Arama

  • Anasayfa
  • Tarih
  • Bir devrin kültür ocağı: Marmara Kıraathanesi'nin portresi

Bir devrin kültür ocağı: 'nin portresi

Bir devrin kültür ocağı: Marmara Kıraathanesinin portresi

Muhabbetler çaylar eşliğinde derinleştikçe derinleşir, edebiyat, siyaset, kültür, felsefe ve daha nice konular adapla tartışılır, konuşulurdu. Müdavimlerine de marmaratör denirdi. İşte yazar Cem Sökmen’in ’ta Bir Hayat Sahnesi kitabından Marmara Kıraathanesi’nin portresi.

Masalarda sohbet halkaları kurulmuş, gençler üstat gördüklerinin etrafını çevrelemiş, pür dikkat muhabbeti dinliyor. Sorular soruları takip ediyor, feyz aldıkları üstatlarının cevapları zihinleri açıyor. Sabahın ilk ışıklarına kadar sohbetin sürdüğü de oluyor. Kimi masada Ziya Nur Aksun, Muzaffer Ozak, ve Ali İhsan Yurt gibi isimler var. Kiminde Filozof Cemal, Zaptiye Ahmet ve Hilmi Oflaz gibi renkli kişilikler. Misafirler de yok değil. Bazen kapıdan giriş yapıyor, sohbet halkası mekânın en arka kısmına kadar büyüyor. Bir yandan , Galip Erdem ve Fethi Gemuhluoğlu'nun muhabbetleri çaylar eşliğinde derinleştikçe derinleşiyor; şiir, edebiyat, siyaset, kültür, felsefe ve daha nice konular adapla tartışılıyor, konuşuluyor. Dostlukların kurulduğu, dertlerin dinlendiği tam bir kültür ocağı olan bu yer İstanbul 'taki meşhur ...

Türkiye'nin önde gelen isimlerinin buluşma noktası olan Marmara'nın müdavimlerine ise marmaratör deniliyor. 1957 ile 1983 yılları arasında bir devre damga vurmuş bu mekân artık yok. Burada doğan birliktelik ise başka mekânlarda hâlâ sürüyor. Kahvehaneler alanında araştırmalarıyla bilinen yazar Cem Sökmen, Kültür A.Ş'den çıkan Marmara Kıraathanesi Beyazıt'ta Bir Hayat Sahnesi kitabında da Marmara Kıraathanesi'nin adeta tarihsel serüveni ele almış; Beyazıt'ın tarihi, kahvehane kültürü, Marmara Kıraathanesi'nden anekdotlar, marmaratörlerle görüşmeler ve anıları bir araya getirmiş. Kitaptan yola çıkarak Marmara Kıraathanesi'ni ele aldık. Bir tarafı Marmara Denizi'ne bir tarafı 'na bakan Marmara iki bölümlü. Birincisi sohbetlerin ağırlıklı olduğu alan, mekânın arkası ise bir semt kahvesi havasında. Marmara'ya sağın entelektüelleri geldiği gibi toplumun her kesiminden insan geliyor.

Halka açık bir üniversite atmosferinin hâkim olduğu Marmara'nın müdavimlerinden yazar Özdemir, mekâna gelenleri şöyle tasvir ediyor: "Kimler gelmezdi ki! Uluslararası üne kavuşmuş bilim insanlarından, dünyada ciddi, en güvenilir kabul edilen ansiklopedilerde yer almış sanatkârlara kadar çok değişik, renkli kişiler gelirdi." Marmara'da kimin nerede oturacağı da belli! Her bir masaya bir ad verilmiş; tasavvuf, edebiyat ve siyaset masaları gibi. Bunlardan birinde siyaset ağırlıklı sohbetler yapılır, Marmara'nın Son Osmanlıları olarak adlandırılan Adli Tıp Başkanı Prof. Saip Atademir, Prof. Dr. Nuri Karahöyüklü ve Maliyeci İbrahim Bey ve emsalleri otururmuş. İkincisi Muzaffer Ozak'ın masasıymış. Marmara'nın müdavimi Hazım Yivlik, "Biz Marmara'ya tasavvuf masasından girdik. Muzaffer Ozak'ı dinledik. Edeple soru sorulur huşu ile dinlenirdi. Tasavvuf kültürü adeta kahvelerde yaşamaya devam ediyordu" diyerek anıyor. Üçüncü masa matbaasından her gün Marmara'ya gelen, Osmanlı, İslam ve tasavvuf tarihi bilgisi derince olan Ziya Nur Aksun'a atfedilirmiş. Bilgi deryasını paylaştıkça paylaşır, sorulara titizlikle cevaplar verirmiş.


SANKİ İKİNCİ EV İKİNCİ YAZIHANE

Edebiyat dünyasından birçok ismin adeta yazıhanesiymiş Marmara. Birçok gazete, dergi çalışanlarının da uğrak yeri. Şair Sezai Karakoç'un da bazı yazılarını da yazdığı kıraathanede şiir eksik olmazmış. genelde şiir yazmakla meşgul olduğu için Karakoç'un masasında yaşanırmış edebiyat sohbetleri. Sezai Karakoç Marmara için "İstanbul Üniversitesi'nin karşısında. Arkadaşlarla buluşma. Sohbetler. Sağ-sol kavgalarının kızıştığı ortamda yazdığımız yazılar. Gelenler gidenler, Anadolu'dan gelenler de bizi orada arıyor. Kitaplarımız orada, gazete yazılarımız ilkin orada ortaya çıkıyor. Dostluklar, nadiren de olsa kırgınlıklar. Sanki ikinci ev, ikinci yazıhane orası" diyor.


SOHBETLERİNE DOYUM OLMAZDI

Filozof Cemal da Marmara'nın renkli kişiliklerinden. Hoş sohbet bir isim. Felsefe bölümünde okurken bir rahatsızlık geçirip ayrılmış okuldan. Bir anısını Reşat Şen şöyle anlatıyor: "Filozof Cemal üniversite mezunu değildi ama bir oturuşta 500 sayfa kitap okuyup kalkan bir adamdı. Oturuyoruz. Cemal anlatmaya başladı. Arif Nihat Asya müthiş birikimli bir adam, o da hiç konuşmuyor, dinliyor. Sabah ezanı okununcaya kadar anlattı. Meczup görünen ama dahi bir adamdı." Hilmi Oflaz ise Marmara'nın demirtaşlarından. Üniversite mezunu olmasa dahi evindeki kütüphanede 30 bin kitabı olan bir şahsiyet. İnsanların dertleriyle dertlenir, sohbetine doyum olmazmış. Marmara'nın bir de romanı var. Dahiler ve Deliler romanının yazarı Mehmed Niyazi de "Dostluk ve vefa abidesi Hilmi Oflaz'ın aziz hatırasına" diyerek ithaf ediyor.

MARMARATÖRLER MARMARA'YI ANLATIYOR

Reşat Şen: "Marmara'dan nasibini almamış kişi, demini almamış çaya benzer... Herkesin bir arada bulunduğu ve herkesin birbirinden istifade ettiği bir yerdi. Marmara bir sığınaktı" : "Mekân bize halim olmayı, feragat ve merhameti, hizmet ve hörmeti telkin eder. Had ve ham duygusunu getirir!" Ahmet İyioldu: "Üniversitede duymadığımız şeyleri ikinci üniversite olan Marmara'dan öğrendik" Ahmet Nuri Yüksel: "Marmara bir akademidir. Ancak sesli ve sözlü bir akademi. Tezgâhından geçemeyenin olgunlaşması zordur diye düşünürdük."

Sabah

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN