;

Arama

Bir nin kaynağını bulmak: Himmet mi buğday mı?

Bir menkıbenin kaynağını bulmak: Himmet mi buğday mı?

Yoksulluğun hüküm sürdüğü çetin bir kıs günü yoksullara erzak getirmek üzere köyün delikanlılarından birisi yanındakilerle birlikte Hacı Bektaş dergâhına varır. Rivayete göre delikanlıdaki istidadı fark ederek 'buğday mı istersin yoksa himmet mi?' diye sorar. Dergâha ihtiyacını arz etmek üzere gelen birine sorulmayacak bir sorudur bu aslında! Delikanlı ne olduğunu bilmediği himmete karşı buğdayı yeğleyerek köyünün yolunu tutar. Yolda soruyu daha dikkatle düşününce ondan neyin talep edildiğini fark eder ve geriye döner. Fakat Hacı Bektaş dergâhından nasibi kapanmıştır; Hacı Bektaş'ın yönlendirmesiyle himmeti aramak üzere bu kez başka bir kapıya gider.

Rivayet doğru ise sonunda bize Türkçe'de dini düşüncenin işlendiği en iyi metinlerden birisini hediye eden 'nin 'tarîk ile'l-lah' yani Allah'ı arama yolculuğu böyle başlamıştır.

BEDENİN İHTİYACI İLE RUHUN ERDEMLERİ ARASINDA:

Bir canlı/hayvan ve nâtık olarak insan

deki himmet ile buğday karşıtlığı, insanın acil ihtiyaçları ve talepleriyle bu ihtiyaçlarca ötelenen hatta bazen engellenen ahlaki erdemler arasında sıkışan hayatını anlatır. Bu mütekabiliyeti yaygın bir karşılaştırmayla anlatırsak, "şimdi ve burada" diye icbar eden bedenin ihtiyaçları ile bir ruh ve akıl sahibi olmanın iktiza ettiği erdemler (fedail) arasındaki mütekabiliyetten söz ediyoruz. Bu itibarla himmet ile buğday arasında tercihe zorlanmak Yunus'a mahsus olmadığı gibi verdiği cevabı da her birimiz defalarca verir. Hayat sürekli böyle karşıtlıklar arasında tercihe zorlanmak ve sınanmak şeklinde çıkar karşımıza: bazen buğdayı, bazen himmeti tercih ederiz; fakat insanın paradoksunu en iyi anlatanı ise himmeti tercih ederken himmette mündemiç 'buğday' peşinden gitmemizdir.

Menkıbedeki buğday ve himmet mütekabiliyeti, tasavvuf yoluna katılanlara mahsus bir ayrıcalığı anlatmaz, hiç kuşkusuz: Ayet-i kerimeden mülhem bir düşünceyle insan tabiatını ve davranışlarını hülasa eden bir fikir vardır ortada. Ayet-i kerimede 'Onlara bağışlanma (hıtta) deyin dedik, onlar söylenen sözü başka bir söz ile değiştirdiler' diye buyurulur. O başka kelime nedir? Ayette bize o kelime söylenmiyor, lakin tefsirlerde 'hıtta' yani "bağışlanmak" yerine, bir harf eklemeyle başka bir kelimenin konulduğu belirtilir. O kelime, ' 'hınta', yani buğdaydır. Başka bir ifadeyle ayet-i kerimede açık bir şekilde dini ve ahlaki erdemlere karşılık gelen hıtta –ki menkıbede himmet adını alacaktır- hınta (buğday) karşıtlığını görmekteyiz. Himmet veya hıtta Allah'ı aramak, O'ndan bağışlanma dilemek, O'na dönmek şeklinde Adem'den beri nübüvvetin içerdiği bilgiden ibarettir. Öyleyse menkıbede anlatılan ile ayet-i kerime arasındaki irtibatı kurarsak menkıbenin kaynağını saptamış olabiliriz.

Buğday-himmet karşıtlığı sadece burada değil, başka pek çok yerde tekrarlanır: Bunlardan birincisi 'in cennette ihlal ettiği ağaca yaklaşma emriyle ilgilidir. Allah Adem'e 'Cennette dileğiniz gibi yerleşin fakat şu ağaca yaklaşmayın" mealinde bir emir vermiştir. Adem emre asi olarak cennetten sürgün edilmekle neticelenen bir cezayla karşılaşır. Adem'in yaklaştığı şeyin ne olduğu üzerinde durulurken zikredilen ihtimallerden birisi de buğday ve onun sembolik anlamıdır denilir: Allah'ın emrine buğdayı tercih ederek Adem 'insan' oldu!

İkinci örnek ise İsrail oğullarının Peygamberlerine söyledikleri sözde açıkça beyan edilir: Allah Firavun'dan kurtardığı insanların çölde dolaşmalarını irade etmişti. Bu süre zarfında da onları bıldırcın ve kudret helvasıyla beslemekteydi. Fakat insanlar bu kadere itiraz ederek başka besinler istediklerini dile getirince Allah onlara "şehre girmelerini" emreder. Gerçekte 'ağaca yaklaşan' Adem'in cennetten dünyaya gönderilmesiyle besinler ve rahatlık talep eden insanların çölden şehre gönderilmeleri benzer cezadır. İnsanlar dünya nimetlerini ve rahatlığı tercih ederken Allah onların badiyede kalmasını murat etmişti. Meseleyi İbn Haldun'un gözüyle yorumlasak, "bedavet halinden umrana doğru bir çözülme' şeklinde görebiliriz ki, bu da bir himmet ve buğday mütekabiliyetidir.

'de böyle karşıtlıklar yer aldığı gibi bazen daha üst bir anlama bağlanarak yeniden yorumlanması gereken mütekabiliyetler de zikredilir. Mescitlere giderken güzel elbiseleri giymekten söz eden ayet ilk bakışta iyi ve temiz giyinmekten söz ederken ayetin devamı başka bir yere dikkatimizi çeker: 'Takva elbisesi ise daha hayırlıdır.' Allah elbise-giyinme işini abartarak giyinmeyi bir statü ifadesi olarak görenleri ikaz ederek "takva elbisesini" bir ideal ve erdem olarak ortaya koyarken yeni bir karşıtlık doğar: 'statü ifade eden elbise mi, yoksa takva elbisesi mi?' Tasavvufun İslam toplumunda yayılmasının gerekçelerini en iyi anlatabilecek ayetlerden birisi budur.

Yolculuğa çıkarken azık alarak başkalarına yük olmamaktan söz eden bir emir vardır. Ayetin devamında ise 'hiç kuşkusuz en hayırlı azık takvadır' denilerek dikkatimiz daha üst bir ilkeye çekilir. Burada da 'azık mı (buğday mı), yoksa takva azığı mı (tevekkül ve iman teslimiyeti)' karşıtlığıyla sınanırız. Benzer durum hadislerde de yer alır.

Öyleyse dinin insanın bedeni ihtiyaçları ile ona layık gördüğü ruhun erdemleri arasında kurduğu karşıtlık dindarlığın anlamını ortaya çıkartır. Yeryüzünde hikâyemiz bu sınanmalar karşısındaki tercihlerimizle belirlenecektir. Yunus'un menkıbesine böyle bakmak gerekir: Bu menkıbede Hz. Âdem'den başlayarak son insana kadar devam edecek bir karşıtlıklar arasındaki tercihlerden söz edilir. İnsan iki şeyden birisini tercih etmekle insan olur; doğruyu tercih ederek bu kez kâmil insan haline gelir. İmam Cafer-ı Sadık İmam A'zam'a' şöyle demiş: 'Akıl iki kötüden daha iyi olanı, iki iyiden daha iyi olanı tercih ettiğinde akıldır.'

YAZIYI GÖNDER
İsim Soyisim
E-Posta
Alıcı E-Posta
Mesaj
Doğrulama
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
www.fikriyat.com
2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN