Arama

  • Anasayfa
  • Tarih
  • Tebaası onu böyle uğurladı: "Babamız bizi bırakıp nereye gidiyorsun?"

Tebaası onu böyle uğurladı: "Babamız bizi bırakıp nereye gidiyorsun?"

Tebaası onu böyle uğurladı: Babamız bizi bırakıp nereye gidiyorsun?

O, koskoca bir imparatorluğun en zor dönemlerinin mirasını omuzlarına alan bir hükümdardı. Üç kıtaya hükmetmiş 'nin en zor zamanlarını yaşadığı dönemde , tüm bu zorluklara göğüs germiş, milletinin başında dimdik ayakta durmuş, elinde tuttuğu sancağından bir an olsun ayrılmamıştı. Son nefesini “Allah” diyerek vermişti. Tebaasında bulunanlar hep bir ağızdan "İyi bilirdik!" diyebilmek için “Ulu hakan”ı bu son yolculuğunda da yalnız bırakmamış, tabutunun ardından "Babamız bizi bırakıp nereye gidiyorsun?" diye bağırmışlardı. Sultan 'i, vefatının yüzüncü yılı sebebiyle sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz…

'nin 34'üncü padişahı ve 'ın 113'üncü halifesi olarak, dünyanın en buhranlı döneminde tahta çıkan ulu hakan , yüz yıl önce bugün hayata veda etti. 10 Şubat 1918'de, alışkanlığı üzere soğuk suyla aldığı duş sonrası rahatsızlanan 'e, kan toplanması sonucu ödemleşme ile kalp ve böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Vücudundan dokuz kez kan alınmasına ve tüm çabalara rağmen, o gün 'nda vefat etti.


TOPKAPI SARAYI'NDA DEFİN İÇİN HAZIRLANDI

Beylerbeyi Sarayı'ndan Sarayburnu'na götürülen Abdülhamid'in naaşı, oradan 'na gasl, teçhiz ve tekfin için nakledildi. Siyahlar giyinmiş bir kafilenin elleri üzerinde, beyaz bir çarşaf ve koyu renkli bir şal ile örtülü tahta bir sedyeyle 'ne konan Sultan Abdülhamid'in naaşını hazırlamak için, içeriye yalnız Hırka-i Saadet erkânı ve önde gelenler girdi, diğer eşlik edenler dışarıda kaldı.

Sultan Abdülhamid'in teçhiz, tekfin ve cenaze merasiminde hazır bulunanlardan Tarihçi Ahmet Refik Bey, Sultan Abdülhamid-i Sani'ye Dair adlı eserinde bu sahneyi şöyle anlatır: "Sultan Abdülhamid, üryan ve bi-ruh teneşir üzerine yatırılmıştı. Hacet penceresinin yaldızlı parmaklıkları önünde müteessirane durdum. Tabutun ilerisinde, Enderun erkânı, ellerini hürmetle kavuşturmuşlar, hizmete muntazır bekliyorlardı. Teneşirin etrafında, ikisi yeşil, ikisi beyaz sarıklı, dört hoca, ellerinde sarı lifler, misk sabunları, dindarane bir ihtiramla naaşı yıkıyorlardı. Sultan Abdülhamid'in beline doğru beyaz ve yeni bir kefen örtülmüştü. Göğsünden yukarısı ve dizlerinden aşağısı açıkta idi. Vücudunda uzun bir hastalığın zaafı görülmüyordu. Renginde ölüm sarılığı, korkunç bir sarılık yoktu, fildişinden camid bir cisim gibiydi. Boyu ufak, saçı sakalı ağarmıştı. Burnu çehresine nisbeten uzunca idi. Gözleri kapanmış çukura batmıştı. Uzun ve siyah kaşlarının vaz'ında melal ve teessür vardı.

Saçları alnına doğru biraz dökülmüştü. Sakalı bembeyaz, uçlarına doğru sararmıştı. Yüzünde ihtiyarlık alameti, fazla buruşukluk yoktu. Boynu incelmiş, omuz kemikleri dışarı fırlamıştı. En zayıf yerleri göğsü idi. Göğüs ve kalça kemikleri görülüyordu. Bacakları beyaz ve ince, ayakları ufaktı. Vücudunda hiç kıl yoktu. Yalnız meme uçlarında, kollarının alt kısımlarında, parmaklarının üzerinde siyah kıllar görülüyordu. Kolları bi-tabane iki tarafa düşmüş, ayaklarının parmakları açılmıştı. Vücudunun sağ tarafı bembeyazdı. Sol tarafında ve arkasında kırmızılıklar görülüyordu. Heyet-i umumiyesi sevimli idi. Beyaz bir vücut, yıkandıkça güzelleşen bir naaş yeni bir teneşir üzerinde, yıkayanların ellerine tabi uzanmış yatıyordu. Naaşın karşısında, ellerinde gümüş buhurdanlar, ağalar duruyordu. Herkes huşu içinde idi. Bütün simalarda tevekkül alametleri görülüyordu. Nihayet, naaşın yıkanması bitti. Sarı ipek işlemeli havlularla kurulandı, tabut yere indirildi, teneşir, tabutun yanına getirildi. İçine kefenler serildi. Sultan Abdülhamid'in naaşı hürmetle tabuta indirildi. Kefen bağlandı, tabut kapandı."


CENAZESİNDE HALK SOKAKLARA DÖKÜLDÜ

Vasiyeti üzere, göğsüne , yüzüne Hırka-i Saadet bezi ve siyah konuldu. Cenazenin defne hazırlanması saat dokuz sıralarında son buldu. Hırka-i Saadet Dairesi'nden çıkarılan tabut, kapı önünde yüksek bir yere konulduktan sonra, 'nin kürsü şeyhi, etrafına bakınarak orada hazır bulunanlara "Merhumu nasıl bilirsiniz?" sorusunu yöneltip "İyi biliriz!" cevabını sorup helallik aldı. Ardından Şeyhülislam Musa Kazım Efendi'nin imametiyle cenaze namazı kılındı. Sultan Abdülhamid'in mensup olduğu Şazeli Dergâhı şeyhlerinin okudukları kelime-i tevhidler, tekbirler ve naatlar eşliğinde 'ndan çıkarıldı. Önde sıra ile süvari bölükleri, inzibat askeri memurları, Bahriye mızıkası, Bahriye askeri, Piyade Küçük Zabit Mektebi, Sahra Topçu Mektebi, İtfaiye alayı, Harbiye Mızıkası, ve Şazeli Dergâhı mensupları ile tabutu taşındı.

Ahmet Refik, o anları şöyle anlatır: "Cenaze Bâb-ı Hümayun'dan çıktı. Sokaklar insandan görülmüyordu. Ayasofya önünden Sultan Mahmud Türbesi'ne kadar caddeye iki sıra asker dizilmişti. Ağaçlar, evler, pencereler, damlar kadınlar ve çoluk çocukla dolmuştu. Tramvaylar durmuştu. Tabut acıklı ve tesirli dualarla, tekbirler ve tehlillerle ilerliyordu. Cenazeyi görenler müteessir oluyorlardı. Evlerin pencereleri kadınlarla dolu idi. Bir hanım hıçkırıklarını zapt edemiyor, mendili gözlerinde, başını duvara dayamış ağlıyordu. Otuz üç sene hilâfet makamında bulunan Osmanlı padişahının son merasimi, hürmetle yerine getiriliyordu. "Allah! Allah!" sesleriyle tabut, türbe kapısından içeri girdi. Sultan Abdülhamid, hürmet ve tazim ile kabre indirildi."


"BABAMIZ BİZİ BIRAKIP NEREYE GİDİYORSUN?"

Sultan Abdülhamid'in cenaze alayı, 'dan Sultan Mahmud Türbesi'ne kadar iki sıra asker dizili Divanyolu'nu takip ederek defin mahalline vardı. Bu sırada cadde ve caddeye çıkan sokaklar üzüntü içerisindeki halk ile dolup taştı. Ağlayanların haykırışları eşliğinde "Allah Allah" sesleri, dualar ve tekbirlerle türbeye getirilen II. Abdülhamid'in cenazesi, dedesi II. Mahmud ve amcası Sultan Abdülaziz'in yanında kendisi için açılan kabre yerleştirildi. Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid adlı eserinde, "Cenaze merasiminin nasıl yapıldığını, ahalinin "Babamız! Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?" diye nasıl bağırdığını o zaman birçok yazanlar olmuştur" demiştir.

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN