Arama

  • Anasayfa
  • Gündem
  • 17 yaşındaki bir genç kızın kaleminden 28 Şubat günlüğü

17 yaşındaki bir genç kızın kaleminden günlüğü

17 yaşındaki bir genç kızın kaleminden 28 Şubat günlüğü

tutma alışkanlığımız neredeyse hiç yok. Büyük olayların içinde yaşayıp giderken oturup da an be an yaşananları yazmak, çok az insanın gösterdiği bir çaba. Oysa günlükler bir anlamda bireysel tarih yazımı, geleceğe düşülen çok özel kayıtlar.  Memleket tarihinin en önemli hadiselerinden birinin yaşandığı, haftasının içindeyiz.

Yine ler dönecek ekranlarda; tankların nasıl yürüdüğü, ikna odaları, lü kızlar, toplantısının kaç saat sürdüğü, o günlerin diğer aktörleri, yürüyüşleri hatırlanacak. Bizimse elimizde 17 yaşındaki imam-hatip lisesi öğrencisi bir genç kızın an be an kaleme aldığı bir var. Bu günlük, 'ta adı sanı hiç duyulmayan nice mağdurdan birinin, o sessiz, o sürekli Rabbine yakarış halinde, sadece onun örtü emrini yerine getirdiği için hakları gasp edilen, yok sayılan, pardösüler ve geniş başörtüleriyle okul kapılarında bekleyen nice kalbin o yaralı ve yalnız hali. 17 yaşında bir genç kızın burada ben varım çığlığı.

Günlüğün sahibi Fatma Köse; Burdur Gölhisar İmam-Hatip Lisesi son sınıfındayken başını açmadığı için okuldan ayrılmak zorunda kalmış. Kendisiyle beraber iki yaş küçük kız kardeşi Ayşe de okulu bırakmış. "Bugün hayatımda hiç yapmadığım bir şeyi yapıyorum. İlk defa günlük tutuyorum. Rüyamda görüp de inanmayacağım bir şey başıma geldi. Şu anda arkadaşlarımın bir çoğu okula giderken ben zorunlu olarak evde oturuyorum" diyerek defterine içini dökmeye başlamış.

MAĞDURLAR ADASI

Toplam dört defter doldurmuş Fatma Köse. İlk defter 27 Ekim 1998 ile 26 Eylül 1999, ikinci defterse 28 Eylül 1999-10 Kasım 2000 tarihleri arasında yaşadıklarını anlatıyor. Üçüncü ve dördüncü deftere ise aralıklarla, 27 Kasım 2000'den 25 Aralık 2011 arasındaki günlerini yazmış. Doğumlar, ölümler, eve gelip giden misafirler, kalabalık aile fertlerinin yaşadıkları, Gölhisar ve İstanbul'daki imam-hatip lisesinde olanlar, kendi halinde tipik bir Anadolu ailesinin hayatı, dünya ve memleket gündemi sayfalar boyunca kaleme alınmış. Özellikle ilk iki defterde 28 Şubat günlerinde sıcağı sıcağına yaşananlar dikkat çekiyor. 17 yaşın duygusal yükü, her gençte olduğu gibi besbelli ama Fatma'nın satırlarında özellikle okula gidememenin getirdiği ıstırap ve üzüntü daha ağır basıyor.

28 Şubat'ta en çok okuma hakkı elinden alınan üniversiteli genç kızlar gündemdeydi ama nde de baş açma zorunluluğu katı bir şekilde uygulanmaya başlamıştı. Hele küçük yerlerde idarecilerin sürülme korkusu ağır bastığı için bütün kız imam-hatip öğrencileri başlarını açmak zorundaydı. Fatma günlüğünde başlarını açmayan liseli, üniversiteli öğrencilerin hepsini bir mağdurlar adasında toplamış:

"Yüzümü yıkarken aklıma birden İki Yıl Okul Tatili filmi geldi. Bir grup okul öğrencisinin bir adada mahsur kalışlarını anlatıyor. Şu anki durumumuzu buna benzettim. Nasıl mı? Bizler büyük, küçük bir sürü başörtüsü mağduru öğrencileriz. Kimimiz liseli kimimiz üniversiteli. Sırayla mağdurlar adasına düşüyoruz. Önce üniversiteliler. Onlar kurtarılmadıkları için sonra da biz düşüyoruz. Koca adada onlar gibi yalnızız. Onlar koca okyanusun ortasında hep beraber yalnızlar. Bizler ise koca Türkiye'de ayrı ayrı evlerde birbirimizden ayrıyız. Belki bir gün biri ansızın çıkar ve sizleri bu mağdurlar adasından kurtarıyorum" der.

Sınav başvuruları başladığını öğrenince hem üzülüyor hem sinirleniyor Fatma.

"Bugün üniversiteye başvuruların başladığı gün. Bu haberi televizyonda gördükçe içim sızlıyor. Ne vardı sanki ben de o sınava girseydim."

Fatma, eğitime önem veren bir ailenin evladı. O günlerde İstanbul'da büyük abisi Abdullah hukuk, büyük ablası Huri kütüphanecilik, diğer ablası Hatice ise tıpta öğrencidir. Bütün aile seferber olmuş, kardeşlerinin başörtüsünü çıkarmadan lise öğrenimine devam edeceği okul arayışına başlamıştır. Ablalarının bütün mesaisi de başörtüsü eylemlerinde geçmektedir.

"Bugün pancar kazdık. Abim de İstanbul'dan geldi. Abimin aklına geldi ve Acıpayam'a yengemin kardeşine telefon ettik. Olursa oraya naklimizi aldıracağız. Hatice Ablam da İstanbul'daki okulları araştıracak. İnşallah bu sene liseyi bitiririm. AMİN"

Her temennisinin, duasının sonuna büyük harflerle bir AMİN eklemiş Fatma Köse. Evin günlük işleri, arkadaşlarıyla dertleşmeler, evin içinde sıkıcı günler geçip giderken, okuldan ayrıldıktan iki ay kadar sonra "Müjde! Müjde!" diyerek başlık atmış ve sevincini yazmış: "Dün pancarı bitirdiğimiz için evdeydik. İkindin otururken telefon çaldı ve ben açtım. Arayan Huri ablamdı. Bir iki laftan sonra 'sizin nakil işleri oldu' dedi. Bir anda ne yapacağımı şaşırdım ve sevinçten ağlamaya başladım. Telefonu hemen babama verip odayı terk ettim. Sanki bütün dünya benim olmuştu."

MERHABA İSTANBUL

Liseyi bitirme umuduyla Fatma ve Ayşe'nin İstanbul macerası başlar. Artık yeni okuluna gelmiştir Fatma. "Eyüp İmam-Hatip Lisesi'ne gittik. Kaydımızı yaptırıncaya kadar Eyüp'ün altını üstüne getirdik. Artık 971 numaralı öğrencisiyim. Akşam hayatımın dönüm noktası olan üniversite formunu doldurdum."

EYLEMDEN TİYATROYA

İstanbul'a gelince kardeşler fırsat buldukça Eminönü, Sultanahmet, Fatih çevrelerinde gezintiye çıkarlar. Tiyatro, konser, sinema da hep ilgi alanları içindedir.

"Mum eylemine tam vaktinde yetiştik. Hayatımda ilk kez ciddi bir eylemde bulundum. Çok güzel bir duyguydu. Ardından özgürlük yemini ettik. Tabii bu arada flaşlar patlıyor ve kameralar çekiyordu. Ortalıkta polis kaynıyordu. Her şey çok güzeldi de bir de şu her şeyden bihaber insanlarımız olmasa. Kalabalığa bakıp 'bu da ne' diyorlar. Onların bu sözlerini duyunca insan kahroluyor. Neyse eylemden sonra Reşat Nuri Tiyatrosu'na gittik. Kuyruklu Yıldız Altında bir izdivaç oyunu vardı. Müzikaldi. Ama çok eğlenceliydi."

Ancak başörtüsü meselesi çok geçmeden İstanbul'daki imam-hatip liselerinde de başlar.

Fatma, yazdığı hemen her bölümün başına tarihle beraber muhakkak bir başlık atmış; Kim Haklı, Eski Dostlar, Merhaba Yeni Yıl Yeni Dertler ve Sevinçler, Öğretmen mi Soytarı mı, Ağlamak Yığın Yığın Günahlara, Ev Hanımı Oldum, Sultanahmet'e Yürüyüş, Yeni Pardösüm gibi...

"Ne Olacak Bu işin Sonu" başlığı altında 10 Aralık 1999'da şunları yazmış:

"Bir an evvel şu dönemi bitirsem de öğrencilikten kurtulsam. Artık tamamen diken üstündeyiz. Sarıyer, Kadıköy, Üsküdar İmam-Hatip liselerinde başörtülü öğretmenler okula alınmıyormuş. Acaba sıra bize mi geliyor? N'aparız bilmem. Seçime daha var. Galiba bize yine yol göründü."

1999'DA GÜLEN'E BEDDUA EDEN BİR GENÇ KIZ...

o günlerde tesettürle ilgili olarak "füruat" diyerek gazetelere demeç vermiş, kendisine bağlı bütün okullarda başörtüsü yasağı derhal uygulanmıştı. Cemaate mensup kız öğrenciler de bu fetva ile arkadaşları ikna odalarında beklerken başlarını hemen açıp okullarına devam etmişlerdi. Fatma bu fetva ile ilgili düşüncelerini de kaleme almış: "Hiçbir şeye elini sürmeyen başörtüsü konusunda, açılması konusunda fetva verenleri bildiğin gibi yap Yarabbim. İnşallah o Fethullah Gülen'in sonu bir başörtüsünden olur. AMİN. Bir mazlum olarak benim bir duam. İnşallah kabul olur. Âleme ibret olur."

MEÇHUL OKURA SESLENİŞ

Kendisi ve ailesiyle ilgili notların yanında ülke gündemi sürekli kaleminin ucundadır genç kızın. Kâh "Yeni gelişmelerden bahsedeyim", kâh "Bu ülkenin çivisi çıktı" diyerek ekonomik krizlerden hapishanelerde çıkan olaylara, Barış Manço'nun ölümünden depreme, Gaffar Okkan suikastından bilimsel gelişmelere, Ecevit-Sezer kavgasından futbol ve basketbol milli maçlarına kadar gündeme dair sürekli notlar alır. Tarihe bir kayıt bıraktığının fevkalade farkındadır. Notlarda seneler sonra defteri okuyacak meçhul okura şu cümlelerle seslenmektedir: "Yazdıklarımın elbet bir gün birileri tarafından okunacağını biliyorum bu yüzden aklımdan geçenlerin hepsini yazmıyorum onlar sadece ve sadece bana ait...(...)

AİLECE DİRENİŞ

1999 yılına gelindiğinde artık ailece yasakların muhatabı olmaya başlarlar. Özellikle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde okuyan ablası Hatice için günler çok zor geçmektedir: "İftardan sonra Sultanahmet'e gittik.(...) Her şey güzeldi fakat eylem olacak diye her yer polis kaynıyordu. (...) Hatice ablamın Fatih Adliyesi'nde davası vardı El Ele eylemi yüzünden. 7 Mayıs'a ertelenmiş. Allah kerim. (...) Nihayet babam bugün Hatice ablamın DGM'de yargılandığını öğrendi. Anladığım kadarıyla şoke olmuş. Zavallı babam. (...) Dün inancı ve düşünce özgürlüğü için el ele eylemi vardı fazla bir duyurma olayı olmadığı için önceki kadar hareketli değildi. Ramazan çadırlarının olduğu yerde olay çıkmış ve 50 kişi tutuklanmış. (..)"

KEŞKE BAŞIMIZDA BİR YAVUZ OLSA...

İstanbul gezileri sırasında yolları Yavuz Selim Camii'ne ve camiye adını veren padişahın türbesine düşer. Akşam eve geldiğinde defterine Yavuz özlemini yazar. "Keşke şimdi de başımızda bir Yavuz olsa. Öfkesi ne kadar çok olursa olsun mühim değil önemli olan gerçekten İslam'a ve devletine sadık ve sevgili olması lazım."

DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI DERSİ HOCASI BAŞINI AÇINCA...

"Demokrasi ve İnsan Hakları Dersi hocası derse geldi. Oturun dedikten sonra eşarbının iğnelerini çıkardı. (...) O anda sanki benim başımdaki örtü alınıyormuş gibi geldi ve içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. (...) o yukarıdan gelen bir genelge ile yenilmişliğin, teslim olmuşluğun ve maddiyatçılığın bir ifadesi olarak açıyorlardı. Gözümüzün önünde çıkarması gerçekten çok kötüydü. (...)"

BAŞÖRTÜSÜ YÜZÜNDEN SAVUNMALARI İSTENDİ

Fatma Köse aldığı notlarda, İstanbul'da bir imam-hatip lisesinde 28 Şubat'ın nasıl yaşandığını bütün teferruatıyla kaleme almış. Baskılar gün geçtikçe artarken Tefsir dersinde başını açan öğretmenin nasıl protesto edildiğini anlatırken yasaklara karşı duran öğretmenlerine verdiği desteği de not etmiş:

"Başörtüsü yüzünden savunmamız istendi. Hakkımızda disiplin soruşturması açılmış. Bize güya göstermelik ceza verilecekmiş.(...) Okulun önü polis kaynıyormuş. 26 öğretmen açığa alınmış. Allah hepsinin yardımcısı olsun. Bu onlar için bir nimet belki de. Çünkü onlar sonuçta Allah rızası için başlarını açmadılar. Allah hepsinden razı olsun."

Ara sıra sevindiği olaylar da gerçekleşmektedir Fatma'nın:

"Huri ablamın arkadaşı Artvinliymiş ve oraya gidip gelmiş. Dediğine göre Hopa'da da aynen bizde olduğu gibi Milli Güvenlik dersi için kızların başını açtıracak olmuşlar. Halk okulu basmış ve şimdi de okulun önünde bekliyorlarmış sıkıysa açtırın diye. Doğrusu çok hoşuma gitti."

1999 yılı Mart ayında Kurban Bayramı nedeniyle memlekete döndüğünde başörtülü olarak eski okuluna uğramak, arkadaşlarını görmek istediğinde yaşadıklarını ise şöyle yazar:

".. Neymiş vay efendim yanlış anlaşılırmış. Daha dün teftiş geçirmişler. İşte yaşım gereği öğrenci sanabilirlermiş. Hocaların başı belaya girebilirmiş. Yok ya müdür odasında ya da N.nin odasında görüşmeliymişim. Olmadı dışarda beklemeliymişim.(...) Kızlar sınıftan sürekli çağırıyorlardı. İdarecilerden izin istemişler onlar da olmaz demişler. Sonra kızlar kimseyi dinlemeden zorla kolumdan girip sınıfa götürdüler. Önce sarıldık. Ama nasıl moralim bozuk. Dayanamayıp ağladım. Zaten onlar da Z. ve G. ağlıyordu."

BAŞÖRTÜSÜ NEDENİYLE ÖDÜLÜNÜ ALAMAYAN HİKÂYE BİRİNCİSİ

Sınava ikinci girişinde Kandıra Meslek Yüksek Okulu Mahalli İdareler Bölümünü kazanır. "Sınav sisteminin çarpıklığı yüzünden burayı tercih etmek zorunda kaldım" diyerek not düşer defterine. Uzun bir stres döneminden sonra kayıt olur. Okula gider ama başörtüsü nedeniyle okula kabul edilmeyince "Bütün hayallerim yıkıldı(...) Dayanamıyorum(...) İçimde bir yara var ve sürekli kanıyor. (...) Aklımın bir köşesi hep oralarda. Kalbimin bazen oralarda attığını hissediyorum.(...) Sobanın başında kucağımda ayım ve radyonun eşliğinde bir süre kendi kendime ağladım" der.

Artık günler hep birbirinin aynıdır, cümleleri hep üzüntü ve keder doludur. 2000 yılının 19 Mayıs'ında Gölhisar İmam-Hatip'e devam ederken yaşadığı olayı hatırlar "Bu tarih bana acı bir olayı hatırlatıyor. Bundan iki yıl önceydi, lise üçe gidiyordum. 23 Nisan'dan önce bir yarışma açılmıştı. Şiir, hikâye ve kompozisyon yarışmasıydı. Konusu T.C.'de Cumhuriyet ve Demokrasiye Geçiş. O zamanki edebiyatçımız A.G. idi. Ben hikâyeyi kafamda ana hatlarıyla şekillendirmiştim. (...) Ben bu işten ümidi kesmiştim eğlendim nasıl olsa ama hikâyemi ben bile çok beğenmiştim. O sene Kur'an'a müdür giriyordu. Bir gün Kur'an dersine girdiğinde bana bakıp bakıp gülüyordu sonra önüme gelip, 'adamlar kuduruyorlar' demişti. Hikâye yarışmasında ilde birinci olduğumu söyledi, ben dâhil hepimiz çok şaşırdık. Hikâyede ben birinciydim, kompozisyon dalındaki birincilik, üçüncülük bize ait, şiirde de ikincilik ve üçüncülük bize aitti. Müdür neredeyse patlayacaktı. 19 Mayıs kutlamalarında ödüllerinizi vereceklermiş.(...) Oraya vardığımızda müdür 'Ben duruma bakıp geleceğim' dedi. Ona demişler ki 'O kızları o şekilde oraya çıkarırsan anında açığa alınırsın.'(...) Stadyumun kenarında töreni izledik. Orada kızlar kısa taytlarla gösteri yapıyor, onlara bir şey yok, bizim başımızdaki 1 metrelik kumaş dert olmuştu. Müdür oradan üç kız buldu ve onları bizim yerimize çıkardı.(..) İsmim okununca hem gururlandım hem de üzüldüm, içim cız etti.(…) İşin komik tarafı yarışmanın konusu Cumhuriyet ve Demokrasiye Geçişti. Bizimki galiba bir hayal ürünü hakkında masal yazmak gibi bir şeydi."

TARİHÇİ OLMA ÖZLEMİ

Fatma'nın üniversite için tek hayali vardır o da tarih bölümünde okumak. Yeri geldikçe bunu vurguladığı gibi, çok dikkat çekici bir şekilde sürekli olarak Allah'ın emirleri hassasiyeti, iyi bir kul olma duası, ömrün kısalığı ve ölümle ilgili cümleler yazmış.

"Tek isteğim bir gün gerçekten iyi bir tarihçi olmak ve hocamın karşısına çıkmak. Ona işte eseriniz demek. (...)İnşallah bir gün iyi bir üniversiteden mezun olmuş bir tarihçi olarak hayatıma devam ederim. Ama Allah'ın emirleri her şeyden önce gelir."

28 ŞUBAT ZULMÜ GÜNLÜKLERE YANSIDI

Fatma Köse'nin tuttuğu günlük, darbe yaşayan bir ülkenin atmosferini, hem büyükşehir hem taşradaki günlük hayatı anlatması bakımından eşsiz tarihi bir vesika. Bu yönüyle Köse, 28 Şubat'ın sembol isimlerinden biri olmaya aday.

Peki Fatma Köse şimdi nerede, ne yapıyor? Star'ın haberine göre Fatma 2009 yılında M. Şakir Ural ile evlendi. Günlüklerinde sık sık dile getirdiği gibi çok istediği anneliği tattı. Yasaklar kalkınca Kandıra'ya gitmedi, artık evli çocuklu bir kadındı ama kendi tabiriyle "okuma aşkı" devam ediyordu. Başörtüsü yasaklarının kalkmasının ardından 7 aylık hamileyken KPSS'ye girdi. 85 puan aldı. 2015 yılında Gölhisar Adliyesi'nde -sözleşmeli memur- mübaşir olarak çalışmaya başladı. Sınava yeniden girdi ve Açıköğretim Fakültesi Adalet Meslek Yüksek Okuluna başladı. Ancak okulunu bitirmek kısmet olmadı. Uzun süredir kanserle boğuşan Fatma Köse, 2017 yılının Ramazan ayında, geride altı ve iki buçuk yaşlarında iki kız çocuğu bırakarak, hayata gözlerini yumdu. Doldurduğu dört defter o gün gencecik insanlara ödetilen ağır bedellerin bir örneği olarak yayınlanmayı bekliyor. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN