Arama

İbn Halduna göre beslenme ve ibadet ilişkisi

düşüncesinde nefsi eğitmek için uygulanan riyazet yönteminin en önemli unsurlarından biri az yemektir. Nefisteki kötü arzu ve dürtüleri harekete geçiren en önemli kaynak ise aşırı dir. , gıdaların türü ve beslenme alışkanlığının kişiliği etkileyen önemli faktörlerden biri olduğunu söyler ve aşırı yeme - içmeyi manevi ilerlemenin önünde bir engel olarak görür.

"Âdemoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini doğrultacağı kadar lokma yeterlidir. Eğer nefsi galebe çalar ve daha fazla yemek isterse, bu durumda midesini üçe ayırsın; biri yemek, biri su, biri de rahat nefes için olsun…"

Asıl adı Ebu Zeyd Veliyyuddin Abdurrahman b. Muhammed b. El- Hadrami olan İbn Haldun, 1332-1406 yılları arasında yaşamış, İslam düşünce tarihinin en önemli simalarından biridir. Mukaddimesinde gıda, gıda rejimi ve alışkanlığının, insanın hem kişiliğinin oluşumuna hem de fiziki ve psikolojik bünyesine etki eden unsurlar arasında zikreder. İnsanlarda görülen farklılıkların kalıtımdan mı, yoksa çevre ve eğitimden mi kaynaklandığı konusunda İbn Haldun, bir sosyal bilimci olarak kalıtımdan gelen etkileri göz ardı etmemekle birlikte daha çok çevresel etkilere önem verir. Konuyla ilgili görüşlerini "İnsan tabiat ve mizacının değil, imkânlar ve alışkanlıklarının kişisidir. İnsanın alıştığı bir durum, giderek onun tabii karakterinin yerini tutmaya başlayan bir ahlak, meleke ve âdet haline gelir." şeklinde dile getirir.

BESLENME ALIŞKANLIĞI VE DİN İLİŞKİSİ

Beslenme; büyüme, gelişme, sağlıklı yaşama, hastalıklardan korunma, fiziki ve zihni faaliyetleri gerçekleştirme konusunda insan için zorunlu ve doğal yaşam unsurlarının başında gelir. Beslenmede amaç sadece karın doyurmak, açlığı bastırmak ya da canımızın çektiği besinleri istediğimiz zaman istediğimiz kadar yemek değildir. Yaşamın sağlıklı bir şekilde devam etmesi için yapılması gereken en temel ve öncelikli eylem hiç şüphesiz beslenmedir.

Beden ve ruh sağlığının korunmasında beslenme faaliyetinin önemli bir rolü olmasından dolayı İslam dininin bu konuyla ilgili birtakım ilkeler belirlediği görülür. Bu ilkelerin en başında gıdaların helal ve temiz olması gelmektedir. Kur'an'da, "Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun." "Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınız hakkıyla bilmekteyim." buyrularak helal ve temiz gıdalarla beslenilmesi gerektiğine vurgu yapılır.

AZ YEMEK VE ÖLÇÜLÜ BESLENMEK

Kur'an'a göre beslenme kulluğun bir parçasıdır. Bu bakımdan insan, rızkın/gıdaların Allahın bir lütfu/ihsanı sonucu olduğunu unutmamalı, temiz ve helal olan gıdalarla yetinerek pis ve haram olanlardan sakınmalı ve israfa düşmemelidir. 'a göre her şeyin fazlası zarar olduğu gibi fazla bolluk, toplumun yapısını olumsuz anlamda etkileyebilir. Zira refah ve bolluk ortamı insanın arzularını iyice kışkırtır, hazcılığı ve bağımlılığı güçlendirir, ahlaki yozlaşmalara neden olur. Böylece insanın değerleri ve karakteri üzerinde menfi etkiler oluşur.

Az yemek ve ölçülü beslenmek ise vücut için her açıdan sağlıklıdır. Zira bedenin ve aklın sağlıklı ve zinde olmasında az yemenin ciddi etkisi vardır. Hekimlerin tespitlerine göre aç kalmanın; vücudu toksin, bakteri ve virüslerden arındırmak, vücudun yağ ve protein depolarını yakmak, zararlı hücrelerin oluşmasına mani olmak, kilo dengesini sağlamak gibi faydaları bulunmaktadır. Bu bağlamda Peygamberimizin "Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz." tavsiyesi son derece önemlidir.

DEVE SÜTÜNÜN SABIR VE TAHAMMÜL İLE İLİŞKİSİ

İbn Haldun, yle beslenenlerin zorluklar ve ağır yükler karşısında sabır ve tahammül gösterdiklerini zikreder ve görüşlerini şöyle dile getirir: "Deve sütü ve etiyle beslenenlerin, zorluklar ve ağır yükler karşısında sabır ve tahammül gösterdiklerine şahit olunmaktadır. Bilindiği gibi böyle durumlar karşısında sabır ve tahammül sergilemek develerin bir özelliğidir. Aynı şekilde bu kişilerin bağırsakları da develerinki gibi sıhhatli ve dayanaklıdır. Başkalarına zarar veren gıdalar bunlara zarar vermez."

İbn Haldun, görüşleriyle insanın yeme içmesine dikkat etmesi gerektiği mesajını vermeye çalışır. Zira o, insanların aşırı yemeye ve keyfe düşkünlüğünü bir sorun olarak görmekte ve bunun birtakım fiziksel, zihinsel ve ruhsal problemlere yol açtığını ima etmektedir. Hareketsizlik ve fazla yeme-içme, günümüzün hastalığı olan obeziteye neden olmaktadır. Yapılan araştırmalarda aşırı yeme ve şişmanlığın, insanın benlik algısı üzerinde derin hasarlar bıraktığı; psikanalitik araştırmalarda da obezitenin, kişilik bozukluğunun psikosomatik bir belirtisi olduğu tespit edilmiştir.

KUR'AN'DA AŞIRI BESLENME

Kur'an, beslenme konusunda gereğinden fazla tüketimi israf olarak isimlendirerek insanlara orta yolu önermiş, yeme-içmede aşırıya gidilmemesini istemiştir. Yeme davranışının ruhsal durumla olan kuvvetli ilişkisi ve özellikle aşırı beslenmenin etik ve fizyolojik zararları dolayısıyla, Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde " midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini doğrultacağı kadar lokma yeterlidir. Eğer nefsi galebe çalar ve daha fazla yemek isterse, bu durumda midesini üçe ayırsın; biri yemek, biri su, biri de rahat nefes için olsun." Buyurur.

BESLENME ALIŞKANLIĞI VE İBADET

Sözlükte "itaat etmek, boyun eğmek, kulluk etmek, tapınmak" gibi anlamlara gelen ibadet, dinî bir terim olarak "İnsanın Allah'a saygı, sevgi ve itaatini göstermek, O'nun hoşnutluğunu kazanmak için ortaya koyduğu tutum ve davranışların tümü" şeklinde tanımlanır.

Kur'an'a göre ni ifa edebilmesi için Allah'ın kendisine rızk olarak verdiği nimetlerin helal ve temiz olanından yemesi-içmesi gerekir. Dolayısıyla yaşamın kulluk, beslenmenin de yaşam için temel bir zorunluluk olduğu düşünüldüğünde yeme-içmenin ubudiyetin bir parçası olduğu söylenebilir. İbn Haldun'a göre çok yemek yemenin din ve ibadetler konusunda da olumsuz etkileri vardır. Lüks içinde yaşamayıp kendilerini zevklerden ve lezzetli şeylerden uzak tutanlar, bolluk ve lüks içinde yaşayanlara göre daha dindar ve ibadetlere daha düşkündürler.

Bu konuda İbn Haldun'un ifadeleri şöyledir; "Çok fazla et, birbirinden farklı ve abartılı gıdalar ile kepeksiz buğday ekmeği yemeleriyle bağlantılı olarak kalplerinin katı ve gafil olmasından dolayı, şehirlerde ibadetlere düşkün insanlar azdır. Âbidler daha çok darlık içindeki bedevilerden çıkar."

MANEVİ İLERLEMENİN ARACI

düşüncesinde nefsi eğitmek için uygulanan riyazet yönteminin en önemli unsurlarından biri olan az yemek, manevi ilerlemenin bir aracı olarak görülmüştür. Nefisteki kötü arzu ve dürtüleri harekete geçiren en önemli kaynak ise aşırı beslenmedir. Erzurumlu İbrahim Hakkı da, İbn Haldun'un görüşlerine paralel olarak çok yemek yiyen kimsenin ibadetten zevk alamayacağın, çok yemek yemenin bedene ağırlık ve uyku verdiğinden dolayı böyle kimselerin Allah'a itaatten uzaklaşarak, ibadetlerinin azalacağını ifade eder. Sonuç olarak İbn Haldun'a göre yeme duygusunun terbiyesi ile insan şahsiyeti arasında güçlü bir ilişki vardır. Ayrıca nefsani duyguları ıslah etmenin yolu da az yemekten geçmektedir. (İbn Haldun'a Göre Bireyin Beslenme Alışkanlığının Kişilik Gelişimine Ve Dinî Hayata Etkisi Mustafa Bayar, Akra Kültür Sanat Ve Edebiyat Dergisi 2018 (S.15) c.6 / s.123-134)

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN