Arama

‘Böl ve yönet’!..

‘Böl ve yönet’!..

  1. Din ile mezhep nifâklarıyla birlikte, Milliyetcilik, Batı Avrupa dışındaki toplumları parçalayıp yönetmenin yöntemi olmuştur: 'Böl ve yönet' yöntemi.

Kavmî Milliyetcilik, Kuzey batı Avrupada Germen dillerini konuşan toplumlar ile Israil kavminin kendilerine mahsûs tarihî, coğrafî, iktisâdî ile millî şartlarının verisi olduğunu söylemiştik. Kavmî Milliyetciliğin ideolojileştirilmiş iki ucu, Millî toplumculuk[1] ile Ziyonculuk (Fr Sionisme),[2] doğal sonuçlardır. Bunun, Germen ile Israil toplumlarının dışına taşınması, özellikle de, Müslüman âleme 'ekilme'si doğal olmayan sonuçlar yaratmıştır. Arap ile Türk milliyetcilikleri,[3] bu doğal olmayan duruma örnek teşkil ederler.

Çağdaş —yânî — eğitim ile öğretim düzeni[4] yoluyla Osmanlının toplumsal ile millî dayanışması kırılıp birlik ile bütünlüğü bozulmuştur. Aynı yoldan özge irili ufaklı kültür ile medeniyetler de yıpratılıp çökertilmişlerdir. Hintte, sözgelişi, bir yanda üst kastlara ayrıcalıklar tanınırken, diğer tarafta alttakilere Hırıstıyan Tanrı anlayışı uyarınca, İsâ sûretinde yaratılmış insanlar arasında özden ayırımın yapılamayacağı fikri zerkedilmiştir. Buradan da murad olunan Hint toplumunun bölünmesidir. Uygulanan yöntem, 'tavşana kaç, tazıya tut' örneğine ne kadar da uymaktadır.

  1. Tarihte felsefî şuur seviyesinde tezâhür etmiş birbirine zıt iki tesânüt ülküsüyle karşılaşıyoruz. Bunlardan biri, 'Vedâ Hutbesi'nde ifâdesini bulan hangi soy ile cinsiyetten gelirlerse gelsinler, Allah yaratığı olduklarını bildiren inancın çatısı altında toplaşmış insanların ülkü birliğiyken, öbürüsü de 'İhtilâlikebîr'in sonucunda görünüme çıkmış soy sop yahut ırk aslı ile çıkar hesaplarını vurgulayan kavmî milliyet birliğidir.
  1. İşte, bahsi geçen iki tesânüt ülküsünden birincisini dile getiren 'Vedâ Hutbesi'nden seçilmiş parçalar:

"Hamd ile şükür Allahadır. Bizler, Ona hamdeder, Ondan yardım ve af dileriz. Yalnızca Ona yöneliriz...

Ey Allahın kulları! Sizlere Allahtan korkup çekinmenizi tavsîye ve yine sizleri Ona itaat etmeğe teşvîk ediyorum. Böylece en hayırlı olanla sözlerime başlamak istiyorum.

Ey insanlar, sözlerime kulak kesiliniz. Çünkü bir sonraki yılda Hacca gelebileceğimi, dolayısıyla da tekrar buluşabileceğimizi sanmıyorum.[5]

... Allah, 'ey insanlık!'[6] diyor. 'Sizleri bir erkek ile kadın çiftinden milletler ile soy soplar hâlinde Türettik[7] ki, birbirlerinizle tanış olasınız. Gerçekten de, Allahın indinde en üstün olanınız, Ondan en fazla çekineninizdir (en fazla takvâ sâhibi olanınızdır)' — Hucurâtl49 (13).

Ey insanlar! Rabbiniz tektir, atanız birdir. Hepiniz, Âdemdensiniz. Âdem ise, tozdan topraktandır. İster kandan, ister maldan, mülkten türemiş olsun, cümle imtiyâzlar, ayaklarımın altındaki tozdur (gibidir). Allahın nazarında en mükerrem ve makbûl olanınız, Ondan çekineninizdir. (Öyleyse) Arap, Arab olmayana fâik olamayacağı gibi; Zencî, Aktenliye; Aktenli de, Zencîye üstün değildir. Üstün olan, Takvâ bakımındandır. Tebliğ ettim, değilmi? Yâ Rabb, tanığımsın!" Dinleyenler, "evet" deyince, sözlerine şöyle devâm etti:

"Ey insanlar! Gerçekten de, Allah, her vârisin mirâstan payını tayîn ve tesbît etmiştir. Öyleyse bir vasiyyet, bir vârisin lehine olmak üzre —öteki vârislerin mahfûz hisse hudutlarını— aşamaz. Mirâscılardan gayrısı için düzenlenen vasiyyet, mirâs olarak kalan mallar toplamının üçte birinden fazla olamaz...

Çocuk, nikâh sulbünden gelmelidir —nesebi sahîh olmalıdır. Nikâhı bozan, zinâ eden taşlanmalıdır.[8] Bunun dahî hesabı Allahtadır.

Atasını inkâr eden, ustasına sırt çevirene Allahtan belâ gelir...

Ey insanlar, Rabbinizin huzuruna çıkana değin kanınız (yânî hayatınız), canınız, mal ile mülkünüz, şeref ile haysîyetiniz dokunulmazlık taşır. Bütün bunlar, bu mahal (yânî, Mekke), ay (Zulhicce) ile gün kadar mukaddes ve mükerremdirler. Rabbinizin huzuruna çıktığınızdaysa, yapıp ettiklerinizin hesabını vereceksiniz.

Kasden adam öldürme, kısasla cezâlandırılır... Şüpheli kasıt hâllerinde... diyet icrâ olunur.

Ey Allahın kulları, karılarınızın üstünde hakkınız vardır; karılarınızın da, sizlerin üstünde hakkı bulunur... Kadınlar konusunda Allahtan çekininiz; onlara olabilecek en iyi tarzda davranınız; zirâ onlar, Allahın emânetidir. Kadınlarla Allah kavline uygun meşrûu ilişki kurunuz. Onlara helâlinden yaklaşınız...

Borçlar ödenmeli; ödünc alınan, geri verilmeli; hediyeyse karşılıksız bırakılmamalıdır.

Gerçekten de, suçlu, kendinden sorumludur. Kimse atasının işlediği suçlardan sorumlu tutulamaz. Ne var ki ata, evlâdınınkilerden sorumludur.

Kardeşin kendisi vermedikce, malına el uzatılamaz. Aman, kendinize haksızlık etmeyiniz.

Her Müslüman bir diğerinin kardeşidir. Gerçekten de, bütün Müslümanlar birbirlerinin kardeşidirler.[9]

Yediklerinizden kölelerinize yediresiniz. Giydiklerinizdense, yine kölelerinize de giydiresiniz.

Benden sonra yoldan çıkıp birbirlerinizi gırtlaklamayasınız sakın. Kim emânet taşıyorsa, onu sâhibine iâde etmeli.

Allah tebliğine dayanarak sizlere yol yordam gösteren basık burunlu Zencî kölenin buyruğuna itaat edesiniz.

Ey Allahın kulları, benden sonra sizlere başka peygâmber gelmeyecek ve sizden gayrı Ümmet artık olmayacak.

Sizlere Allah tebliğini emânet bırakıyorum. Ona dörd elle sarılırsanız; asla yanılmayacaksınız. Dinde haddi aşmaktan sakınınız. İşte, sizlerden önce bu yanlışı yapanlar, hep, helâk olmuşlardır.

Burada bulunanlar, bulunmayanlara söylediklerimi nakletsinler. Dinlememiş olanlar, çoğu kere, dinleyenlerden daha dikkatli olurlar.

Sizlerden beni sorarlarsa, ne diyeceksiniz?"

Cemaatın cevabı: "'Emânetin hakkını verdiğine, Tebliği aktardığına, bizlere yerinde tavsîyelerde bulunduğuna tanıklık ederiz' diyeceğiz".

Allah Resûlü konuştu: "... yâ Rabb tanıksın! Vesselâmualeykum!" dedi.[10]

Bu birinci 'tesânüd ülküsü'nden İslâmî içerikli 'Dayanışmacı-Toplumcu- Hakcı -Adâletci' bir düzenin türe(til)mesi tabîîdir.

  1. 'İhtilâlikebîr' hattı izlenmek sûretiyle ulaşılacak zemin ise, 'ideoloji'lerdir. Bunların da başı, kavmî Milliyetci esâslı 'İmperyalist-Sömürücü-Sömürgeci- Sermâyecilik' ile 'imân' itibâriyle içi boş, dolayısıyla da düzmece 'Toplumculuk'tur. Bu ikincisi (yânî 'b'), hâlhazır dünya düzeniyken; birincisi ('a'), geleceğin ümit nizâmıdır.
  1. 'Çağımız (OsmT muâsır) medeniyet seviyesi' müphem deyiminin arkasında saklı duran bütün kurumları, kuruluşları ve teşkilâtlarıyla Çağdaş İngiliz- Yahudî medeniyetidir. Şu var ki, çağımız medeniyetinin dayandığı İngiliz-Yahudî ittifakının İngiliz 'yaka' sı, Yahudî olana oranla gözden kaçmayacak raddede öncelik taşır. Yahudî tarafında dahî, İngiliz düşünme ile yaşama uslubuna yaklaşıldığı ölçüde kabul ve rağbet görülür.
  2. İngilizlik dendiğinde, bundan Amerikalılığı dahî anlamak gerekir. Aralarındaki farklılıklar görünüştedir ve yöresel ayrılıklardan ileri geçmezler.

Aslında, Amerikan tarihi bağlamında, Bağımsızlık savaşı yahut devrimi deyimleri, gerçek anlamlarında alınmamalı, anlaşılmamalıdırlar. 'Amerikan devrimi', kimilerine göre 'devrim'den başka her şeydir:

"On üç müstemlekenin sâkinleri" diyor David McKay, "kendilerini hâlis İngiliz olarak kabul etmekteydiler. Bundan ötürü her İngiliz için söz konusu olan haklardan, denizaşırı ülkede yaşamalarına rağmen, kendilerinin yoksun kılınamayacaklarını öne sürmüşlerdir. İşte, haklarını gasbettiğine, kendilerine gayrımeşrûu muâmeleyi revâ gördüğüne inandıkları Kral III. George'a (1738 - 1820) karşı kazan kaldırmışlardır. Öz ilkelerine ihânet etmiş olduğu kanâatına vardıkları bir düzene sırt çevirmeği hak saymışlardır. Dahası, öteki devrimci mücâdelelerden farklı olarak gerek Bağımsızlık savaşı gerekse ondan türemiş yeni anayasa düzeni sonucunda pek az güç, servet ve tüzük değişiklikleri doğmuştur. Esâsında, anayurd İngiltereden bu yana göze çarpan gelişmeler, bu vesîleyle güçlenip hızlanmışlardır. Bu, doğrusu, muhâfazakâr bir devrim şeklinde nitelenmelidir"

  • 'muhafazakâr devrim' nasıl oluyorsa! Amerikadaki 'millî mücâdele', "İhtilâlikebîrin tersine, toplumda yeni sınıf farklılaşmalarına yol açmamıştır. Getirdiği belli birtakım köklü değişiklikler varsa, sonuçta, gerçek iktidar, yine sağlam bir orta sınıf ile mülk sâhibi seçkinlerin elinde kalmıştır."[11]

Amerikayı 1600lerin başlarından 1900lerin ortalarına kadarki zaman dilimi zarfında yeryüzünün en büyük iktisâdî-siyâsî gücü hâline getiren esâsta İngiliz muhaciri Kurucu atalar (İng Founding fathers), Avrupanın öbür ülkelerinden göçüp yerleşen öteki Aktenli insanlara, giderek, başka kıtalardan kahverengi derili olanlara da[12] kendi kültür değerlerini aşıladıkları gibi, Afrikadan söküp getirdikleri Karaderilileri, ülkenin yerlisi Kızılderililer ile İnuitleri (Eskimo) dahî Anglo- Saksonlaştırmışlardır. Temel hayatî ihtiyâçları karşılanan Karaderili Afrika asıllılar, bedâva işgücünü oluşturmuşlardır. En kötü şartlarda çalıştırılmanın yanında, onlara Protestantlık inancı ile İngilizce anadil olarak benimsetilmiş, kendilerine İngiliz adları verilmiştir. Böylelikle tüm kültür mirâslarından yoksun kılınmışlardır. Bu da yetmiyormuşcasına, köle sâhibi efendiler, mülkiyetlerindeki kölelerden genç kızları iğfâl etmeği âdet edinmişlerdi. Öz kültürlerini yitiren Zencîlerin, bir de, bu yoldan dirimsel kalıtımları değişikliğe uğratılmaktaydı.[13]

Filvâki, Afrikadan devşirilirlerken, ayrı kabîlelerden, toplum sıradüzeninin farklı basamaklarından, değişik gelenekler, görenekler ile dil öbeklerinden gelen bu insanların, biraraya gelip dayanışmaları, korkunç serüvenin başlangıc evrelerinden beri maddeten imkânsız kılınmıştır. İşte, sıraladığımız bu ve benzeri etkenler dikkate alındıklarında, A.B.D.ne getirilmiş Zencî kölelerin, marûz bırakıldıkları fecîi durumu, 1960ların ortalarına değin niye kabullenmiş göründükleri anlaşılır.

Köleliğin yasaklanması meselesine gelince; bunda Zencîlerin bizzât dahli yoktur. Bu, insancıl renkteki kâğıtlara sarılıp sarmalanmış aslında iktisâdî bir olaydır. 1700lerin ortalarından itibâren sanayileşmek suretiyle 'tezgâhları kendikendine hareket ettiren' İngilizler, salt beden gücüne ihtiyâçları kalmayınca, 1834te imparatorluğun her yerinde köleliği yasaklamışlardır. Bununla da kalmayıp özge devletlerin köle ticâretini, öncelikle de deniz kuvvetlerinin gayretiyle, önlemeğe çaba harcamışlardır. Mâliyeti ucuz salt beden gücüne tamamıyla muhtâc Ispanya, Portekiz, Fransa çeşidinden denizaşırı toprakları bulunan rakîp devletleri böylelikle dize getirmeği amaçlamışlardır. Bunu da nitekim, önemli ölçüde gerçekleştirmişlerdir.

Anayurd İngilteredeki şartların benzerleri, 'yavru-vatan' A.B.D.nin kuzey doğusunda başgösterince, kölelik orada da yasaklanmıştır. 1800lerin ortalarına gelindiğinde, A.B.D.nin kuzey doğusu[14] sanayileşme sürecinde önemli sayılabilecek merhâleler kaydetmiş bulunuyordu. Güneydeki eyâletlerse,[15] başta pamuk ekimi olmak üzre, tarıma dayanmaktaydılar. Buna karşılık, Kuzey,[16] fabrikalarda, Aristoteles'in deyişiyle, "kendikendine işleyen tezgâhlar"ı, yânî makineleri çalıştırıp denetleyecek ucuz kol gücüne ihtiyâç duymaktaydı. Tarlada yahut madende yalnızca beden kuvvetinden yararlandığınız köleden farklı olarak, makineyi emânet edeceğiniz kol işcisine bilmek zorunda olduğu zanaatı, asgarî derecede dahî olsa, öğretmek mecbûriyetindesiniz. Öğretim görmüş kişiyse, artık kendini kölece kullandırmayacaktır. Maddî haklarını elde etmek isteği, bu sebeple, sanayileşme sürecine koşut olarak kitlelere yayılır. Nitekim, Kuzey eyâletlerinde kol işcilerinin artma eğilimini gösteren taleplerinden kurtulmak maksadıyla, nasıl olsa azla yetinen, bundan ötürü, talepkâr işcinin yerine, Güneyden, mâliyeti ucuzlatacak işgücünün celbolunup istihdâm edilmesi cihetine gidilmiştir. Güney de, tabîatıyla, bedâvaya gelen kaba beşerî güç servetinin, deyim yerindeyse, parmaklarının arasından akıp yitmesine seyirci kalamazdı. İşte, aynı soydan gelen, aynı dili konuşan aktenli insanların birbirlerine kıyasıya girmeleri, dolayısıyla da çağdaş vuruşma usulleri ile zanaatının ilk sergilendiği American İçsavaşı, başlıca, yukarıda anlattığımız sebeplerden yüzünden 1861de patlak verip sanayileşen Kuzeyin ezici üstünlüğüyle 1865te sona ermiştir.

1 haziran 1860 sayımına göre 31,443,321e varan nüfustan[17] üç milyon gencin silâh altına alındığı bu savaşta toplam 618,222 asker öldürülmüş yahut hastalıktan ölmüştür. Toplam yaralı sayısıysa, 400,175dir. Kuzey, tipik İngiliz savaş yöntemini uygulayarak Güneyin hayatî önem taşıyan tarım alanlarını ateşe vermiş, ortalığı yakıp yıkmıştır (İng scorched-earth policy).

1863te kölelik yasaklanmış, savaşın Kuzeyin zaferiyle bitmesiyle de, yasak uygulanmağa başlanıp ilk ağızda dört milyon Zencî köle âzâd edilmiştir. Sonuçta Kuzey eyâletlerinin hâkimiyeti artıp genişlemiş, merkezî hükûmetin yetkileri, bir daha asla sorgulanamamacasına pekiştirilmiş; sanayi, tarıma karşı kesin öncelik ile üstünlük kazanmış; nihâyet Sermâyecilik, Amerikan usulü yaşayış ile düşünüşün silinmez arkaplanı hâline gelmiştir.[18]

('nın, Dergah Yayınları'nca yayınlanan 'Çağdaş Küresel Medeniyet – Çağdaş Küreselleştirilen İngiliz Yahudi Medeniyeti – Anlamı, Gelişimi ve Konumu' isimli kitabından alıntılanmıştır.)

Ş. Teoman Duralı


[1] Kuzey batı Avrupanın Germen, bâhusûs, Alman ırk esâslı yayılmacı kavim Milliyetciliği.

[2] İlahî takdîs ile icâzete mazhâr olmuşluk inancına dayalı Yahudî Israil kavminin yayılmacı Milliyetciliği. Bu Milliyetcilik, kendini iki hat boyunca gösterir: Israil kavminin, mukaddes addettiği vadedilmiş yurda dönüp yerleşme isteği ile Israil Yahudîliğinin inanç ile fikir üstünlüğünü ve iktisâdî önceliklerini, başta Avrupa-Amerika olmak üzre, yeryüzünün dörtbir köşe bucağına yayma uğraşısı.

Germen ile Israil Milliyetciliklerinin ortak paydası, kavim üstünlüğü savı ve daha doğrusu tutkusudur. 'Germencilik', 'Kavimci-Irkcı' olmasına karşılık, 'Sâmîcilik-Ziyonculuk', 'İlahiyat Kavimcisidir'. 'Sâmîcilik', ülkü taşıyıcısı olmasından, 'Yahudî Israil' kavminin üstünlüğüne işâret ederken, 'Ziyonculuk', ilahî teveccühe mazhâr olmuş kavmin, kendine Tanrı tarafından vadolunmuş topraklara yerleşmeğe yönelik fikrî, siyâsî, iktisâdî ile askerî irâdenin tezâhürüdür.

[3] Müslümanlığın, Arap icâdı olup asıl önemli olan hususun, Türk kavmî özelliklerini öne çıkarmak olduğu savından kalkarak Türkcülüğü inşâaya girişen Mehmet Ziyâ Gökalp'ın (1865 - 1926) etkilendiği başlıca iki kaynaktan birinin Tekinalp müsteârıyla tanınmış Moiz Kohen'in (Mo'ı'se Cohen) Yahudî ve Farmason olması ilginç ve manîdârdır

  • bkz: A. Haydar Haksal: "Semitizm - Masonluk - Milliyetcilik", 81. s;

ayrıca bkz: Angelo Iacovella: "Gönye ve Hilâl/ İttihâd-Terâkkî ve Masonluk", 27. s.

[4] Bkz: Ilgaz Zorlu: "Evet, Ben Selânikliyim/ Türkiye Sabetaycılığı", 114. - 117. syflr.

[5] Allah resûlü, toplananların, Hutbesini işitip dinleyebilmeleri maksadıyla belirli aralıklarla belli yerlere diktiği kişilere söylediklerini tekrarlattırmıştır (OsmT münâdî). İrâd olunan hutbe-nutuk, siyâsî nitelik taşımamakta ve meseleye temâs etmemektedir. Neredeyse tamamıyla ahlâkla, kısmen de hukukla ilgilidir. Vefâtının yakın olduğuna ilişkin açık beyânına rağmen, kendisinden sonra, devletin başına kimin —Halîfe— geçmesini öngördüğüne yahut arzuladığına dair ise, hiçbir işâretin bulunmaması da ziyâdesiyle dikkat çekicidir

bkz: Muhammad Hamidullah: "İslâm Peygâmberi", I. cilt, 276. s, 457. satır..

[6] Bkz bu kitapta 244 sayılı dipnot, 251. s.

[7] Bkz bu kitapta 246 sayılı dipnot, aynı sayfa.

[8] "Kur'ânda bulunmayan bir hükmün, Hz Peygâmber tarafından vazedilmesi inandırıcı gözükmüyor. Hutbeye bilâhare idhâli muhtemeldir", Ahmet Yüksel Özemre, sözlü beyân.

[9] Müslüman olmak herkese açık bulunduğundan, Peygâmber'in cümlesi, "bütün insanlar, birbirlerinin kardeşidirler" anlamını da taşır.

[10] (I) Bkz: Hz Muhammed Mustafa (SAV)' nın Hicrî 10. yılda (M.S. mart 632de) okumuş olduğu 'Vedâ Hutbesi'nden —Arapcadan Almancaya tercüme: Annemarie Schimmel: "Die Abschiedspredigt des Propheten ', 123 - 226. syflr.

(II) Bkz: Muhammad Hamidullah: A.g.e, "Vedâ Hutbesi'nden parçalar, I. cilt, 273. s, 456. satır.

[11] David McKay: "American Politics and Society", 39. s.

[12] Esâs yerleşimci ve kurucu toplum olan İngilizlerin dışında A.B.D.ne hicret etmiş bellibaşlı millî ve kavmî öbekler şunlardır: 1500lerin ortalarında Ispanyollar ile Felemenkliler; 1600lerin sonlarındaysa Fransızlar; 1800lerin başlarından itibâren yine Felemenkliler, Iskoçlar, İsveçliler, Danimarkalılar, Fransızlar, Almanlar; 1870lerden sonra İrlandalılar, Orta ile Doğu Avrupa Yahudîleri, Lehler, Ispanyolca konuşan Karayıplardan, Orta ile Güney Amerikadan insanlar, Meksikalılar, yine Ispanyollar, Çinliler; 1900den itibâren de Japonlar, Ruslar, İtalyanlar, Rumlar, Ermeniler, Araplar; İkinci Dünya Savaşı sırasında ve onun ardından tekrar Yahudîler, Hintliler ile Vietnamlılar.

[13] Bkz: Andre Kaspi, Claude-Jean Bertrand&Jean Heffer. "La Civilisation Americaine", 50.- 54. syflr.

[14] Yeni İngiltere (New England).

[15] Confederate States of America yahut kısaca Confederacy.

[16] United States of America yahut kısaca Union States.

[17] A.B.D.nin 1790 - 1990 nüfus durumu ve 1970 -1990 ırklar ile kavimlerin oranı —nüfus sayımı yıllarının dökümü örnekleme usuluyla yapılmıştır.

Kızılderililerin 1991deki sayısı: 1,7 milyon; 1993teki oranıysa: %0,8dir —Andrew Hacker: "Two Nations", 1992, kaynak bkz: David McKay: A.g.e., 22. s.

  • "Survival International', bkz: Frank Nowikoski: "Argentina's Victims of Spanish Conquest", 35. s Avrupanın nüfusu: 1600: 95 milyon, 1720: 118 milyon, 1750: 140 milyon;

Asyanın nüfusu: 1700: Yaklaşık 330 milyon, 1750: 450 milyon;

Kuzey ile Güney Amerika: 1700: 10 milyon;

Fransanın nüfusu: 1450: 18 milyon, 1787: 23 milyon; Paris 1787: 700,000

  • bkz: J. Maillet: "Histoire des Faits Economiques", 176.&177. syflr;

İngilterenin nüfusu: 1750: 10 milyon; Londra 1750ye doğru: 674,000

  • bkz: Colin McEvedy&Richard Jones: "Atlas of World Population History", 49. s.

[18] Bkz: Geoffrey Parker: "The Times Atlas of World History", 218.&219. syflr;

ayrıca bkz: David McKay: A.g.e., 9. s;

ayrıca bkz: L.C. Pascoe: "Encyclopedia of Dates and Events", 807. s;

ayrıca bkz: Hermann Kinder&Werner Hilgemann: "The Penguin Atlas of WorldHistory", 102. s

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN