Arama

Ve , sıranı bekle

Ve İdlib, sıranı bekle Afrin

Terör, 1984'te başladığı tarihten beri değil, İttihatçı teröründen bu yana dan beri canımızı yakıyor. Hatta terörün bizdeki tarihini, gerçekleştirmiş olduğu bürokratik terörle farklı bir şekilde olarak Mustafa Reşit Paşa terörüyle İttihatçılardan önceye kadar da götürmek mümkündür.

Mustafa Reşit Paşa'nın başlattığı beyaz yakalı bürokratik terör bugüne kadar uzadı ve karşımıza Terörü olarak çıktı. Bu nedenle 200 yıldır Batı kaynaklı terör yapılanmalarından canımız yanmaktadır. Yine Batının yani 'nin desteğiyle de PKK, üzerinden devlet olma sürecine kadar yaklaştı.

Bu bağlamda harekâtı da PYD'yi yani PKK'yı şu an yuvalandığı yer olan 'in Güneyinden çevirme hamlesidir. Bu harekât Nusra üzerinden İdlib'e yerleşmeye çalışan ABD'yi bölgeden ve devam ettiği, yarı yolda yumuşama olmadığı takdirde 'dan uzaklaştırma hamlesi hem de kantonal yapı tesis ettiği PYD'yi oradan söküp atmak teşebbüsüdür.

Hatay ilimize komşu olan Afrin uzun süredir 3 yönlü Türkiye kuşatması altındaydı. Batısında Hatay, Kuzeyinde Kilis, Doğusunda müdahalesiyle bölgeye girdiğimiz için yine Türkiye olacak şekilde 3 yönlü kuşatmamız altındaydı. Açık olan tek yön İdlib'di. PYD'de de Türkiye'nin buraya müdahale edeceğini bildiği için Türkiye'den önce burayı kendisi ele geçirmeye çalışıyordu. Bu amaçla İdlib'e sayısız saldırılarda bulunmuş, bu saldırılarda birçok sivilin hayatını kaybetmesine de sebep olmuştu.

1984'ten beri de silahlı belaya dönmüş bu PKK ile mücadele ediyoruz. krizi başladığında da karşımıza PKK'nın bileşeni olarak ABD maşası PYD saldırılarına başladı. PYD, ABD'nin de önerisi üzerine kendisine önce Suriye'de alan açmaya çalıştı. Suriye'de açacağı alanlar bitince de hedef PKK ile birlikte Türkiye üzerine saldırmaktı. ABD destekli PYD Suriye'de kendisine geniş bir alan açtı. Suriye topraklarının %30'unu kontrol edecek genişliğe ulaştı. Öncelikli hedef Suriye'nin kuzey sınırını Türkiye hudutu boyunca kesintisiz bir şekilde kapatarak, Türkiye'nin İslam Dünyasıyla kara bağlantısını kesmekti.

FIRAT-KALKANI harekâtıyla Türkiye bunu bir miktar önlemiş oldu. Fakat bütünüyle tehdit ortadan kalkmadı. ABD'nin de binlerce tır dolusu silah yardımı yapması hem bu tehdidin olduğu gibi dipdiri durduğunun hem de en uygun fırsatta bu silahların Türkiye'ye karşı kullanılacağının işaretidir. Türkiye'ye karşı kullanılacağını şimdi anlayamadıysak yarın kullanıldığı zaman anlarız ama o zaman ne yazık ki çok geç olur. Bu nedenle FIRAT KALKANI harekâtı olması gereken bir harekâttı.

İşte şimdi başlatılan nı da bu bağlamda anlamak gerekir. Bir taş atımı mesafede ve onlarca yıl Türk Vatandaşlarına kan kusturmuş bir terör örgütünün elindeki silahların Meksika'ya yönelik bir tehdit olmadığı açıktır. Onlarca yıl 40 binden fazla canı katletmiş PKK, bu silahlarla daha organize bir şekilde saldırıya geçecektir. PKK'nın saldırıya geçmek için binlerce tır silah malzemesi yığarak yaptığı hazırlıklar meşru addedilirken, bu tehdidin canını daha fazla yakmaması için Türkiye'nin tedbir alması da son derece normal hatta mecburidir.

Bu bağlamda yeni başlayan İdlib harekâtı başarıya ulaştığında PYD dört bir yanından kuşatılmış olacaktır. Bu kuşatılmış haliyle de Türkiye'ye vereceği zarar İnşallah minimize edilmiş olacaktır. Yine bölgesel konjonktür müsait olduğunda yapılan bu kez Afrin harekatı, PYD'yi Güney Batı sınırlarımızdan tamamıyla temizlemiş olacak ki Vatandaşlarının güvenliği açısından Türkiye'nin bu hamleye ihtiyacı vardır.

Gösterilen tepkilerden anlaşıldığına göre 'nin 25 Eylül 2017'de yaptırdığı gayri meşru referandumunun vahameti kimi çevrelerce layıkıyla anlaşılmış gözükmemektedir. Bu gayri meşru referandumun vahametini anlayamayan çevreler ya cehaletlerinden durumun farkında değiller ya da bu yolda Barzani ile ortaktırlar. Bu muhtemel iki sebep dolayısıyla referandumun getireceği tehlikelerden habersiz ya da umarsız dikkatleri başka bir yöne çekmenin gayreti içindedirler. Hâlbuki yakın gelecekte sadece ve sadece Müslüman Kürt, Türk ve Arapların kanlarını oluk oluk akıtacak bu tehlikeli yoldan Barzani ve çevresini vazgeçirmek yerine Türkiye'de referandum aleyhindeki tepkileri yumuşatmanın gayreti içindedirler.

Referandumu yumuşatma teşebbüsleri, burada akacak Müslüman Kürt, Türk ve Arap kanlarından teşebbüs edenleri birinci derecede sorumlu hale getirecektir.

Burada Batılıların, ne Kürtlere ne Türklere ne de Araplara müstakil, güçlü, büyük devlet kurdurmayacakları ortadadır. Tarih, bunun en büyük ve açık şahididir. 1699 Karlofça anlaşmasından beri Osmanlı'yı parçalayan, 1917'den beri verdiği sözlerin tersine bu kez Arap çoğunluklu Ortadoğu'yu parçalayan Batılıların, tüm bunları yaparken Müslüman Kürtlerden oluşacak Büyük bir kurdurmayacağının anlaşılması gerekmektedir.

Ben Müslümanım ve benim dinim ayetle Müslümanları kardeş ilan etmiş ve ben de bu kardeşliğe bütün içtenliğimle inanıyorum. Kürtlerin muhtemel hiç bir kazanımlarından hem rahatsız değilim hem de bundan memnun olurum. Ama burada anlaşılması mecburi olan bir durum vardır ki ben bunu asla memnuniyetle değil üzülerek söylüyorum, KÜRTLER BATILI ÇAKALLARA İNANIP HEM KENDİLERİNİ HEM DE BÖLGEYİ ATEŞ ÇEMBERİNE ÇEVİRECEK HAMLELER YAPMAKTADIRLAR.

Başta referandum hamlesi olmak üzere bu hamleler bölgeye asla barış getirmeyecektir. Kendi toprakları da hedeflenen ve asla gerçekleşmeyecek olan BÜYÜK KÜRDİSTAN sınırları içinde gösterilen Türkiye elbette kendi tedbirlerini almak zorundadır. Kuzey Irak'ta oluşacak mikro İsrail'e karşı çıkmanın yanı sıra Suriye'de ortaya çıkacak bir terör yapılanmasına da karşı çıkmak zorundadır. PYD'nin çok geçmeden Türkiye'ye saldıracağını anlamamak için yeryüzünün en büyük aptalı olmak gerekir.

Bu nedenle de Güney Sınırına yerleşecek avantajı yakalamış kısa süre içinde de Türkiye'ye saldırmaya hazırlanan PYD'nin böyle bir saldırıya geçmeden önlenmesi, Türkiye'nin sınır güvenliği açısından olmazsa olmaz mesabesindedir.

Bu sebeple de şu sıralarda sürdürülen İdlib harekâtının devamında da Afrin Harekâtı gelecektir ve ABD bunu hiç istememektedir. Çünkü muhtemel bir Afrin harekâtında da PYD oyundan düşürülecektir. PYD'nin oyundan düşürülmesi de onları kara birliği gibi kullanan ABD'yi bölgede son derece zayıf hale getirecektir. İşte ABD de bunu rüyasında bile görmek istememektedir. 09.10.2017 tarihli twitter hesabımızda da yazdığımız gibi ABD'nin başlattığı Vize hamlesinin tek sebebi konsolosluk çalışanı Türk vatandaşının tutuklanması değildir. ABD'nin başlattığı Vize hamlesinin en önemli sebebi, İdlib harekâtını başlatan Türkiye'nin bu harekâtı Afrin'e uzatma niyetidir. ABD, bunu önlemek için de vize hamlesini başlatmıştır.

Eğer Afrin harekâtını önlemek için değilse, vize bunalımı sebebiyle önümüzdeki hafta ABD'den beklenen heyet gündemine, vize buhranının yanı sıra Suriye meselesini neden almış durumdadır o halde. Mesele açık ve nettir. Türkiye güneyinde ne Suriye'de ne Irak'ta Batılıların uydusu ne bir kukla devlet istenmektedir ve adımlarını bu yönde atmaktadır. ABD'de tüm gücü ile buna mani olmaya çalışmaktadır. Türkiye'nin Afrin ve Kuzey Irak'a yönelik hamleleri devam ettiği sürece kazanan Türkiye olacaktır. Burada tüm tartışmaları bir kenara bırakıp, bölgeyi ateşe vereceği açık olan bu oyunda Türkü, kürdü, lazı, çerkezi ile tek bir yürek olmalıyız.

Gelecek bizden yanadır. Allah, tüm Mazlumların yardımcısı olsun İnşallah.

YAZIYI GÖNDER
İsim Soyisim
E-Posta
Alıcı E-Posta
Mesaj
Doğrulama
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
www.fikriyat.com
2017 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN