Arama

  • Anasayfa
  • Yaşam
  • Kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik süreçlere katılımı

Kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik süreçlere katılımı

Kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik süreçlere katılımı

akademik yayın kurulu üyesi olan Dr. , derginin son sayısında ’nin amaç ve işlevleri üzerine önemli bilgiler verdi.


1983 doğumlu Dr. , 2000 senesinde Kadıköy İmam Hatip Lisesi'nde ortaokul ve lise eğitimini, 2003 senesinde ise İndiana Üniversitesi, Bloomington'da sosyoloji ve tarih alanlarında lisans eğitimini tamamladı. 2014'te Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de sosyoloji alanında doktora çalışmasını bitirdi. Halen din-devlet ilişkisi, demokrasi ve sivil toplum konuları ile ilgili çalışmalarını sürdürmektedir.

KADEM Kadın Araştırmaları Dergisi akademik yayın kurulu üyesi olan Dr. Esra Albayrak, akademik çalışmalarının dışında Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve TÜRGEV yönetim kurulu üyesi olarak da sivil toplum faaliyetlerine destek olmaktadır. Bunun yanı sıra 2016 yılından itibaren İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) Kadın Danışma Konseyi'ne başkanlık etmektedir.

2016 Kasım ayında gerçekleştirilen İİT üye ülkelerin kalkınmasında kadının rolü üzerine 6. Bakanlar Konferansı neticesinde ortaya konan İstanbul Deklarasyonu'ndan bahseder misiniz?

Aslında 14-15 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul'da gerçekleşen 13. İslâm Konferansı Zirvesi sonrasında kabul edilmişti. Bu deklarasyon, özellikle üye ülkeleri arasında birlik ve bilhassa barışın ve adaletin tesisi için daha güçlü bir dayanışma vurgusunu barındırır. Malumunuz olduğu üzere İİT (İslâm İşbirliği Teşkilatı), BM Birleşmiş Milletlerden sonra mevcut en geniş devletlerarası yapıdır. 4 kıtadan 57 üye ülke ile temsil edilmektedir. Bu yapı 1969'da â'ya yapılan saldırıyı müteakip kurulmuş ve Müslümanların tamamını etkileyen konularda tek ses olmak iddiası içinde bugünlere gelmiştir.

, hem İslâm âleminde yaşanan iç savaşlar, sosyo-ekonomik dengesizlikler, iç göç gibi sosyopolitik sebeplere dayalı mağduriyetlerin giderilmesi noktasında bir ortak dayanışma söylemi barındırıyor hem de bilhassa Batı ülkelerinde üretilen ve maalesef üzücü sonuçları ile de günbegün karşı karşıya kaldığımız 'ye ve ırkçı yaklaşımlara karşı ortak bir tavır sergiliyor. Ayrıca deklarasyon, terörün her türlüsünü lanetliyor. DEAŞ, PYD/ YPG gibi varyasyonları ile birlikte PKK, Boko Haram ve Al Shabab gibi radikal örgütlerin İslâm dininin temel prensiplerine aykırı olduğunu ve İslâm ile terörün hiç bir şekilde ilişkilendirilemeyeceğini vurguluyor.

İstanbul Deklarasyonu'nun belki de en önemli vurgusu İsrail'in yayılmacı devlet politikasına karşı ortaya koyduğu itirazdır. Bu bildiri, öncelikle devletinin bütün ülkelerce tanınması yönünde bir çağrıda bulunmuştur. Ayrıca Mescid-i Aksâ'nın Müslüman karakterinin korunması ve Kudüs'ün dinler arası statüsünün muhafaza edilmesi için 'ye üye ülkelerin irade beyanında bulundukları, ayrıca Filistinli kardeşlerinin onurlu mücadelelerinde maddî ve manevî olarak yanlarında olduklarını beyan ettikleri bir bildiridir.

Deklarasyonun kadınlar açısından önemine bakıldığındaysa kabul edilen bir madde ile Müslüman kadınların toplumsal hayata katılımının altının çizildiğini ve kadınların toplumsal katılımını arttırmanın bilhassa kalkınma hedefleri açısından desteklenmesi gerektiğinin belirtildiğini ifade edebiliriz.

İİT Kadın Danışma Konseyi'nin kurulma süreci nasıl gelişti ve bu süreçte Türkiye nasıl bir rol yüklenmiştir?

Doğrusu bu uzunca bir süreç… Devletlerarası kuruluşlarda bazı organizasyonel kararların hayata geçirilmesi prosedürel zorunluluklar ve ülke bazlı dinamikler sebebiyle uzun sürebiliyor. İslâm İşbirliği Teşkilatı için de durum böyle… İslâm dünyasında kadının rolü ve önemi sayısız toplantılarında anılmış olmakla birlikte somut yapısal adımların atılması 2005 senesinde 'de toplanan 3. Olağanüstü İslâm Zirvesi'ne kadar mümkün olmamıştı. Bu toplantıda İİT İslâm ülkelerinin küresel gelişmelere ayak uydurabilmesi için uygulaması gerekli görülen 10 yıllık bir kalkınma planı üzerinde mutabakat sağlandı. Bunun akabinde 2006'da Yemen'de gerçekleştirilen Olağanüstü İslâm Zirvesi toplantısında bilhassa 'nin isteği ile kadınların bu kalkınma hedeflerini gerçekleştirmedeki rolünü çalışmak üzere periyodik olarak toplanacak bir kadın konferansının oluşturulması kararı alındı. Ne mutlu ki, Bakanlar Konferansı'na ilk kez, biz ev sahipliği yaptık. Üye ülkelerin kadın konuları ile ilgilenen bakanları düzeyinde temsilin gerçekleştiği bu toplantılarda müslüman ülkelerdeki kadınların karşılaştıkları zorlukların tespiti, durumlarının iyileştirilmesi için muhtemel çözüm önerileri, kadınların sürdürülebilir kalkınma için toplumsal, siyasal ve ekonomik süreçlere katılımını arttıracak öneriler üzerinde tartışmalar yapıldı.

2008 yılında Mısır'da düzenlenen bir toplantı sonucunda (İslâm İş- birliği Teşkilatı Üyesi Ülkelerin Kalkınmasında Kadınların Rolü Bakanlar Konferansı) İİT Kadının İlerlemesi Teşkilatı kurulması tavsiye edildi. Ardından 2009 yılında Şam'da düzenlenen Dışişleri Bakanları Konseyi 36. Toplantısı'nda alınan kararla İİT Kadının İlerlemesi Teşkilatı kurulmasına karar verildi.

İİT çerçevesinde faaliyet gösterecek ve özellikle üye ülkelerde kadınların ilerlemesi konusunda çalışmalar yürütecek olan teşkilatın merkezi Kahire'de olacaktır. Söz konusu teşkilatın görev alanına baktığımızda, İİT üye devletlerine toplumlarındaki kadınların refahı ve güçlendirilmesi için politika önerilerinde bulunması, yönlendirmeler yapması ve alınan kararların uygulanması için gerekli plan, program ve projeleri geliştirme görevlerini üstlenmesi dikkat çekmektedir. Ayrıca teşkilatın, üye devletlerin toplumlarında kadınların rolünün geliştirilmesini ve tüm haklarının sağlanmasını amaçlayan etkinlikler düzenlemesi beklenmektedir. Ancak söz konusu teşkilatın faaliyete geçebilmesi için teşkilat tüzüğünün 15 üye ülke tarafından onaylanmasına ihtiyaç vardır. Bugüne kadar teşkilat tüzüğünü onaylayan ülke sayısı 8'dir. Ülkemiz ise 4 Şubat 2013 tarihinde Kahire'de düzenlenen 12. İİT Zirvesi sırasında İT Kadının İlerlemesi Teşkilatı Tüzüğü'nü imzalamıştır.

Bu başlı başına önemli bir adımdır. Ancak kendine ait bütçesi ve yaptırım gücü olan bu yeni icraî kurulun aktif hale gelmesi için halen 7 ülkenin daha onayı gerekiyor. Kurulma kararından bu yana neredeyse 8 sene geçmiş durumda… Müslüman ülkelerde kadınların, çoğu zaman mağdur olarak karşımıza çıkması ve yoksulluk, göç, çatışma, sosyoekonomik eşitsizlik, karar alma mekanizmalarında temsilde adaletsizlik gibi konular, kadınlarla ilgili iyileştirici politikaların artık ertelenemeyecek noktaya geldiğinin kanıtı olarak önümüzde durmakta. İşte tam da bu sebeple, Nisan 2016'da İstanbul'da gerçekleşen 13. İslâm Zirvesi toplantısında Sayın Cumhurbaşkanımız kadınların İslâm dünyasında daha etkin rol alabilmelerine katkı sağlayacak ve Batılı ülkelerde müslüman kadınlara karşı yükselen stereotipik algıların düzeltilmesine hizmet edecek bir kadın danışma konseyinin kurulmasını teklif etti. 1-3 Kasım 2016 tarihleri arasında İstanbul'da düzenlenen İİT Üyesi Ülkelerin Kalkınmasında Kadınların Rolü 6. Bakanlar Konferansı (bundan sonra konferans olarak bahsedeyim) sonucunda kabul edilen "4/6-W Sayılı Karar" ile İİT Üyesi Ülkelerin Kalkınmasında Kadının Rolü Bakanlar Konferansı'na bağlı olacak Kadın Danışma Konseyi'nin kurulmasına karar verildi.

İİT Kadın Danışma Konseyi'nin yapısı ve amaçlarından bahseder misiniz?

Konsey 9 üyeden oluşmaktadır. Her üye ülke, İİT Genel Sekreterliği'nin çağrısı üzerine aday belirleme hakkına sahiptir. Ardından İİT Bölgesel Grupları tarafından Arap, Asya ve Afrika gruplarını temsilen üçer üye 2 yıl süreyle seçilir. Konferans dönem başkanı ülkenin belirlediği aday, konseye başkanlık eder ve bir sonraki konferans dönem başkanı ülke temsilcisi başkanlık görevini devralıncaya kadar devam eder.

Hâlihazırda mevcut konsey yönetimi dünyanın dört bir yanından gelen ve kişisel başarıları kadar, topluma katkıları, siyasî tecrübeleri ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarındaki temsilleri ile öncü diyebileceğim 9 değerli kadından oluşuyor. Afganistan'dan meclis üyesi Fawzia Koofi, Malezya Uluslararası İslâm Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zaleha Kamaruddin, Uganda'dan tecrübeli bir siyasetçi Bbumba Syda Namirembe, Ürdün'den halk sağlığı alanında Prof. Raeda Qutob, Mısır'dan diplomat ve şu anda CEDAW üyesi de olan Naela Gabr, Burkina Faso'dan halk sağlığı, kadın ve çocuk hakları alanında aktif bir sivil toplum gönüllüsü ve bürokrat olan Aina Ouedrago, Gambiya'dan yine üst düzey bir bürokrat Binta Jammeh Sidibe ve 'dan meslektaş olduğumuz sosyolog Hala Bint Tuwaijiri…

Konseyimizin temel görevi, kadınların güçlendirilmesine ilişkin konferansa tavsiyeler sunmaktır. Bu amaçla, İİT üye devletlerinde kadınların statülerinin yükseltilmesi için uygulanan politika ve programların geliştirilmesine katkı sunmak, savunuculuk ve danışma faaliyetleri yürütmek de görevler arasındadır.

Ayrıca Konsey, İİT üye devlet- lerinde kadınların karşılaştığı zorlukları ele alarak bunların uluslararası arenada duyurulması ve farkındalık yaratılması için çaba gösterdiği gibi çözüme yönelik tavsiyeler de oluşturur.

Bu amaçla biz de ilk konsey toplantımızda bütün üyelerimizle suya sabuna dokunan bir yaklaşım içinde olmamız gerektiği konusunda ittifak ettik. Dolayısı ile üye ülkelere yasal önerilerimiz kadar operasyonel önerilerimiz de olmaktadır. Bu minvalde eğitim, sağlık, istihdam, kadına yönelik şiddet, karar alma mekanizmalarına katılım, medya ve sürdürülebilir kalkınma konuları dahil olmak üzere bir çok alanda çalışmalar gerçekleştirmekteyiz.

Kısa vadede konseyimizin tanınırlığını arttırmayı önemsiyoruz. Bu noktada bütün konsey üyelerimizin uluslararası forumlar ve toplantılara katılarak, müslüman kadınların çağdaş toplum ve çalışma hayatındaki konum ve rollerini savunmalarını önemsiyoruz. En son NY'ta gerçekleşen 62. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW) toplantıları çerçevesinde Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Fatma Betül Sayan Kaya'nın da teşrif ettiği bir yan etkinliğimiz oldu. Teması "göç ve mülteci krizi bağlamında kadın" olan etkinliğimize katılım memnuniyet verici şekilde yüksek oldu. İnşaallah bu tür organizasyonlarda müslüman kadını daha üst seviyede temsil etmeye devam edeceğiz.

Yine hedeflerimiz arasında müslüman kadının küresel anlamda medya imajını geliştirici strateji önerileri de bulunuyor. Zira algının gerçekliği yönettiği bir "post-truth" dönemini yaşıyoruz. Algının gücü çoğu zaman gerçekliğin ötesine geçiyor. Takipçisi olduğumuz bir diğer konu, konferansa ülkemiz tarafından önerilen her yıl düzenlenecek bir İİT kadın ödülleri töreninin ihdası. Zira kadın meseleleri gündeme geldiğinde çoğunlukla problem odaklı bir yaklaşım içine giriyoruz. Oysa kadının sürdürülebilir kalkınma için ifade ettiği değer, zorluklara rağmen başarma azmi, başta aile kurumunun korunması olmak üzere toplumların devamlılığı açısından değeri takdire ve konuşulmaya değer konulardır. Bu tür törenler sembolik görünse de hem marifete iltifat olmaları yönüyle hem de rol modelleri kamuoyuna tanıtmaları yönüyle oldukça kıymetli… Kadını pozitif gündemlerin bir parçası haline getirmek de önemli bir algı çalışmasıdır diye düşünüyorum.

İslâm coğrafyasında kadınların karşılaştığı ve mücadele ettiği sorunlar ve bu sorunların çözümüne yönelik İİT Kadın Danışma Konseyi'nin çalışmaları nelerdir?

İslâm coğrafyası deyince bir ucu Uzak Doğu'da olan diğer ucu Afrika'nın Akdeniz'e bakan sahillerine uzanan çok geniş bir sahadan söz ediyoruz. Dolayısı ile kadınlar arasında okuma yazma oranının neredeyse yüzde yüz seviyesinde olduğu Türki Cumhuriyetlerde ya- şayan bir müslüman kadın ile bunun yüzde 11'lerde olduğu Nijerli bir müslüman kadının karşılaştığı problemler takdir edersiniz ki birbirinden oldukça farklıdır. Yine kadının işgücüne katılımının yüzde 85 düzeyinde olduğu Mozambik ile bu oranın yüzde 16 sevi- yelerinde seyreden Irak'ta yaşayan müslüman kadınların elbette çok farklı zorluklarla karşılaşıyor olmaları doğaldır. İç savaş ve terör sarmalında çalkalanan Ortadoğu coğrafyasında yaşayan bir müslüman kadın için ailesi ile hayatta kalmak, güvenli sığınma, neslini korumak ve temel ihtiyaçlarını gidermek öncelikli meseleler iken gelir seviyesi oldukça yüksek olan Körfez ülkelerinde ya da Suudi Arabistan'da refah içinde yaşayan müslüman kadınlar için ataerkil zihin kodları ile mücadele etmek ve toplumsal hayata etkili katılım öncelikli meseleler haline gelebilmektedir.

Biz elbette bütün bu farklılıkları kuşatacak bir yaklaşım içinde olmak durumundayız. Konsey üyelerimizin bu geniş müslüman coğrafyayı temsil edecek biçimde seçilmiş olmaları büyük bir avantaj... Onlarla gerçekleştirdiğimiz ilk toplantıda bazı konuları öncelememiz gerektiğinde mutabık kaldık. Bunlardan birincisi çatışma, göç ve mülteci sorunu... Bu soruna yönelik bir proje hazırlığımız oldu ve yine bir İİT kuruluşu olan SESRIC ile işbirliği içinde bir mülteci rehabilitasyon merkezi modeli geliştirme önerisinde bulunduk. Bakanlar Konferansı'nda onaylanması durumunda 3 farklı bölgede örnek birer tesis inşa edilmesi için üye ülkelerden ve İslâm Kalkınma Bankası'ndan destek arayışına gireceğiz. Bir başka önerimiz de İİT himayesindeki üniversitelerde başta olmak üzere bütün üye ülkelerde liderlik ve çatışma yönetimi bölümleri açılması ve kadınlar için özel burs bütçesi oluşturulması için oldu. Kadınların başarılı olduğu bilinen arabuluculuk, çatışma yönetimi gibi alanlarda daha çok rol almaları, inanıyorum ki, uluslararası siyasete de farklı bir kalite kazandıracaktır.

Bir yıllık başkanlığım sürecinde çok ilginç buluşmalar da yaşadık. Örneğin Vatikan'da kiliseye bağlı olarak kurulan Kadın Danışma Konseyi üyeleri ve başkanı meslektaşım Dr. Consuelo Corradi ile bir toplantı gerçekleştirdik. Oldukça verimli geçen müzakerelerimizde beni bil- hassa heyecanlandıran konu Suriyeli mülteciler için ortak çalışmalar yapma hususunda karşılıklı bir mutabakatın oluşması oldu. Doğrusu bu tür bir işbirliğinin pek çok ezberi bozacağına da inanıyorum.

Öncelikli meselelerimiz arasında gördüğümüz bir diğer konu, müslüman kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsilinin güçlendirilmesi hususu yer alıyor. Bu hususta konseyimizin tav- siyesi ile Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Politikalar Bakan- lığı (ASPB)'mızın başlattığı genç kadın liderlik eğitimi programı ALLY for FUTURE'un ilk toplantısı İstanbul'da gerçekleşti. Üye ülkelerden 50 kadar başarılı genç kadının ciddi bir elemeden sonra katıldıkları bir dizi çalıştay, seminer, film gösterimi ve geziden oluşan program katılımcı gençlerin liderlik becerilerini geliştirmeyi hedeflemişti ve başarılı bir şekilde sonuçlandı. Katılımcıların kişisel gelişimlerini desteklemek, ufuklarını genişletip uluslararası perspektif kazandırmak için bir fırsat oluşturan ALLY for FUTURE'un hemen akabinde üzerinde çalışmaya başladığımız bir diğer somut çalışma da İİT kapsamında genç kadınlara yönelik mentörlük programlarının planlanması çerçevesinde olmuştur. Bu alanda çalışmalarımız devam ediyor. Öte yandan önem verdiğimiz bir diğer konu, toplumun temelini oluşturan aile kurumunun güçlendirilmesi ve korunmasıdır. Bu alanda çalışacak bağımsız bir düşünce kuruluşunun İİT çatısı altında kurulmasını konsey olarak önemsiyor ve destekliyoruz.

Özellikle İİT'nin Suriye ve Filistin'de müslüman kadınlara destek olmak ve yaşadıkları problemleri çözümlemek adına yaptığı çalışmalar veya belirlediği hedefler nelerdir?

Burada Kadın Danışma Konseyi özelinde konuşmam daha yerinde olur. Daha önce bilhassa Suriyeli mülteciler ve tabi özelde de kadınlar için yaptığımız ve yapacağımız bazı çalışmalardan söz ettim. Gerçekten inanılmaz bir insanlık dramı ile karşı karşıyayız ve maalesef insanlık bu sınavda sınıfta kaldı. Bu noktada Türkiye açık kapı politikası ile ve insanî yardıma ayırdığı bütçe ile hem Batı'ya hem de pek çok İİT üye ülkelerine ders veriyor.

Filistin ve Filistin'in kadınlarına gelince... Başlangıçta da söylediğim gibi aslında Filistin meselesi İİT'nin kurulma gerekçesidir. Dolayısıyla varoluşsal bir ehemmiyeti ifade ediyor. İİT bu konuda gerek üye ülkeler bazında gerekse BM nezdinde bir mücadele veriyor. Daha etkili sonuçlar alabilmek için İslâm ülkeleri arasında daha güçlü siyasî ekonomik ve toplumsal dayanışmanın olması gerekiyor.

Kadın Konseyi olarak kurulduğumuz ilk günden bu yana Filistin'de- ki gelişmeleri çok yakından takip ettik. Filistin'de İsrail devleti tarafından sistematik bir şekilde sürdürülen ırkçı, ayrımcı politikaların ve elbette şiddetin en büyük mağduru yine kadınlar ve çocuklar. Özellikle de Amerikan başkanı Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyacağını ilan ettiği süreçte konsey olarak bu kararı kınayan bir bildiri yayımladık. Filistin'deki gelişmeler ve Filistin'in kadınları 2. Kadın Konseyi toplantımızın öncelikli gündem maddelerinden biri idi. Bu tartışmalar ve çıkan tavsiye kararları içinde bir tanesini özellikle anlamlı buluyorum: Filistin için yüksek teknolojik donanımı olan mobil bir müze. Bu müzenin hedefi İsrail'in bütün silme çabalarına rağmen Filistin'in tarihini, kültürünü, mimari- sini sonraki nesillere aktarmak, sosyo-kültürel hafızayı korumak olacak... Bu müzenin bir kısmının da kadınların anlatılarına ayrıl- masını planlıyoruz. Çünkü Filistin'de bilhassa kadınlar toplumsal hafızanın korunması için de çok önemli kaynaklar...

İİT Kadının Güçlendirilmesi Eylem Planından bahseder misiniz? Bu plan neyi hedeflemektedir, uygulama mekanizmaları nelerdir? Bu çerçevede yapılan çalışmaların sonuçları ne oldu?

2006'da İstanbul'da gerçekleşen ilk konferans toplantısında böyle bir eylem planının hazırlanması teklifi kabul edildi. 2008'de de oluşturulan taslak plan onaylandı.

Temel olarak İİT Kadının Güçlendirilmesi Eylem Planı () üye ülkelerde kadının statüsünün iyileştirilmesi için uyulması gereken ortak prensipleri, hedefleri, politika önerilerini içeren bir çerçeve belgesidir. Burada tanımlanan haklar uluslararası sözleşmeler ve İslâm dünyasının değerleriyle çerçevelenmiştir. İİT bu aksiyon belgesi ile üye ülkelerde kadına karşı her tür ayrımcılığa karşı çıkarken, kadın ve erkek arasındaki adaletsizliği azaltarak genel olarak toplumsal adaleti gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu amaçla İİT kadının statüsünün iyileştirilmesi için kadın erkek arasında işbirliğinin arttırılmasını ve sivil toplum kuruluşları, medya, özel sektör, sendikalar gibi ilgili bütün toplumsal paydaşların bu çabaya katılımını önemsiyor.

Bu aksiyon planında 9 ana hedef belirlenmiştir… Bunlar; karar alma mekanizmalarında kadının temsilinin arttırılması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, işgücüne katılımda fırsat eşitliği, kadının güvenliğinin sağlanması, kadının şiddetten korunması ve kadının kriz durumlarında -doğal afet, iç savaş vs. korunması şeklinde sıralanabilir. Plan bu hedefleri alt maddelerle detaylandırıyor ve üye ülkelerde hangi paydaşlar ta- rafından takip edileceğini tanımlıyor. Adeta ödevler veriyor…

Bu hedeflere rağmen 2008-2016 yılları arasında yapılan değerlendir- meler planda belirlenen hedefleri yakalama konusunda çok mesafe alınamadığını göstermiştir. Şu sıralar İİT bu planın üye ülkelerce daha etkin şekilde uygulanabilmesi için ortak bir yöntem geliştir- meye çalışıyor. Bu şekilde üye ülkeler standart bir şekilde OPAAW hedefleri doğrultusunda performanslarını ölçebilecekler ve İİT'ye raporlayabilecekler. Elbette İİT de bu raporlamalar üzerinden daha etkili geri bildirimlerde bulunabilecek.

Bu bağlamda yakın planda yapmak istediğimiz işlerden biri de OPAAW'ın üye ülkelerde bilinirliğini yükseltmek... Bunun için metnin İİT ülkelerinde kullanılan bütün dillere çevrilmesi gerekiyor. Bu da konferansa tavsiyelerimizden bir tanesi...

Son olarak belirtmek isterim ki Kadın Danışma Konseyi olarak İİT'nin kendi iç işleyişlerinde de kadının statüsünü korumak ve örnek bir uygulayıcı olarak öne çıkmasını sağlamak için çalışmalar yürütüyoruz. Bunun için bir İİT Toplumsal Cinsiyet Politikası geliştirilmesini öner- dik. Bu yönde taslak çalışmalarımız sürmektedir.

KADEM Kadın Araştırmaları Dergisi, Röportaj: Zehra Zeynep​ Sadıkoğlu; Fotoğraflayan: Mahinur Albayrak

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN