;

Arama

Yeni zamanların baş belirleyicisi: vahiy i ile -

Yeni zamanların baş belirleyicisi: Tektanrılı vahiy dini ile felsefe-bilim

YENİ ZAMANLARIN BAŞ BELİRLEYİCİSİ:

TEKTANRILI VAHİY DİNİ İLE FELSEFE-BİLİM

1. Akıl sağlığı yerinde herkes, kültür ortamının çerçevesinde kurallarının, yânî mantığın bağlamında düşünür. Ne var ki, bunu yaparken bahse konu kuralları ya bilmez, ya göz önüne almaz ya da tam tersine, onlara titizlikle uyarak davranır. Nitekim bu, genel mantığın üç kolundan[1] biri olan dilbilgisinin kurallarını bilmeden veya bilerek anadilini[2] kullanmak ayırımına denk düşen bir olaydır. Kuralları bilerek bir işi becermeğe, yapmağa bilinçlice iş görmek diyoruz. İşte, düşünme işlemini kurallarını bilerek ve onlara uyarak uygulamağı, biçimselleştirilmiş mantığa uygun düşmek, yânî bilinçlice düşünmek şeklinde vasıflandırıyoruz. Salt akıl işleyişlerinin dışında kalması gereken duygusallıklar ile heyecânlar ayıklanarak, mantığın ana ilkeleri bağlamında kurallı düşünme yolunun yordamının, tarihte açık seçikce ilk vazedilişi Aristoteles'le (384 - 322) gerçekleşmiştir. O, biçimselleştirilmiş mantığın üç ana ilkesini belirleyip ortaya koymuştur: '', 'çelişmezlik' ile 'üçüncü hâl'in olamazlığı. Aslında üçü bire indirgenebilir: Özdeşlik. Bundan da tek var olanın kendi kendisiyle bütünlüğü anlaşılır. Her şey yahut herkes, kendi kendisiyle özdeştir. yazımında (Fr&İng notation), bu, şöyle ifâde olunur: A=A.

Bahse konu ana ilkeden de, üçüncü hâlin olamazlığı ile çelişmezlik ilkeleri türer: Bir şey yahut kimse, varlıkca (Fr ontiquement) belli bir zaman diliminde ya buradadır ya da değildir. Ben, şimdi Istanbuldaysam, aynı ânda Ankara'da olamam. Başka bir deyişle, 'aynı ân'da hem 'Istanbul'da hem de 'Ankara'da bulunduğumu söylemem, çelişkidir. Gerçi, hayâlhânemde böyle bir tasavvuru kurgulayabilirim. Ama hayâlhânede kurgulananların, varlıkca kıymetiharbiyesi yoktur.

Başlangıc önermemizi tekrarlarsak: 'Ne'ysem —'nelik'— yahut 'kim'sem, —'kimlik'—, 'o'yum: 'Varolma bütünlüğü'. 'Neliğim'den özge bir şey, 'kimliğim'den başka bir kimse olamam: 'Özdeşlik', görülüyor ki, 'mantığın' yanında 'varlığın' da ana ilkesidir. Aristoteles'in inde 'varlık', 'bütünlüğü' temsil eder; 'düşünme' ile 'varolma' şeklinde iki zıt 'cevher'e 'ayrılmaz'. İşte, bu çığır açıcı düşünme, dolayısıyla da varolma telâkkîsine 'biçimselleştirilmiş mantıkla düşünme' diyoruz. Bahse konu biçimselleştirilmiş mantıkla düşünme, dilde kavram ağırlığının alabildiğine artmasını; ayrıca kavram sınırlarının seçikce belirlenmesini sağlamıştır. Bu durumu nitekim, Arapca, Farsca, Osmanlı Türkcesi, İbranca, Çince, Sanskritce, Yunanca, Ortaçağ Latincesi, Fransızca, İtalyanca, Ispanyolca, Rusca, Almanca ile İngilizce gibi, bellibaşlı felsefîleşmiş dillerde açıkca görebiliyoruz.

2. - kadar, 'özdeşlik', vahiy dininin de kaçınılmaz, tavîzsiz ilkesidir. Tektanrılı vahiy dini ile felsefe-bilim, ana ilkede birleştikleri gibi, çelişmezlik ile üçüncü hâlin olamazlığı ilkelerini de paylaşırlar. Müteâkib istikâmetlerinde yolları ayrılır. Din, cihetinde, Kant'ın deyişiyle, "şartlı ve şartsız buyruklar"da[3] ve bilgilenme hususunda teşvikte ve yol gösterici imâlarda bulunurken; felsefe-bilim, evvelemirde biçimselleştirilmiş, ardından da biçimsel mantık çerçevesinde akılyürütme ve onun uzantısı olan gidimli düşünme yoluyla bilgilerin kotarılıp birbirleriyle ilişkilendirilmelerini sağlar.

Tektanrılı vahiy dinince Yaradan ile yaratık, Tanrı ile dünya, birbirlerinden ayrı, varlık sınırları seçikce belirlenmiş kavrayışlardır. Burada, tümtanrıcı mülâhazalara; Kadîm zamanların görüşlerinde rast geldiğimiz üzre, insan - doğa, ben - bendışı; tanrılılık - dünyalılık kavrayışları iç içe geçmiş, karmakarışık duruma; ve doğadışı unsurlar ile güçlerin cirit attığı bilinmeğe kapalı bir dünya anlayışına artık yer yoktur.

Din, asıl ve dar anlamda, tektanrı fikrinin insanlığa tebliğ olunması —vahiy— olayıdır. Ancak, anlam genişlemesiyle, 'öte'ye işâret eden bütün 'inanç' düzenlerini de kapsar olmuştur. Asıl ve dar anlamında dinin esâsı, tektanrı fikri, biçimselleştirilmiş mantıkla düşünme tarzının ana ilkesine, demekki özdeşliğe tamamıyla aykırıdır. Ne var ki, bahse konu esâstan —temel imân— türemiş müteâkib esâslar, akla uygundur, makûldürler.

'nın, Dergah Yayınları'nca yayınlanan 'Çağdaş Küresel Medeniyet – Çağdaş Küreselleştirilen İngiliz Yahudi Medeniyeti – Anlamı, Gelişimi ve Konumu' isimli kitabından alıntılanmıştır.


[1] Öbür ikisi, biçimsel mantık ile matematik.

[2] Kişinin yahut toplumun, düşünüp düşlediği, konuştuğu, yazıp okuduğu; kısacası, hayatının tüm köşe bucaklarında kendisini ifâde ettiği esas dil, 'anadil'idir. Kişinin annesinin kullandığı dile ise, 'anne- dili' diyoruz. Genellikle kişilerin 'annedilleri' ile 'anadil'leri örtüşür. Ancak, bu ikisinin çakışmadığı; yânî kişinin annesinin anadili ile kendininkisinin uyuşmadığı durumlar da olabilir.

[3]Alm "hypothetisches/kategorisches Imperativ".

YAZIYI GÖNDER
İsim Soyisim
E-Posta
Alıcı E-Posta
Mesaj
Doğrulama
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
www.fikriyat.com
2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN