pentagon ise yıkımı temsil eder. Hariciye genellikle sağduyunun sesidir. Tillerson da bunu yapıyordu. Savaşın eşiğine gelen ABD ile Türkiye arasında gerilimin fitilini çekmiş ve meseleyi yatıştırmıştı. Yerine gelen Pompeo ise asker kökenli olmanın ötesinde CIA'da görev yapmış birisi. Dolayısıyla bütün rakip kurumları şahsında bir araya getiriyor. Bu açıdan Hariciyeyi, Pentagon veya CIA karargâhı haline getirecek ve geride sağduyudan eser kalmayacak. Aradaki çatlakları tamir edecek ama kazanacak olan sağduyu değil çılgınlık olacaktır. Trump lehine Pentagon ile Hariciye arasındaki çatlakları kapatacaktır.

Pompeo'nun Türkiye'ye bakışı da sakattır. İslam düşmanlığının alt versiyonunu teşkil etmektedir. Türk düşmanlığı İslam düşmanlığı çizgisinin bir uzantısı ve devamıdır. 15 Temmuz hadisesinden sonra Türkiye'nin totaliter İslam cumhuriyeti anlayışını yansıttığını ve demokrasi anlayışının İran'da uygulanandan pek farklı olmadığını ileri sürmüştür. Bu çarpık bakışını yansıtıyor. Bu ifadeleri Michael Rubin gibi bazı Türk düşmanı çılgın Yahudileri hatırlatmaktadır. Frank Gaffney, Daniel Pipes, Rick Santorum ve David Horowitz gibiler İslamo-faşizm tabirini sıkça kullanmışlardır. Bunu yerleşik bir kavram haline getirmek istemişlerdir. Türkiye'de AK parti iktidarı da bu suçlamalardan payına düşeni bol bol almıştır. Hâlbuki bu vasıf kendilerine intibak ettiği kadar Pentagon'un suratsız generallerine de fazlasıyla uymaktadır. Aynaya bakmadıklarından kendilerini görmüyor olmalılar.

Türkiye'ye İran'ın yerine ikame etmekle çiçeği burnundaki Hariciye Vekili Pompeo bize bu yöndeki üstatlarını veya seleflerini hatırlatmaktadır. Bunlardan birisi duayen oryantalist ve Türkolog Bernard Lewis'tir ki Türkiye'nin yakın zamanda İran'ın yerini alacağını öngörmüştü. FETÖ'nun kılavuzlarından olan Graham Fuller de Türkiye'de iktidar değişikliğinin şart olduğunu öngörmüş ve AK Parti yerine CHP'nin nöbeti devralması gerektiğini söylemiştir.

'Üslubu beyan ayniyle insan' deyimine uygun olarak Trump, Tillerson'ı kendisine yakışan bir tarzda twetter hesabı üzerinden attığı bir mesajla görevden almıştır. Açıklama yapıldığı sırada Afrika turunda olan Bakan Tillerson gezisini kısaltmak veya yarıda kesmek durumunda kalmıştır. Bu açıdan Tillerson ile Harrazi'nin görevden alınmaları birbirini hatırlatmıştır. Kemal Harrazi de Ahmedinejad tarafından Afrika turu sırasında görevinden alınmıştır. Tillerson sözünü esirgemeyen birisidir ve Trump ile ahmaklık polemiğine girmiştir. Trump'ı ahmak olarak tanımlamıştır. Bir zamanlar dünyayı Kaddafi gibi deliler yönetiyordu. Onlar sırasını savdı şimdi sıra ahmaklarda.

Profesyonel körlük diye bir tabir vardır. Buna paralel olarak bir hususta yoğunlaşan insan diğer hususlarda körleşebilir, sığlaşabilir bunu dile getiren en bildik ifadelerden birisi şudur: Kim bir şeyde çok tevaggul etse, galiben başkasında gabileşmesine sebebiyet verir. Trump da ticari ilişkilerde yoğunlaşmıştır dolayısıyla zihninde iki karpuzu bir arada götürmesi, taşıması zordur. Onda ne devlet yönetebilecek birikim ne de doldurulabileceği zihni bir boşluk vardır. Bellek de boş yer kalmamıştır. Midesinin üçte üçünü doldurmak deyimindeki gibi Trump da zihnini fazlasıyla başka korularda işgal etmiştir. Bu açıdan devleti, Ortadoğu zorbaları gibi kafasına göre yönetiyor. Trump devlet yönetebilecek vasıftan yoksundur. Bu yüzden de ulusal güvenlik danışmanlığında üç değişikliğe paralel şimdiye kadar kabinesi ve üst düşey yöneticileri arasında 23 kez değişikliğe gitmiştir. Trump ismindeki bela Amerikan dümenine çöreklenmiştir. Adam ülkesini karıştırdığı gibi dünyayı da karıştırıyor ama herkes çaresiz. Bir de çevresine Yahudi çılgınlarla Muhammed Bin Zayed, Sisi gibi Arap çılgınlarını dizmiş, toplamış bulunuyor. Bu suretle çılgınlık bir iken çığır haline gelmiş ve küreselleşmiştir. Dünya çılgınları Trump şahsında birbirlerini bulmuşlardır. Aralarına Kim Jong-Un'ı da katacak gibi görünüyorlar. Manga da bir o eksikti.

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN